Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eczacıbaşı Holding’den yeni inovasyon projesi

Eczacıbaşı Holding’in CEO’su Erdal Karamercan, bir dönem Ulusal İnovasyon Girişimi’nin eş başkanlığını da yürütüyordu.

İnovasyon konusuna inanan, bu alana öncülük yapanlardan biri olarak tanıyorum. İpek Kağıt’ın genel müdürlüğü döneminde hayatımıza dokunan önemli bir inovasyona imzasını atmıştı. Biliyorsunuz, kutudaki kağıt mendillerde kapaklar sadece üstte yer alırdı. Araba kullanırken kutudan mendil almak tam anlamıyla olanaksızdı. Karamercan’ın önerisiyle kapak yana taşınmış ve büyük bir rahatlık sağlanmıştı. Bu, İpek Kağıt’ın yabancı ortağını bile şaşırtmıştı…

Eczacıbaşı’nın bir dizi yeniliği oldu, sırada başkaları da var. En yeni uygulamalarından biri de henüz tam duyurulmayan ‘Bir Projem Var’ olacak. Bildiğimiz ‘fikir ve öneri’ sistemlerinden farklı, proje geliştirmeye dayalı bir sistem bu… Çalışanları proje geliştirmeye yöneltmeyi, inovasyonu özendirmeyi hedefleyen bu projenin ana hatları şöyle:

-Projenin özü, fikir yönetimine, projeyi tanımlayıp uygulamaya götürmeye dayanıyor.
-Bu amaçla bir portal oluşturulmuş, bir de komite kurulmuş. Çalışanlardan öneri değil, bir proje yaratmaları isteniyor.
-‘Benim bir önerim var’ yaklaşımı bu proje için yeterli değil. Detaylara inmek, nasıl işleyip, ne gibi sonuçlar vereceğini açıkça ortaya koymak gerekiyor.
-Gelen öneriler komite tarafından değerlendiriliyor. Beğenilen projelere maddi destek veriliyor. Önce 10 bin YTL, işler iyi giderse 10 bin ve bir 10 bin daha veriliyor. Böylece, kişi ya da ekibin projesini sonuçlandırması, hayata geçirilebilir hale getirilmesi destekleniyor.
-Üstelik bu sistem her türlü projeye açık. Sadece işe yönelik olması gerekmiyor. Toplumsal amaçlı projelere de katkı sağlanıyor.
Gelen projelerin yüzde 80’i hayata geçirilmiş. Karamercan, ‘Bunlardan bazılarını yakında piyasaya da sunacağız’ diye konuşuyor. Sistemin iyi işlemesi ve başarılı olması için projeye doğrudan liderlik ettiğini de ekliyor.

Yatırım fonlarında sonunda hareket başladı

/images/100/0x0/55ea676bf018fbb8f87daef3Son dönemde en dikkati çeken gelişme yatırım fonları alanında yaşanıyor. Uzun süredir sessiz giden bu sektörde, yenilikçi ürünler ardı ardına piyasaya sürülüyor. Bir fon yatırımcısı olarak bu alandaki ürünleri uzun süredir yetersiz buluyordum. Fon yatırımı yapacaksanız, karşınızda temelde ‘likit, hisse ve değişken’ gibi seçenekler vardı.

Şimdi durum değişiyor. Yeni gelişmeler, sınırlı sayıdaki üründen rahatsız olan yatırımcıları da fon pazarına çekebilecek. Bu beraberinde 28 milyar YTL (Nisan sonu itibariyle) düzeyinde olan fon pazarına yeni bir ivme de verecek.

Likit fon düşkünlüğü

Türkiye’deki yatırımcılar, önlerinde fazla seçenek olmadığı ve çok fazla bilgilenmedikleri için otomatik olarak ‘likit’ fonları seçiyorlar. Sabit ve düşük getirili olan bu tip fonlara, toplam portföyün yüzde 83’ü gidiyor. Çok önemli bir rakam… Bu fonlar yatırımcı yerine, portföy şirketini memnun ediyor.

