"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Efes Pilsen Spor Kulübü

Ben yanlış mı duydum? Daha doğrusu ben yanlış bir şey duymuş olmalıyım.

Ve eğer bu yanlış duymuş olduğumu düşünmek istediğim şey doğruysa da neden kimse yeterince yaygara koparmadı anlamıyorum! Efes Pilsen Spor Klübü kapanıyor mu? Böylesi bir saçmalık da başımıza geliyor olabilir mi? Hem de bu, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu’nun yeni yönetmelik taslağı yüzünden olabilir mi gerçekten? Yani biz böylesi saçma şeylere kadar düştük mü hakikaten? Bu çok “anlamlı” yönetmeliğe göre: “Çocukları ve gençleri hedef alan, veya bu kişilerin ilgi alanına giren etkinlikler ile bu nevi etkinliklerin tanıtımında ve etkinliğin gerçekleştirileceği mekanlarda, alkollü içki markaları veya alkollü içki markalarını çağrıştıracak nitelikteki unsurlar kullanılamaz” deniyor. Yani ne demek oluyor bu? Efes Pilsen bir “bira” markası olduğu için basket takımı olamaz öyle mi? Hadi takımını geçtim herhangi bir kültürel/sportif hiçbir olayda adları geçemez öyle mi? Ya siz kafayı mı yediniz? Pardon, biz kafayı mı yedik? Bunca senedir Efes Pilsen’in basket maçlarını seyrederken aklıma bir kere bile bira gelmemişti, aha şimdi geldi işte! Yahu ne alakası var? Siz mesela Efes Pilsen’in 1992’den beri Türkiye’nin dört bir yanındaki tiyatrolara aralıksız sponsor olduğunu biliyor musunuz? E ne olacak şimdi? Efes Pilsen Spor Klübü bugün gurur duyduğumuz bir dolu sporcuyu yetiştirdi. Hidayet nereden yetişti çıktı yahu? Takım sporlarındaki ilk Avrupa Şampiyonluğumuzu Efes Pilsen kazandırmadı mı bize? Bu nasıl bir zihniyettir? Hangi akla hizmet eder? Ne işe yarar? Yani spor klübü ortadan kalkınca insanlar daha mı az bira göbeği yapar? Pes! Eğer ki bu saçma sapan yönetmelik bozuntusu yüzünden koskoca 35 yıllık Efes Pilsen Spor Klübü kapanırsa, var ya esas o zaman yer yerinden oynar. Oynamazsa da harbi yazıklar olsun. Ona siyah kurdele tak, buna siyah kurdele tak derken, maşallah böyle giderse siyah kurdelenin kaplamadığı açıkta bir yerimiz kalmayacak!

Yonca

“biracı”

 

Sevdiklerinden uzak olmak

İnsanın sevdiklerinden uzak kalması sanırım onu gönül yorgunu yapıyor. Şikayet etmiyorum; ama elimde olmadan, insani, çocukca duygularla bazen isyan ediveriyorum.

Yıllardır sevdiklerimden uzak yaşıyorum. Elimde hep bir bavul, çeke çeke, sevdiklerime gitmek için; uçak, tren, otobüs ne varsa devamlı kovalıyorum. Üniversitem topu topu otobüsle 5 saatlik mesafedeydi, sözde ha desem ulaşabilirdim baba evime; ama en gereken zamanda ulaşamadım. Babacığıma yetişemedim. Geç kaldım!

Şimdi de son 10 yıldır, her sevinçli gün için çok önceden plan yapmak gerekiyor. Acı bir haber geldiğinde ise, hep çok geç oluyor. Saatler geçmek biliyor. Bugüne ne yazayım diye çok düşündüm. Zulada bir sürü yazım, aklımda da milyonlarca cümle var; ama hissettiklerimi anlatan tek bir kelime yok. Ondan bunları yazmaya başladım; müsfettesiz bir içdökümü; hatasıyla doğrusuyla, günahı ve sevabıyla. İnsanın sevdiği birine bir şey olduğu zaman gönlü kısa devre yapıyor. Bir sürü güzel söz var söylenen: “Başın sağolsun, Allah çektirmesin, Allah sıralı ölüm versin, Allah rahmet eylesin, huzura kavuştu vs...”. Cuma’dan beri hepsini sıraladım önüme. Hiçbiri teselli olmadı hislerime. Bir şeyleri anlamak için yaşamak mı gerekiyor illa, bilmiyorum. Ben 93 yaşındaki Annanemi kaybettiğim zaman bile çok isyan ettimdi. “93 yaşındaydı” dediler, “Uzun ve güzel bir ömrü oldu, çok şükür” dediler, beni yine de teselli edemediler. Yaşamak söz konusu olunca 93 ya da 193 yılmış, yetmiyor bana, az geliyor her zaman. Genç kayıplara nasıl dayanayım! Şu hayatı yaşamayı çok fazla sevmek gibi bir sorunum var, çözemediğim. Aldığım her nefesin serinliğini, akıttığım her göz yaşının tuzunu çok seviyorum. Hayatı sayısı olmayan bir yıla kadar, güle ağlaya, doya doya, uzun uzun tüm sevdiklerimizle sağlıklı bir şekilde beraber yaşayalım istiyorum. Aramızdan çok zamansız ayrılan her can için, kahroluyorum. Kendime gelemiyorum.

Yonca

“doyumsuz”

 

Meme kanseri Testis Kanseri Rahim Kanseri

Yalvarıyorum artık “kanser” bir tabu olmaktan çıksın. Meme kanseri konusu konuşulsun. Bilinsin. Öğrenilsin. Duyulsun. Her 10 kadından 3 tanesinde görülüyor bakın. Meral Tamer Milliyet’de inanılmaz harbi, gayet anlaşılır bir dilde yaşadıklarını anlatıyor. Uyarıyor. Paylaşıyor. Okuyun, lütfen okuyun ve lütfen bedeninizin farkında olun. Kadınlar, lütfen memelerinizi düzenli olarak kontrol edin, ettirin. Rahim kanserine karşı da dikkatli olmak lazım. Daha yeni geliştirilen bir aşı var. Hakkında çok bilgim yok. Osman Müftüoğlu bu konuda eminim bizlere güzel bir yazı hazırlar. Ama siz de araştırın. Doktorlarınızla konuşun. Ne nedir bilin en azından. Bilmemek en kötüsü. Erkekler testislerini kontrol etsin! Erkeklerde testis kanseri yaşı 30’lara kadar indi. Kadınlar erkekleri, erkekler de kadınları kanser konusunda karşılıklı uyarsın. Herkes birbirine kontrollerin düzenli yapılması gerektiğini hatırlatsın. Tamam kader de var lanet olsun... kader denen şeye karşı koyulamıyor. Ama erken teşhis de hayat kurtarıyor. Kadere kafa tutan, sizin farkındalığınız oluyor.

Kanserin şakası yok! Can yakıyor.

Yonca

“endişeli”

 

X