Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ecevit, Irak ve alternatif

Hadi ULUENGİN

Son zamanlarda dikkatimi bilhassa çeken bir olgu vardı ki Fikret Bila'nın dünkü yazısı bunu biraz daha doğruladı. Bülent Ecevit'le Saddam Hüseyin arasındaki eski balayı bitmiş !

Türkiye Başbakanı şu sıralar verdiği demeçlerde ve çok haklı olarak süper devlet ABD'nin süper tutarsız Irak politikasını anlayamamaktan yakınıyor.

Ama Tıkrıti köyünün reisinden sempatiyle bahsetmiyor. Öylesine söz ediyor.

Oysa, hepimizin hatırında, aynı Ecevit Körfez Krizinin en civcivli ve Saddam'ın en tecrit döneminde Bağdat'a ‘arabuluculuk’ seferleri düzenliyordu.

Üstelik, atmışlı yılların antika lugatini kullanan DSP önderi, uluslarası camianın ezici çoğunluğu Haramibaşına karşı tek bir yekpare blok oluşturmuşken Washington'a zehir zıkkım bir lisanla verip veriştiriyordu.

İşte aynı Bülent Ecevit şimdilerde Irak diktatörüyle kendisi arasına kesin mesafe koyuyor ve velev ki Birleşik Devletler'in keyfi zaptiyeliğine ‘lisan-ı münasiple’ karşı çıksa dahi anti - Amerikancı bir retorik telaffuz etmiyor.

* * *

BEN buna ancak sevinirim ! Çünkü, daha 1980'de İran'a saldırdığı andan itibaren iğrenç despota karşı çıktım ve Bağdatlı Harami'yi defterden sildim.

Lakin madalyonun bir de öteki yüzü var...

Var, zira Saddam'a duyduğum nefret bir yana, ABD'nin bugünkü Irak siyaseti Körfez krizi dönemiyle karşılaştırılamayacak ölçüde haksız... Adilliği yok...

Dolayısıyla, öncelikle ahlaki açıdan, sonra da devlet siyaseti olarak gönlüm isterdi ki Türkiye asıl şimdi Washington'a karşı tavır koysun.

Monica gailesiyle didişen Clinton'un zırtapoz kovboyluğuna prim vermesin.

Ama heyhat, Ecevit başbakanlığındaki Ankara bunu yapmıyor ve de yapamaz !

* * *

YAPMIYOR ve yapamaz, zira DSP önderi ‘ABD tutarsızlığından’ yakınsa bile Türkiye'nin hal-i hazırdaki tek Batı parkuru Birleşik Amerika'dan geçmektedir.

Washington-Tel Aviv-Ankara ekseni ise artık somut bir realitedir.

Öte yandan, ülkemiz belki son yirmi yıldır hiç olmadığı ölçüde Avrupa'dan kopmuştur. Ütopyamızı belirleyen hedef flu sisler arasında uzaklaşmaktadır.

Bunların farkında olan Beyaz Saray diplomasisi de armut toplamadığı için yok Kafkas petrolüne kapı, yok Apo uçağına takip, yok İMF kredisine kefalet, Türkiye'yi kendisine biraz daha gebe bırakmak amacıyla olta sallamaktadır.

Açıkçası, velev ki Irak politikasından ‘rahatsızlık’ duyulsun, günümüzde Washington'a öylesine bir göbek bağıyla bağlanılmaktadır ki, Ankara'yı fi tarihinin Bağdat ziyaretçisi ve Körfez döneminin ‘pasifizm avukatı’ Ecevit'in yönetmesine rağmen Amerikan uçakları İncirlik'ten vızır vızır havalanmaktadır.

Bu keyfi saldırılar da duymazdan gelen geçiştirmelerle yutulmaktadır.

Eski çamlar bardak ve eski muhalefet liderleri başbakan olduğundan ABD'nin bugünkü kabadayılığına açıkça rest çekecek bir ricalimize raslanmamaktadır.

* * *

YUKARIDAKİ manzara nesnel bir saptamaydı. Bunu kağıda dökmek ise Türkiye' nin bugün Washington'a uyguladığı ‘realpolitik’ yaklaşımı ve Bülent Ecevit'in ABD'ye yönelttiği mutedil lisanı eleştirmek anlamına gelmiyor.

Ankara şu anda böyle davranmak zorundadır ve doğruyu yapmaktadır.

Çünkü, Avrupa'dan kopmuş bir dış konjonktürde, ben hiç hoşlanmasam dahi, Batı'yla tek bağ olarak kalan Birleşik Amerika'yla da köprüler atılamaz.

Tersi ülkemizi üçüncü sınıf coğrafyalara sürükler ki, bu intihar demektir.

Ama ABD'ye mesafe koymanın yöntemi vardır. Bunu sağlayacak tek alternatif de AB'dir. Avrupa hem çıkış kapımızdır, hem dış siyaset varyantımızdır.

Dolayısıyla, şu an Washington'un Irak serdengeçtiliği karşısında sussak bile yarından tezi yok, en acil işimiz rotamızı Brüksel eksenine döndürmektir.



X