Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: İkinci petrol krizi (mi?)

Ege CANSEN

SON 20 ayda, ham petrol fiyatları, üç misline çıktı. Üstelik Amerikan Doları'yla. Aynı devre içinde dolar da Avrupa paralarına karşı yüzde 30 değer kazandı. Petrol fiyatlarının bu kadar kısa sürede bu kadar yükselmesi, acaba 1970'lerde olduğu gibi, dünya ekonomisinde bir ‘‘durgunluk içinde enflasyon’’ sürecinin başlamasına sebep olacak mı? Genel kanaat 1970'li yıllarda yaşanan petrol krizinin benzerinin bu sefer yaşanmayacağı yönünde. Bunun iki sebebi var: Doların satın alma gücü, Amerika içinde 10-15 yılda bir yarıya düşer. Diğer bir deyişle, bugünün 100 dolarının, Amerika içinde satın alma gücü, 1970'lerin başlarındaki 25 doların satın alma gücü dolayındadır. Demek ki, nominal olarak 1 varil petrol 1970'lerde olduğu gibi 40 dolara çıksa, reel fiyatı sadece 10-15 dolar düzeyine geldi demektir. Yani hızla artan fiyatlara rağmen petrol, 20-25 yıl öncesine kadar hálá ucuz ve ucuz kalmaya devam edecek. İkincisi, sanayileşmiş ülke ekonomileri petrole daha az bağımlı halde. Son 30 yıl içinde alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve enerji tasarrufu açısından çok önemli gelişmeler oldu. Dolayısıyla bu seferki petrol fiyat artışlarının, dünya ekonomisindeki olumsuz (?) etkisi sınırlı kalacak. Kaldı ki; artan petrol fiyatlarının dünya ekonomisinde sürdürülebilir kalkınmayı yakalama bakımından faydası da var. Yani, petrol fiyatlarının artması sadece bir ‘‘şer’’ değil, bunun ‘‘hayır’’ tarafı da mevcut. Tabii, bu fiyat artışlarının, ülkemiz bakımından özellikle enflasyonu düşürmeye çalıştığımız şu devrede, iyi yanını bulmak zor. Bu iş bizim için (şimdilik) kötü oldu.

* * *

Petrol, tüm ülkelerde devletlerin en önemli gelir kaynağıdır. En kolay ‘‘dolaylı vergi’’ petrol satışlarından sağlanır. Ülkelerin çoğunda (ABD hariç) 1000 litresi yaklaşık 900 dolar olan benzinin veya 800 dolar olan mazotun perakende satış fiyatının en az yarısı (bazen üçte ikisi) vergidir. Ham petrol fiyatlarındaki artışın, perakende fiyatlara yansıtılmaması için vergilerin indirilmesini talep eden Avrupalı profesyonel tüketiciler (balıkçılar, çiftçiler ve kamyoncular), adeta bir mini ‘‘ayaklanma’’ hareketi başlattılar. BBC muhabirinin deyişiyle, 1789 devriminden beri ‘‘sokak ayaklanmalarını’’ ulusal kültürlerinin bir parçası haline getirmiş olan Fransızlar, bu eylemlerde başı çekti ve balıkçılar ilk tavizi aldı. Pek tabii, taviz bir yerde kopartılınca, ‘‘herkese şapur şupur, bize gelince ya Rabbi şükür’’ olmaz diyenler direnişleri yaygınlaştırdılar. Böylece ‘‘bir yanlış evet, yüz haksız talep doğurdu’’.

Böylece, petrol fiyatlarındaki artışın, enflasyon, büyüme, ödemeler dengesi ve istihdam gibi dört temel makro ekonomik parametrede yaratacağı değişiklikler gündeme gelmeden, beşinci parametre olan ‘‘milli gelir dağılımı’’na olan etkisi, ilk tepkiyi vermiş oldu. Bu sokak gösterilerinin ekonomi diline tercümesi şudur: ‘‘Petrol fiyatlarındaki artışın yükünü, dolaylı vergileri ödeyen geniş anlamda halka değil, dolaysız (kurum ve gelir) vergisi ödeyen kesime taşıtın.’’ İşin garip yanı, Fransa'da yapılan bir ankette, halkın yüzde 88'inin bu tezi desteklemesi. Yani, gelir vergisi mükellefleri de ‘‘protestocuları’’ haklı görüp, kendi aleyhlerine olan bir gelişmeye arka çıkıyor. Ya da milli gelirin yarısından fazlasını harcayan Fransız devletine, halk ‘‘sen artık küçül’’ demektedir.

SON SÖZ: Halkın her sözü, hakkın sözü değildir.

X