Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Edepsizliğe prim

BU kardeşlerimiz ne istiyorlarsa söylesinler de devletimizin işleyişini ve beğenmedikleri kuralları ona göre değiştirelim.

Öyle ya... Eski DTP milletvekilleri Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Emine Ayna, Sebahat Tuncel ve Selahattin Demirtaş, bugün ve yarın yapılacak duruşmaları için mahkemenin yaptığı çağrıya uymayacaklarmış.

Bilindiği gibi bu milletvekilleri, Anayasa’nın 14’üncü maddesi kapsamına giren suç işledikleri iddiasıyla -bu durumda milletvekili dokunulmazlığı söz konusu olmuyor- Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davaların, geride kalan mayıs ayında yapılan duruşmalarına katılmamışlardı.

Katılmamakla kalmamış, “Bundan sonraki duruşmalara da gitmeyeceğiz. İsterlerse gelip bizi zorla götürsünler” diyerek devletin kuralına, yargının kararına, polisin zor kullanma yetkisine meydan okumuşlardı.


Onlar “yiğitlik” tasladı diye mahkeme yolundan sapacak değildi.                   

Nitekim Mahkeme Başkanı bu milletvekillerinin “zorla” getirilmelerine karar verdi ve gereğinin yapılması için ayrıca TBMM Başkanlığı’na da bilgi verdi.

O bilgi gelince söz konusu milletvekillerinden Sebahat Tuncel basına şunları söyledi:


Bu bizim değil, Türkiye’nin krizi. Nasıl kapatma kararından önce bir şeylerin yapılması mümkünse bu mahkemelerden önce de yapılabilirdi. Ama AKP hükümeti sadece kendine demokrat.


Bizim verilmeyecek hesabımız yok. Ne söylediysek bilerek isteyerek söyledik. Buradan doğacak sonuçlar Türkiye’nin sorunudur. Biz gitmeyeceğiz, nasıl belediye başkanlarımızı gelip aldılarsa bizi de gelsinler alsınlar.


Görüyorsunuz değil mi?


Hükümeti
Sadece kendine demokrat” olmakla suçlamayı biliyor. Ama aynaya bakıp da “Peki benim şu anda yaptığımla bizim bunca yıldır savunduklarımız, örneğin bu memlekette iyi işleyen bir hukuk devleti olsun; insanlar arasında birinci ikinci sınıf ayrımı olmasın; demokrasi tüm kurumlarıyla kurallarıyla işlesin diye özetlenebilecek görüşlerimiz çelişmiyor mu?” demek gereğini duymuyor.


Çünkü Sebahat hanımın da ötekilerin de bu memlekette huzur olsun, demokrasi, hukuk devleti işlesin diye bir özlemleri yok.


Onların derdi “Maraza çıksın da nasıl çıkarsa çıksın”dan ibaret.


Gerçek bu iken tutup “kardeşlikten, barıştan, eşitlikten, huzurdan” söz etmeleri yok mu, insanı asıl o çileden çıkartıyor.


Bir de tehdit ediyor:


Buradan doğacak sonuçlar Türkiye’nin sorunudur. Biz gitmeyeceğiz, nasıl belediye başkanlarımızı gelip aldılarsa bizi de gelsinler alsınlar.

Bu hanım bilmez mi, mahkemeye gitmemenin veya kendisini zorla götürmek durumunda olan polise karşı gelmenin ayrı bir suç oluşturduğunu?


Biz artık gemi azıya aldık” diyorlar. Meselenin özü bu.

Bakalım burada devletin kuralları mı geçiyor, başıbozukluk mu?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI