Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: İçimizdeki iktisat

Ege CANSEN

ÇOK tanrılılardan, tek tanrılılara doğru bir değişim gösteren din kurumu, insanlığın sorunlarını çözemeyince, sonunda derde deva olur diye, tanrısız din Marksizm yaratıldı. Müminleri, diğer dinlere rahmet okutacak bir zorbalıkla, Marksizm toplum hayatına egemen olsun diye uğraştı. Üzerine oturduğu büyük medeniyet mirasına rağmen Marksizm, başarılı olamadı. Çünkü, ‘‘insanı ve toplumu’’ doğru okuyamadı ve tanrı meselesine yanlış yaklaştı. Toplumları mutsuzluğa sürükleyen bencil davranışların kaynağını, bireylerin tanrıya inanması olarak gördü. Dolayısıyla onu elimine etti. İnkár, çözüm olamadı. Gerçi haklıydı, toplumsal çürümenin kaynağı, insanların sırf uyduruk şekil şartlarını yerine getirdikleri için kendilerini mükafatlandıracak bir ‘‘dışta’’ tanrının varlığını kabul etmeleriydi. Ama necat, onu inkárda değil, tanrıyı içine sığdırabilmekte ve sindirebilmekteydi.

* * *

İktisadi kalkınma yolunda düşe kalka ilerleyen milletimiz, ‘‘iktisat’’ı da hep kendi dışında görmüştür. İnanışa göre, zavallı ve zavallı olduğu için tarif icabı masum olan halk, onu kuşatan bozuk iktisadi düzenin mağdurudur. Kendi iktisadi durumunu düzeltmek için, halkın elinden bir şey gelmez, gelemez. Çünkü, dilediğine dilediği kadar veren dışımızdaki tanrının, yeryüzü temsilcisi olan ‘‘devlet’’, halkı sevmeyen ‘‘keşişlerin’’ (siyasilerin ve yüksek bürokratların) eline geçmiştir. Halk için, halkı seven keşişlerin devleti ele geçirmesinden başka kurtuluş çaresi yoktur. Cebren ve hileyle, devleti ele geçirerek, halkı döve döve yoksulluktan ‘‘kurtarmaya’’ azmetmiş Marksist keşişlerimiz, önce 1972, sonra da 1980 askeri müdahaleleriyle, rakipleri tarafından ‘‘derin devlet’’ten uzaklaştırıldılar. Onlar da cihatlarına, siyasetin diğer platformuna ‘‘derin basın’’a geçerek devam etme kararı aldılar.

* * *

Bu ülkede hálá dıştaki iktisadı, yani kamu maliyesini tartışmak esastır. Kuşku yok devlet, bir ülke ekonomisinin en büyük aktörüdür. Çünkü, para basma ve vergi salma yetkisi ondadır. Ama, iktisadi sistemin kimyasını oluşturan ‘‘kaynak kullanımında verimlilik’’ kavramı hemen hiç tartışılmaz. Mesela, bu ülkede, mazot kaçakçılığıyla bölgesel kalkınma, vakıf şirketlerine imtiyaz tanıyarak, hayır ve hasenata para bulma hedeflenir. Ülkemizde pencere standardı yoktur; hálá 10-15 kişilik minibüslerle ‘‘toplu’’ taşımacılık yapılır, hálá ucuzluk sağlasın diye, pazarcılara sokaklar işgal ettirilir, hálá kaçak inşaat halkın tek umut kaynağıdır. İster kamu, ister özel olsun şirketlerimizin çoğu iktisaden zarardadır. Batık şirketlerin beceriksiz patronları ise, kurtuluşu ‘‘arsa rantı’’ yaratmada ve ‘‘banka ve vergi borçları’’ affettirmekte arar. Kaçak inşaatın affı gibi, onlar da sonunda ‘‘devlet tanrısının’’ atıfetine mazhar olur. Bütün bu gayri iktisadilikler, iktisadilik olarak kabul edilir. Toplum mütevekkildir. İşini ‘‘vekil’’e, yani tanrıya (ya da devlete) emanet eder. Heyhat! Halbuki sorun da çözüm de içtedir.

* * *

Artık IMF mi, Hazine mi, Merkez Bankası mı, Maliye Bakanlığı mı, Devlet Planlama mı, hangi ‘‘kilise’’ şu dıştaki tanrının kitabından anlıyorsa, gerekeni yapsın da, masum ve mağdur halkımız refaha kavuşsun. Doğrudur! (Amin!)

SON SÖZ: Devleti tanrılaştıran, onun kulu olur.

X