« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Eddie geçmişini İstanbul'da arıyor

Eddie Castelli, İsviçreli bir sosyal yardım görevlisi. Annesi, İtalyan kökenli İstanbullu Levanten bir aileden geliyor. 1949'da İsviçreli müstakbel eşine gönlünü kaptırıp ayrılmış İstanbul'dan. Oğlunu İstanbul anılarını anlatarak büyütmüş.

Aslı ULUSOY PANNUTİ
SON GÜNCELLEME
Dedesinden de Türkiye'yi dinleyerek büyüyen Castelli günün birinde ‘‘Biz kimiz, nereden geliyoruz’’ sorusunun peşine düşmüş. Bu konuda çalışan bir akademisyenle bağlantı kurmuş. İki yıllığına çıktığı Akdeniz turu kapsamında İstanbul'a gelen Eddie Castelli şimdi Levanten ailelerin en eskilerinden birinin tarihini çıkarmaya çalışıyor.

Eddie Castelli kimdir?

-1952, İsviçre Basel doğumluyum. Üniversiteye gitmedim. Hayat okulunda okuduğum söylenebilir. Çocukluğum ve gençliğim hayli zor geçti. Çeşitli nedenlerle Asya'da, Amerika'da, Avrupa'nın birçok yerinde bulundum. Şu anda Almanya'da, alkol bağımlılarına yardım eden bir merkezde çalışıyorum. İki yıllık izin aldım, Akdeniz çevresinde bir bisiklet ve yürüyüş turuna çıktım. Şu anda İstanbul'dayım. Ancak İstanbul'da beni ilgilendiren önemli bir konu daha var: Ailemin geçmişini araştırmak. Burada beş hafta kalışımın nedeni bu.

Ne kadar zamandır ailenizin geçmişini araştırıyorsunuz?

- Çocukluğumdan beri annemden ailemizle ilgili çeşitli şeyler duydum. İstanbulluyduk, annemin babası İtalyan, annesi Rumdu. Dedem İstanbul'a Cenova'dan gelmişti. Dayım da birtakım şeyler anlatıyordu ama annem gibi pozitif değildi. Çünkü o 6-7 Eylül olaylarını yaşamış, geçmişi konusunda daha duygusal. Şimdi anlıyorum ki, burada büyük bir İtalyan cemaati yaşamış ve benim ailem bu cemaatin en eskilerindenmiş.

Castelli soyadı annenizden mi geliyor?

-Evet, babamdan ayrıldı. Ben annemin soyadını taşıyorum.

Anneniz size neler anlatırdı?

-Teyzelerinden ve dedesinden çok söz ederdi. Dedesi inşaat mühendisiymiş, Ankara'daki bir su tesisatı projesinde çalışmış. Anneannemin babası ise avukatmış. Sanırım anneanne tarafım zengince bir aile. Dedem ise tam tersi, maddi sıkıntıları olan bir aileden. Bu arada arşivleri araştırırken gördüm ki dedem bir Rum kız evlat edinmiş. Ancak bu kız çok genç ölmüş. Feriköy'deki aile mezarlığımızda onun da mezarı var.

Anneniz ve dayınız bu araştırma konusunda ne düşünüyor?

- Dayım, İstanbul ve geçmişi konusunda çok duygusal. Bu işle zaman kaybettiğimi, hiçbir işe yaramayacağını düşünüyor. Annemin kafası daha karışık, çok fazla bir şey söylemiyor.

Araştırmanız sırasında ne tür bilgiler edindiniz?

- Ailemden İstanbul'da yaşamış beş kuşağı tespit ettim, yani en az 250 yıllık bir geçmiş var burada. Geriye gittikçe Castelliler’in köklü, önemli bir aile olduğunu görüyorum. Ayrıca İstanbul'a Sakız Adası'ndan geldiklerini öğrendim. Kökenlerinin Cenova olduğunu biliyoruz. Sanırım ileride, Sakız Adası'na da Cenova'dan geldiklerine dair kayıtlar bulacağım. Yani teorik olarak bin senelik bir geçmiş! Bu benim için baş döndürücü ve gurur verici bir şey. İstanbul'daki İtalyan Levantenler konusunda bir tez hazırlayan Alessandro Pannuti'den öğrendiğime göre, Castelliler en eski Levanten ailelerden biri. Turdan sonra araştırmayı sürdürmek için İstanbul'a tekrar geleceğim. Ulaştığım bilgileri, İstanbul'un o dönemki tarihini de vererek, internet sayfamda (www.eddiecastelli.com) yayımlayacağım.

İstanbul'da nereleri gezdiniz, en çok nereyi sevdiniz?

-En çok Beyoğlu, Pangaltı ve Feriköy'de bulundum. Ancak en rahat hissettiğim yer Beyoğlu. Çünkü burada bir enerji var ve bu enerji benim için çok tanıdık. Sanki eskiden burada yaşamışım da şimdi eve dönmüşüm. Bu konuda çok ilginç bir şey geldi başıma. İstanbul'a geleli henüz bir hafta olmuştu. Küçük bir mahallede yürüyorum, bir dört yol ağzına geldim ve birden çok pozitif bir his doldu içime. Kendi kendime, 'Garip ama burayı tanıyorum sanki' dedim. Daha sonra dayımla konuştuğumda öğrendim ki, İstanbul'dan ayrılmadan önceki son evleri Cihangir'deki o dört sokaktan birindeymiş ve o ev hálá var.

Parapsikolojik bir şey yaşadınız yani...

-Galiba. Bu yolculuğa çıktığımda ilginç bir şey daha oldu. Atina'daydım ve İstanbul'a gelmek için üç yol seçeneği vardı. Ya karayoluyla Selanik'ten gelecektim ya da denizyoluyla Rodos veya Sakız'dan. Herkes Rodos'tan gitmemin çok daha iyi olacağını, adanın çok güzel olduğunu söyledi. Ama ben ısrarla Sakız'dan gideceğim dedim ve yaptım. Daha sonra öğreniyorum ki ailem İstanbul'a Sakız'dan gelmiş. Böyle durumlarda insan hep kendine soruyor: ‘‘Niye böyle bir karar verdim?’’ Belki de ailemin geçmişinden burada bir çeşit enerji kaldı ve ben bunu hissediyorum, bilmiyorum.

Araştırmanız sırasında tanıştığınız insanlardan nasıl bir tepki geldi?

-Buradakiler hep şüpheyle baktı bana. Mesela eski evimizde yaşayanlar, zannettiler ki biz geri gelip evi ellerinden alacağız. Bu nedenle konuşmak istemediler.

Levanten cemaatinden tanıştığınız insanlar oldu mu?

- İki, üç kişi. Biri annemin komşusu, çok yaşlı. Annemin çok yakın bir okul arkadaşı da var, Ankara'da yaşıyor. Onu da görmeye gideceğim. Ayrıca İtalyan işçi örgütü Societa Operaia'dan birkaç kişi.

Kendinizi nereli hissediyorsunuz?

- Benim bir İsviçre pasaportum var ama kendimi İsviçreli hissetmiyorum. Enternasyonal bir kişiyim. Ailemin tarihi dini ve sosyal zıtlıklar oldu. Ben de kişisel olarak bu dini zıtlıklara devam ediyorum; dedem Katolik, anneannem Ortodoks, annem bir Protestan'la evli ama ben Budist'im. Belki bir sonraki jenerasyon Müslüman olacak, bilmiyorum.

Röportajın tam metni şubat ayında Ulusoy Dergisi’nde yayımlanacaktır

Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler