Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: Bankalar holding olmamalı

Ege CANSEN

ULUSAL ekonomiler, birer sistemdir. Her sistem, farklı işlevleri ve özellikleri olan parçalardan oluşur. Bu sistem, kendini meydana getiren parçaların, ya hiç yapamayacaklarını, ya yapabileceklerinin daha iyisini veya daha fazlasını yapar ya da bunların hepsini birlikte gerçekleştirir. Sistemi teşkil eden parçaların arasında, iş bölümü vardır. İş bölümü, uzmanlaşmayı getirir. Uzmanlaşma ise, hem parçaların hem de sistemin verimini artırır. Doğru tasarlanmış bir sistemde parçalar, birbirlerini karşılıklı olarak ‘‘denetler ve dengeler’’ (check and balance). Böylece sistem verimli çalışır ve raydan çıkıp devrilmez.

Ekonomi bir sistem olarak iyi çalışırsa,

a) Milli gelir artar.

b) Enflasyon olmaz.

c) Döviz bitmez.

d) İşsizlik azalır.

e) Gelir dağılımı daha eşitlikçi olur.

Ekonomik sistemin doğru dürüst çalışması için, bankalar ne yapmalı ve bilhassa ne yapmamalıdır? Bu konuda farklı görüşler ortaya atılmış ve dünyada çeşitli tecrübeler yaşanmıştır. Günümüzde bankalar, mali sektörün esas aktörleridir. Ekonomiye çeşitli hizmetler sunarlar. Ancak, bankaların bir numaralı görevleri, hálá tasarruf sahiplerinin hak ve çıkarlarını korumaktır. Bankaların, girişimcilere veya kamuya kredi vermesinin amacı da tasarruf sahiplerine, enflasyonun üstünde tatminkár bir nema (getiri) sağlamaktır. Hiç kredi vermeyen bankalar, tasarrufların erimesine sebep olur. Bu da en kıymetli ulusal kaynağın, yani parasal birikimlerin israfı ve dolayısıyla milli gelirin artmaması demektir. Bankalar, bilindiği gibi küçük tasarrufları bir araya getirerek ‘‘sinerji’’ yaratır. Aynen barajda toplanan suyun, çok elektrik üretmesi gibi. Barajlar olmasa, akıp giden sulardan az enerji üretilebilir.

Özellikle Türkiye'de kritik soru şudur: Bankalar, topladıkları paraları, bir girişimci olarak kendileri (kuruluşları vasıtasıyla) yatırıma yöneltse aynı fayda doğmaz mı? Cevabım, kesinlikle hayır. Ama bu yöntem hiç denenmemiş ve az da olsa bazı hallerde başarılı olmamış demek değildir. Şimdi niçin hayır dediğimi açıklayayım:

Girişimciler ataktır ve risk almasını sever. Bu, onların doğasında vardır. Girişimci, bankaya gidip kredi isterse, banka uzmanları hesapları iyice irdeler, varsa yüksek riskli kısımları ayıklar. Diğer taraftan, faiz yüksekse, girişimci kredi almaktan vazgeçer. Yani, ekonomik sistemin parçaları olan bankalar ve girişimciler birbirini ‘‘denetler ve dengeler’’. Eğer banka topladığı paraları, kendisi yatırıma dönüştürürse, bu olmaz. Hem faizler yüksek olur, hem de rizikosu yüksek yatırımlara kaynak tahsis edilir. Üstelik, mevduata ‘‘yüzde yüz’’ devlet güvencesi verilen Türkiye'de ‘‘ahlaki tehlike’’ (moral hazard) ihtimali yüksektir. Görülmüştür ki, rizikonun başkası (devlet) tarafından üstlenildiği ortamlarda ‘‘bankalar’’ ve ‘‘şirketler’’ çok kolay baştan çıkmaktadır.

SON SÖZ: İmam, meyhanecilik yapamaz.

X