Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ecevit'in ABD gezisi korkutuyor

<B>BAŞBAKAN'</B>ın ocak ayının ikinci yarısında Amerika'ya yapacağı gezinin tarihi yaklaştıkça çok sayıda insanın da endişeleri artıyor.

İlginçtir bu endişeler şu noktada toplanıyor:

‘‘Tam işlerin rayına girer gibi olduğu bir sırada ya Irak'la ilgili bir anlaşmazlık çıkar da bazı terslikler olursa...’’

Bu endişe o kadar ağır basıyor ki, Ecevit'in çok deneyimli bir politikacı olduğu bile unutuluyor.

Türkiye'nin Irak konusundaki tutumu biliniyor. Endişe, Ecevit'in bu konuda çok daha takıntılı olması nedeniyle daha ileri gidebileceğinden kaynaklanıyor olabilir.

Ecevit'in 1990'da, dünyanın Saddam'dan nefret ettiği çetrefilli günlerde Irak diktatörünün ayağına kadar gitmesi hálá belleklerde.

Ecevit'in o davranışı muhalefette olmasına karşın hem yurtiçinde, hem yurtdışında çok sert eleştiriler almıştı.

DSP liderinin adı Saddamcı'ya çıkmıştı.

İşte vatandaş bu nedenle Amerika gezisinde bir terslik olur da işler bozulur diye korkuyor.

‘‘Keşke Amerika'ya hiç gitmese’’ diyenler bile var.

* * *

Notlarımı karıştırırken küçük bir defterde 1998 şubatında Ecevit'le Ankara'da yaptığımız söyleşiye rastladım.

Ecevit o gün, yıllar önce kendisine yöneltilen suçlamaların haksız olduğunu anlatıyor ve o geziyi şöyle değerlendiriyordu:

‘‘Ben Saddam'ın dostu değilim. Ben Türkiye'nin çıkarlarını düşünüyorum. Bağdat'a gittiğimde Saddam'ı uyarmıştım. Ben ona hiçbir zaman ‘Haklısın' demedim. Tersine ‘Kuveyt'i işgal etmekle tuzağa düştünüz' dedim. Kabul etti ve ‘Evet tuzağa düştük' dedi.’’

Sonra da Turgut Özal'ın Körfez Savaşı sırasındaki politikalarını eleştirmişti:

‘‘Bir koyup üç alamadık. Tersine büyük zarara uğradık. Aynı politikaların peşinden gitmememiz gerekir. Amerika'nın politikalarına karşı çıkılamaz diye bir şey yok. Çok dikkatli olmalıyız.’’

Biliyorum ki Ecevit bugün de aynı kanıda. Ama gönlünüzü ferah tutun, Başbakan deneyimli bir politikacıdır.

Amerika'da bir sorun çıkacağını sanmıyorum.

OHAL hálá niye sürdürülüyor

BU sorunun mantıklı bir yanıtını bulm.akta zorlanıyorum. Çok sayıda yetkiliyle konuştum, kimse bunun gerekli olduğuna dair bir tez ileri süremiyor. Terör durmuş...

Güvenlik güçlerimiz yılların kazandırdığı bilgi, deneyim ve donanımla bölgedeki güvenliği olağan yönetimle de sağlayacak düzeyde ve güçte...

Peki o zaman niye hálá inatla Diyarbakır, Şırnak, Tunceli ve Hakkári'de, yani sadece 4 ilimizde sürdürülüyor bu yönetim?

Buralarda yaşayan insanlarımız yıllardan beri bunun sıkıntısını çektiler. Terör bitti ama hálá olağanüstü hal içinde yönetiliyorlar.

Gerçi günlük yaşamda halk bir baskı hissetmiyor ama olağanüstü halle yönetilmenin psikolojik ezikliği insanların onurunu zedeliyor.

Bölge bu psikolojiden zarar görüyor, örneğin turizm ve ticaret olumsuz yönde etkileniyor. Kısaca gereksiz yere bölgenin rahat nefes almasının önüne bir engel konuyor.

4 ilde de sürdürülse Avrupa Birliği'ne girmeye aday bir ülkeye olağanüstü hal yakışmıyor. Onu bırakın, demokratik bir ülkeye yakışmıyor.

Olağanüstü halin yararından çok zararı var, bir an önce kaldırılması gerekir.
X