Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Ecdadımızda Hazreti Peygamber hassasiyeti

    Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu
    07.10.2007 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Yavuz Sultan Selim Mısır’ı yeni fethetmiştir. Mekke ve Medine savaş olmaksızın Osmanlı toprağına katılmıştır.

    Yavuz, yanındakilerle beraber Kahire’de cuma namazını kılmaktadır. Hocayı büyük bir huşu içinde dinlemektedir Sultan. Minberdeki hatip bir ara Yavuz Sultan’a işaret ederek kendisinin yeni yetkisini hatırlatır. Cümle şöyledir: "Hákimü’l-Harameyni’ş-Şerifeyn" (Mekke ve Medine’nin Hákimi). Namazdan sonra veya o esnada Yavuz bu cümleyi düzeltir ve şöyle der: "Hayır! Ben Mekke ve Medine’nin hákimi değilim. Ben, o iki mübarek mekánın hizmetkárıyım!"

    Bundan sonra, hutbedeki o ifade şöyle değişir:

    "Hádimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn" (Mekke ve Medine’nin Hizmetçisi.)

    Bugün bile Suudi kralları televizyonlarında bu adla adlandırılır. Hizmetkár denilir.

    Bu Osmanlı dersidir, hassasiyetidir, derinliğidir.

    Ecdadımızın çağları aşan muhteşem edep ve sevgisinin yansımasıdır.

    Asrısaadet dediğimiz, Sevgili Peygamberimiz ve dört halife dönemi hariç, herhalde hiçbir dönemde İslam, Osmanlı’da yaşanabildiği kadar saygı, sevgi ve aşkla yaşanmamıştır.

    Sultan I. Ahmed, iç dünyasındaki manevi derinliğiyle bilinir. O saltanatın gücünü anlatılmaz bir aşk ve vecd coşkusuyla ötelere taşır. Hz. Peygamber’e tarif edilmez bir sevgiyle hayrandır. Ama ruhunda da bir boşluk hissetmektedir. Onu doldurmak arzusundadır ama neyle ve nasıl? Hangi kelepçe bu dinmek bilmeyen aşka bir pranga vuracak? İşte bu söz dinlemez aşk onu bir gün Topkapı Sarayı’na taşır. Orada Mukaddes Emanetler bölümünü dolaşırken Hz. Peygamber’in terliğini (ayakkabı) eline alır. Ağlar ve sonra ağzından şu mısralar dökülür:

    "N’ola tácım gibi başımda götürsem dáim

    Kadem-i pákini ol Hazret-i Şáh-ı Rusûlün

    Gül-i Gülizár-ı Nübüvvet o kadem sahibidir.

    Bahtiyá durma yüzün sür kademine o gülün."

    Genel anlamı şuydu:

    "Her zaman başımda taç gibi taşısam Peygamber’in (SAV) ayak resmini, gül yanaklı Peygamberimiz’in (SAV) ayak izidir o. Ahmed durma hemen yüzünü sür o gülün ayağına!"

    I. Ahmed’in Bahtiya mahlası ile yazdığı bu şiirinde önemli olan, nefsin terk edilip büyük bir tevazuyla vahye muhatap olan sevgiliye, başardıklarından dolayı aşkını ilan etmesidir.

    Yorgun ve bitkin, hasta olarak yatağında uyuyan Sultan I. Ahmed’e, Peygamber Efendimizin şehri olan Medine’den bir mektup geldiği söylenir. Hasta Sultan mektubu açtırmaz. O haliyle abdest alır, sonra yataktan kaldırılmayı ister. İtiraz edenlere şöyle der:

    "Ben Peygamberimizin şehrinden gelen bir mektubu gönderen kim olursa olsun uzandığım yerden dinleyemem. Edepsizlik yapamam!"

    Sultan ayağa kalkar, koltuk değneklerine tutunarak bitkin bir halde mektubu ayakta dinler.

    Bir başka bağrı yanığın "Yá Resulullah! Uluvvu (yüksek) şan senin; söz senin, sohbet senin, devran senin!" sözleri içteki yangını göstermiyor mu?

    Medine’ye demiryolu döşenmektedir. Osmanlı’yı Medine’ye taşıyan bir demiryolu yapılacaktır. İnşaat hattında yaklaşık yedi bin kişi çalışmaktadır. Yaklaşık 2000 km’lik bu hattın son kısımlarına gelinmiştir. İşçiler çalışmayı bırakır. Sebep nedir diye sorulduğunda şöyle cevap verirler:

    "Peygamber şehrine girecek tren, raylardan kayarken çıkarılacak sesler Hz. Peygamber’i rahatsız eder!"

    Aslında onlar da fiilen bunun imkánsız olduğunu iyi biliyorlardı. Ama mesele sevgiyi ilan yolu bulmak ya!

    Nihayet demiryolunun altına keçe serilir ve tren Medine garına girerken düdük çalmaz. Medine’ye özel bir gelenek geliştirilir. Ne dersiniz? Acaba bugün dünya, ecdadımızın o hassasiyetlerinden ne kadarını hissedebiliyor?

    Hz. Peygamber (SAV) buyurdular ki:

    "Şeytan da, melek de insanoğluna sokularak onun kalbine birtakım şeyler atarlar. Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak, haktan uzaklaştırmaktır. Meleğin işi hak ve hayra, iyiliğe çağırmak ve kötülükten uzaklaştırmaktır. Kim içinde hakka, hayıra, iyiliğe çağıran bir ses duyarsa bilsin ki bu Allah’tandır ve hemen Allahu Teala’ya hamdetsin. Kim de içinde şer ve inkára çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan Allah’a sığınsın!"

    Resulullah (SAV) bu sözlerine şu mealdeki ayeti ekledi: "Şeytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur, size cimriliği emreder." (Bakara 268).
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı