Editörlük zor sanat/zanaat

Öykücü, dergilerde ve hali hazırda bir yayınevinde editörlük görevinin başarıyla üstesinden gelen bir isim Murat Yalçın. Yayınevi ve dergi editörleri, yazardan çok yazar adaylarıyla uğraşırlar! Yalçın’dan sıradışı bir editörün maceraları kitabı.

Haberin Devamı

Elinize alıp okuduğunuz kitabın, derginin ve herhangi bir basılı neşriyatın size düzgün, hatasız ulaşmasını sağlayan kurum, editörlük kurumudur. Dergi çıkaran, yayınevi yöneten editörler zaman zaman yazarla çatışma yaşar. Ki doğaldır. Ben de dergi, yayınevi yönettiğim zaman bunu yaşadım. Yazarlarla yaşananlar bir kenara bir de yazar adaylarıyla, yazar olduğunu sananlarla yaşanan hadiseler vardır ki, evlere şenlik! ‘Hayatım roman’ ya da Türk şiiri asıl benimle bitti diyenin dosya göndermesi işten bile değildir...
Öykü yazarı, kitap-lık dergisi yayın yönetmeni Murat Yalçın’ın İçimde Oğuz Atay ile Orhan Gencebay İkizi Yaşıyor / editöre-postalar kitabını okurken hem güldüm hem de kendi anılarımı tazeledim. Kitabın çizimlerini de Semih Poroy yapmış.
Kendisine gelen ‘yazar’ mektuplarından ve e-postalarından hareketle bir tür öykü kurgusuyla bunları bize iletiyor Yalçın. İyi okur olmanın erdemleri, takdir edilecek yanları çoktur. Yalnız bazı kimseler, iyi okur olmanın iyi yazarlığa giden yolun başlangıcı olduğu kanısına kapılırlar. Örneğin: “Tabii okumaktan başka yapacak bir işi olmayınca insanın, bir süre sonra yazmaya da başlıyor. Ayıptır söylemesi, birikim bir şekilde dışa vuruyor” şeklinde mektuplar alabiliyorsunuz...
Murat Yalçın’ın yer yer değiştirerek, çoğuna ironi katarak bize aktardıkları, okur profli kadar dergi yöneticisi profilini de çiziyor. “Kusura bakmayın ama eşinizin dostunuzun geğirtisini baş tacı ederken -Fildişi Kuleler Cumhuriyeti’nden [aramızdaki adı FİKUCU] uzakta- türlü engellere göğüs gererek şiire emek veren, bu yüce sanatın kafa gönül işçiliğine kendini adamışlara yüz vermemeniz, görevinizi hak edip etmediğiniz konusunda da bizde ciddi kuşkular uyandırdı” şeklinde isyanlarla karşı karşıya gelmesinin sebepleri arasında, işini iyi yapamayan yöneticiler de var. Bir de elinde sekiz roman dosyası olan ama bunları nereye göndereceğini bilmediğini söyleyen birine nasıl yardım edersiniz? Yayınevi adresleri yollayarak mı? Posta gönderenin kaderci anlayışını okuyun: “Kürk Mantolu Madonna’nın karakteri Havranlı Raif Efendi gibi, tesadüflere itaat eden bir yanım var. Siz de öyle misinizdir bilmem.”
Dostoyevski
, nasıl “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” demişse, öğretmen kişi de postada şöyle diyor: “Hepimiz Sait Faik’in donundan çıktık.”
Büyük kentlerin dışında yaşayanların sitemi, orada belli kişilerin yapıtlarına yer verildiği, başkalarına önem verilmediğidir. Bunun sonunda da şöyle satırlara sık rastlanır: “Belli ki bizleri o yüksek Bizans surlarından uzak tutmaya niyetlisiniz.”
Yaşlı bir yazar, kendisini öven büyük edebiyatçı adlarını verdikten sonra, basılması ricasında bulunuyor: “Mecmuanızı takdirle takip eden bir büyüğünüz olarak ricalarıma gerekli nazik cevapları alabileceğim bir mektubun tarafıma gönderileceğinden emin, en samimi duygularımla işlerinizde muvaffakiyetler temenni eder, sizi yücelerin yücesine emanet ederim.”
Amatörlere kapınız açık mı?
sorusunun ardından durumunu açıklıyor: “Geceleri uykumu kaçıran şiirler olunca kalkıp karalıyorum. Ahmet ile Arif’in Nâzım ile Hikmet’in bir araya gelmesini severim.”
Hapishaneden gelen bir postadaki cümleler başlı başına bir roman konusu aslında... “Mapus olmanın ‘avantaj’larını elimden geldiğince kullanmaya çalışıyorum. Tabii kimsenin vaktini almadan, yorup bıktırmadan. (...)
Her yazar kendi hücresinde işleyip durmuyor mu sonuçta! Büyük ozan Âşık Mahsuni’nin dediğince ‘sermayem derdimdir, servetim ahım...’ deyip yazıyoruz son kertede.
Sizin için sarı lacivert boncuklarla ördüğüm tespihi çıktıktan sonra ziyaretinize geldiğimde elden vereceğim.”
Gelen postalara cevap verilmediği zaman yazar adaylarının üzülmesi kadar doğal bir şey yoktur. Ama beğenmedikleri bir cevap aldıkları zaman, nasıl sinirlendiklerine şahit olduğunuzda gülmemek elde değil... Birlikte okuyalım: “Peki, öyle olsun Bay Yazınsal Düzey! Şunu bilin ki sizin o yazınsal açıdan üst düzey, hayli sıkıcı, hayli kahverengi ve daimi bir sessizliğe gebe yayın hayatında başarılar dilerim...”
Akademik çevrelerden gelen postaların içeriği de, konuları da, dile getirdikleri sorular da farklılık gösteriyor(!) İlgi çekici postalardan biri kitaba adını veren, “İçimde Oğuz Atay ile Orhan Gencebay ikizi yaşıyor! Hangisi hangisi ve bu arada ben hangisiyim? Off ya!” şeklinde devam eden isyanın yer aldığı posta, taşıdığı gerçeklik açısından hoşuma gitti. Editör-okur-yazar ilişkisinin birinci el tanığından, eğlendirici ve düşündürücü notları, bir editörün günlüğü niyetine okunacak bir kitap.

Haberin Devamı

Doğan Hızlan’ın seçtikleri

Haberin Devamı

Defile
Selçuk Demirel
YKY

Adem Aynası
Ece Gamze Atıcı
İthaki

Aşk Üzerine Bir Diyalog
Eve Kosofsky Sedgwick
Ayrıntı

101 Ustadan Hayatın ‘Şey’leri
Faruk Şüyün
Oğlak

Yazarın Tüm Yazıları