Yatırım fonlarının yüzde 3’ü de içinde hisse senedi bulunan A tipine ait. Geri kalan yüzde 4’lük bölüm ise değişken, tahvil ve benzeri fonlara gidiyor. Bunları topluca değerlendirdiğimizde, 2 milyon fon yatırımcısının neredeyse 1.7 milyonu parasını likitlerde değerlendiriyor.

Şimdi hareket gelecek

Türkiye fon pazarı 2007’de hareketlenmeye başladı. Ak Portföy, Garanti Portföy, Fortis gibi kurumlar ardı ardına ‘korumalı fonları’ piyasaya sürdüler. Fortis Portföy’ün genel müdürü Alp Keeler’den dinledim. ‘Yeni yasal düzenlemeler yapılırsa, çok yenilikçi ürünler de gelecek’ diyordu. Ona göre, ‘korumalı fonlar’, pazara ciddi hareket getirdi. Çok yeni olmasına rağmen şimdiden 140 milyon YTL’lik fona, 4 bin kişilik de yatırımcıya ulaşıldı. Keeler  ‘2008 ve sonrasında da bu hareket devam edecek. Rekabet şimdi başlıyor’ diyor ve ekliyor: ‘Ancak, o zaman fonların, tasarruflardan aldığı pay artacak.’

Aile şirketlerinde kurucu ‘iş başında’ ölmeyi planlıyor!

/images/100/0x0/55ea676bf018fbb8f87daef5İstanbul ya da Anadolu illeri… Hiç fark etmiyor. Gördüğüm kadarıyla KOBİ’lerin sahiplerinde çok fazla ‘geleceği’ ya da ‘emekliliklerini’ planlama kaygısı pek yok. Kime sorsam, oğlu ya da kızını yetiştirdiğini söylüyor. Ancak, konu, kendisi için gerçek bir ‘emeklilik planına’ geldiğinde, ‘bakarız’ şeklinde bir yanıt ortaya çıkıyor.

Aile şirketlerinde ‘İş eşittir hayat’ olarak konumlandırılmış. O nedenle de kimse, ‘Yavaş yavaş elimi çekip, çocuklarımı geleceğe hazırlayayım’ kaygısı taşımıyor.

Dünyada da böyle

Kurucu babalar, yeni kuşağa tam yetki vermeyip, geminin dümeninde durmaya devam ettikçe, devir bir türlü sağlıklı gerçekleşmiyor. Yeni kuşak, kendini yetkili hissetmiyor ve babasına sormaya devam ediyor.

Araştırmalar, bunun sadece Türkiye için sorun olmadığını ortaya koyuyor. Dünyanın en önemli yayınlarından Family Business Review, bu yönde bir araştırma yayınladı. ABD’deki aile şirketlerini kapsayan araştırma, ‘kurucunun iş başında ölmeye’ niyetli olduğunu gösteriyor. Çünkü, kurucuların yüzde 30.5’i emekliliği aklından bile geçirmiyor.

Batıran büyük tutku!

Üstelik bu araştırmaya katılanların yaşının 51 olduğunu da hatırlatmakta yarar var. Tabloyu görüyorsunuz. Emeklilik için tarih verenlerin önemli bölümü dahi ‘veliaht’ seçmediğini dile getirmiş… Yani gelecek kuşağa devri şimdilik aklından geçirmiyor.

The Family Business Consulting Group’dan Drew Mendoza’ya Türkiye’ye geldiğinde bu konuyu da sormuştum. Yazımı onun yanıtı ile tamamlayayım:
‘Kurucuların ruh hali, dünyanın neresine giderseniz aynıdır. Önemli bölümü için iş, her şeydir. Bir türlü vedalaşmak, devretmek istemezler. Bazı şirketler sırf bu nedenle batmıştır.’

X