Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: Buyrun yağmaya

Ege CANSEN

Yakında, yurtta ve tabii İstanbul'da yeni belediye başkanları seçilecek. Halka derin mülakat tekniğiyle ‘‘belediye başkanının işi nedir?’’ sualini sorsak, eminim cevap ‘‘inşaat’’ çıkacaktır. Belediye başkanlarının esas işinin inşaat olduğuna, belediye başkan adayları da katılmaktadır. İsterseniz kendilerini bir dinleyin. Onlara göre de başkan, inşaat yapan veya inşaat yaptıran kişidir. Demek ki, halk aslında belediye başkanı değil, yörenin ‘‘inşaat başkanı’’nı seçecektir. Peki halk, niçin inşaata bu kadar düşkündür? Neden durmadan beton döker? Çünkü halk, ‘‘para kazanmak’’ ve ‘‘tasarruflarını değerlendirmek’’ istemektedir. İnşaattan dişe dokunur para kazanmak ise ancak, kamu tarafından yaratılan ‘‘mekán rantı’’nın kişisel servete aktarılmasıyla gerçekleşir. Bu transfer için de ‘‘bildik bir belediye başkanına’’ ihtiyaç vardır.

Derme çatma bir konut yapıp başını içine sokmak gibi, kamu çıkarları açısından olmasa bile, hayat mücadelesi veren biri açısından masum sayılacak bir gerekçeyle başlayan ‘‘gece-kondu’’laşmanın, kısa zamanda ‘‘gündüz-kondu’’laşmaya dönüşmesinin sebebi ‘‘rant yağması’’dır. Gündüz-kondular, yani kaçak inşaatlar, başını sokacak bir konut tanımını çok geride bırakmış, birer toprak rantı aktarma mekanizması olmuştur. Gündüz-kondular, sürekli kat çıkarak ve/veya genişleyerek, sahiplerinin sosyal sınıfını ‘‘emekçilik’’ten, Erbakan'ın deyişi tarzıyla ‘‘rantiyeciliğe’’ dönüştürmektedir.

Kişinin gözünü bir kez rantiyecilik bürüdü mü, onu durduracak hiçbir vicdani kuvvet kalmaz. Avına dişlerini geçirmiş bir timsah gibi, kaçak inşaat yapan kişi, karşısına kim çıkarsa çıksın, ölümüne mücadele eder. Kaçak inşaatla, kentsel mekán rantlarını cebe atma furyası, sadece imar planına dahil olmayan yörelerdeki kamuya veya şahsa ait arazilerin iğrenç binalarla doldurulmasıyla sınırlı kalmamıştır. Şehrin kulağı kesik eski sakinleri de kendi silahlarıyla bu yağmaya ‘‘geç ama çok güçlü’’ bir şekilde katılmıştır. Egemen sınıfların esas silahı, gayrimeşru emellerine ‘‘yasa ve yönetmeliklere uygundur’’ kılıfı giydirmektir. Bunun yolu da belediyelere açık veya örtülü, rüşvet, bağış veya bahşiş vermektir. Belediyeler halktan vergi toplamakta zorlanırken, ‘‘bağış’’ karşılığında imar durumu değiştirme diye harika ve bitmez tükenmez bir finansman kaynağına kavuşmuştur. Böylece bir yandan dama çıkıp kız çocuğunun boynuna bıçak dayayarak veya üstüne benzin dökerek yıkımı durduran ‘‘düpedüz’’ kaçak inşaatçılarla, diğer yandan belediyeye para verip ‘‘minareye kılıf hazırlayanlar’’ gücü oranında, artık Allah ne verdiyse şehri yağmalamıştır. Ayrıca, isteyen seyyar satıcı veya büfeci olup kaldırımları, isteyen yolları işgal etmiş, isteyen denizi doldurmuş, isteyen ormana tecavüz etmiştir. Şehirde ne yoğunluk emsali kalmıştır ne de arsada yeşil alan yüzdesi. İşte bu hemşeriler şimdi ‘‘şehir emini’’ni seçmek için sandık başına gidecekler. Kimi seçecekler acaba? Gayet açık ki; kendilerine en fazla kaçak inşaat rantı sağlayacak olanı. Bu işin bir gerekçesi daha var. Başkanlar, şehir yağmasından aldıkları haraçlarla, bizzat belediyeyi en büyük inşaatçı yaparlar. Halk da ‘‘eser yarattı’’ diye bunlara bayılır.

SON SÖZ: Kişisel çözümlerin toplamı, toplumsal çözümsüzlüktür.



X