Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: İktisat, kamu maliyesi değildir

Ege CANSEN

İktisadın, kamu maliyesiyle aynı şey olarak anlaşılması, beni giderek rahatsız etmeye başladı. Kamu maliyesi, ulusal ekonominin çok önemli bir bölümüdür. Eğer devletin gelirleri giderlerini karşılamazsa, daha doğrusu siyasi iktidarlar devleti gelirinin üstünde harcama yapmaya zorlarsa, bütçe açığı doğar. Kamu maliyesi sürekli ve ciddi boyutta açık (kısaca bütçe açığı) vermeye başlayınca da enflasyon kaçınılmaz olur. Bir ülkede enflasyon varsa, o ülkede ekonominin adam olması mümkün değildir. Sadece bu gerekçeyle dahi, kamu maliyesinin ekonomideki en önemli ‘‘belirleyici’’ olduğu iddia edilebilir. Bu doğrudur, ancak ekonomi, kamu maliyesinden ibaret değildir. Sadece kamu maliyesiyle uğraşmış veya genelde mali konularda uzmanlaşmış kişilerin de ‘‘ulusal ekonomi’’yi tüm boyutlarıyla ihata etmeleri çok güçtür. Bu yüzden de onlardan, ekonomiyi hale yola koyacak, kalkınmayı sağlayacak politikalar geliştirmelerini beklememek gerekir. Onlar olsa olsa, kamunun mali işlerini (public finance) halledebilirler.

Finans, genel kabul görmüş tanımıyla, ekonominin ‘‘gerçek olmayan’’ kesimidir. Geride kocaman ‘‘gerçek’’ (reel) ekonomi'' kesimi vardır. Bu kesim, tarım, hayvancılık, inşaat ve sanayi sektörleriyle, ulaştırma, iletişim, turizm, sağlık, adalet, eğitim ve benzeri hizmet ait sektörleriyle ve en önemlisi polisi ve silahlı kuvvetleriyle ‘‘lök gibi’’ ortada durmaktadır. İktisat da oradadır; iktisatsızlık da. Hazine müsteşarlığında değil.

Bir ekonominin iyi işlemesi denilen şeyin temelinde, reel ekonominin ‘‘iktisadi’’ çalışması vardır. Bu iktisadi sürecin tanrısı da ‘‘verimlilik’’tir. Reel kesimde faaliyet gösterenlerin sözcüsü durumunda bulunan kuruluşların, mesela Odalar Birliği'nin ve SİAD'ların veya medya maydanozu bazı işadamlarının veya hizmet ait sektörlerinde öncülük yaptığı iddiasında bulunanların, kısaca ulusal kaynaklara şöyle veya böyle tasarruf etme yetkisini elinde tutan asker-sivil herkesin, sahanın kenarında maç seyreden ‘‘sorumsuz’’ seyirciler gibi, hazine müsteşarına ‘‘düzeltin şu ekonomiyi’’ demesi kadar haksız bir davranış olamaz. Çünkü kamu maliyesindeki bozuklukların kaynağı, reel sektördeki ‘‘verimsizlik’’tir. İsabetsiz kararlardır, alınmayan ‘‘gerçek’’ önlemlerdir.

* * *

Hürriyet'te Pakize Suda'nın İbrahim Tatlıses'le yaptığı röportajı okudum. Sohbetin bir yerinde Tatlıses, varlıklarının gayri-nakdi kalemlerde olduğunu, bu yüzden vergi borçlarını ödemekte zorlandığını ve devlete külliyetli miktarda gecikme faizi ödediğini söylüyordu. Sonunda da bu olayı ‘‘iyi bir muhasebeci’’ bulamamış olmasına bağlıyordu. Tipik bir ‘‘kara kucak’’ işadamının söylemiydi bu. Ha başbakanken Özal veya Demirel, ha İbrahim Tatlıses. Hesapsız yatırım ve harcama kararları alacak, ödeme zorluğuna girince ‘‘iyi bir muhasebecisi (maliyecisi)’’ olmamasından yakınacak. Haydi Tatlıses, şarkıyı söyler, bu parayı toplar diyelim. Savurganlık şampiyonu Özal'lar ve Demirel'ler ve onların türevleri nereden bulacak parayı? Cevap: Yap şantajı, kap parayı.

SON SÖZ: Kötü mali durum, akılsız yönetimin gecikmeli yansımasıdır.



X