Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ebru o istasyona gelene kadar kim bilir ne çok engelle karşılaştı

Her gün kullandığım tren istasyonunun fotoğrafını görünce, haber ister istemez kişisel bir mesele oldu benim için. Bebeğini trene bindirmeye çalışırken raylara düşerek ölen Ebru’yu, sokaklar zaten oraya gelene kadar da hayli hırpalamış olmalıydı.

/images/100/0x0/55eb11eaf018fbb8f8a91467

Haberi kimsenin atladığını sanmıyorum ama hatırlamakta fayda var: Ebru Güntekin, önceki hafta bebek arabasında taşıdığı 3 yaşındaki oğluyla İstanbul Feneryolu tren istasyonuna gitti. Banliyö treniyle Pendik yönüne gidecekti. Tren geldi, Ebru bebek arabasını vagona yerleştirdi ama tam kendisi binecekken kapılar kapandı ve tren hareket etti. Bebeğini kaybetme korkusuyla telaşa kapıldı. Trenle peronun arasındaki boşluktan raylara düştü. 20 metre sonra tren durduğunda artık onun için çok geçti.

SOKAKLAR 30 YAŞINDA ERKEK ATLETLER İÇİN

Hiçbir medeni şehirde, peronla tren arasında bir insanın düşeceği kadar boşluk olmaz. Bırakın bedeni, parmak sığacak kadar dahi olmaz. Ama bizde tüm şehir, herkesin 30 yaşında bir erkek atlet olduğu varsayımıyla tasarlanmış. Yeterince hızlı, yeterince güçlü, yeterince kıvrak, yeterince dikkatli değilseniz, refleksler de zayıfladıysa vay halinize. Evden çıkmasanız daha iyi.
Feneryolu tren istasyonunu hemen her gün kullanırım. O yüzden Ebru’nun bebeğiyle o perona çıkana kadar nerelerden geçtiğini, bebek arabasıyla nasıl zorluk çektiğini çok iyi biliyorum. Tekerlekli iskemlede olan ya da Ebru gibi bebekliler için yapılmış alt geçit rampalarının insana roller coaster macerası yaşatacak kadar dik olduğunu, kaldırım giriş çıkışlarındaki rampaların, önüne park eden araçlar yüzünden kullanılamaz hale geldiğini, bazı merdivenlerde rampa dahi olmadığını, sokaklarda karşıdan karşıya geçerken pek çok otomobilin bebek arabasına aldırmadığını, kaldırımlar bebek arabasına uygun olmadığı için sık sık yola inmek zorunda kalındığını... Kaç kadına, o tren istasyonunun merdivenlerinde bebek arabasını taşıyabilmesi için yardım ettiğimi hatırlamıyorum dahi.
Ebru’nun hikâyesini okuyup üzülmüş, annesiz kalan oğluna acımış ama kendinizi aynı kaderden çok uzak görmüş olabilirsiniz. Size tam tersini ispat edebilirim.

HERKES İÇİN TASARIM

Bundan bir süre önce İstanbul’da, İKSV’nin düzenlediği Tasarım Bienali kapsamında bir atölye çalışması yapıldı. Konuğu, Herkes İçin Tasarım Vakfı (Design For All Europe Foundation) kurucu üyesi Pete Kercher’di.
Herkes İçin Tasarım, bundan 19 yıl önce engellilerin hayatını kolaylaştırmak üzere yola çıkmış. Ancak daha sonra herkes için kolay yaşanır şehirler, apartmanlar, ofisler üzerine çalışmaya ve hizmet vermeye başlamışlar. Neticede herkesin hayatı kolaylaşmışsa buna engelliler de dahildir. Vakfın bugün 23 ülkede üye organizasyonları var.

HEPİMİZ ENGELLİYİZ

Pete Kercher çalışmanın başında kim olduklarını, katıldığımız atölyenin maksadını anlatmakla uzun uzadıya uğraşmadı. Sadece küçük bir ‘anket-deney’ yaptı diyelim.
Hepimizden ayağa kalkmamızı istedi. Sonra “Hayatının bir döneminde kolunu ya da bacağını kırmış olanlar otursun” dedi. İki kişi oturdu. Ardından sıra büyükanne ya da büyükbabasıyla yürüyüşe veya alışverişe çıkanlara geldi. Gözlük takanlar oturdu, çocuğu olanlar oturdu... Sonunda ayakta kimse kalmadı. Anlaşıldı ki, orada bulunan herkes hayatının bir döneminde engelli olmak ne demek öğrenmişti aslında.
Kolunu bacağını kırmak neyse de, geriye kalan grupların engelli olmadığını söyleyebilirsiniz, haklı da olursunuz. Ama bir de şöyle bakın: Büyükanne ya da babanızla sokağa çıktınız. Baston kullanmıyor olsa dahi kaldırımların  yüksek olmaması, giriş çıkışında rampa
olması gerekir. Yaşlılar yürüyen merdivende de sorun yaşar, asansör gerekebilir.
Çocuğu olanlar, tıpkı Ebru gibi uzunca bir süre bebek arabası kullanır. Bunun zaten tekerlekli iskemledeki biriyle sokağa çıkmaktan farkı yok.
Gözlük takanlar her yere gözlükle giremez, mesela duşa. Peki sıcak ve soğuk su işaretleri okunmayacak kadar küçükse ne olacak?

EVDEN ÇIKMANIZA İZİN VERMEYEN SİSTEM

Dünyayı para yönetiyor ya, meseleyi bir de ekonomik açıdan ele alalım. Belki o zaman kullanıcı dostu şehir ve tasarımın önemi ciddiye alınır.
Avrupa’da çalışacak yaşta olanların sayısı hızla düşüyor. 2004’te toplumun yüzde 67.2’siydi, 2050’de yüzde 56.7’ye düşmesi bekleniyor. Çalışacak yaşta olanlar, topluma katkı sağlayacak nüfus demek. Yine 2050’de Avrupa nüfusunun yüzde 11.4’ü 80 yaş üzerinde olacak.
Onları sokakta görmeyeceğiz çünkü böyle giderse sistem evden çıkmalarına izin vermemeye devam ediyor olacak. Sistem 30 yaşında genç atletlere göre planlandığından, yaşlılar kendi işlerini kendileri göremeyecek ve bir o kadar çalışacak durumda insan onlara yardım etmek için evde kalacak ya da bu sektörde çalışacak. Buna bir de çocuğuna bakmak için evde kalanları ekleyin...
Hayatı herkese göre tasarlamadığımız için, topluma katkı sağlayacak nüfusun önemli bir bölümünü gözden çıkarmak demek bu. Dünyada kaynaklar hızla tükenirken böyle bir kayba tahammülümüz olmamalı.
Bizim nüfusumuz Avrupa genelinden genç diyebilirsiniz ama yüzdeler değişmekle birlikte biz de yaşlanıyoruz ve nihayetinde varacağımız yer bu. Birleşmiş Milletler’e göre 2050’de Türkiye’de 60 yaş üstü grup nüfusun 24.4’ünü oluşturacak. Şu anda 20’li yaşlarda mısınız? O zaman burada bahsettiğimiz yaşlı nüfus sizsiniz.

Femen yakında parfüm de çıkarır mı

Birkaç gün evvel ünlü Ukraynalı kadın protestoculardan müjdeli haber geldi: “Femen dünyaya açılıyor, ilk şubesini Paris’te açıyor.” Çevremdeki erkekler İstanbul yerine Paris’i duyduklarından beri hayli üzgün. Oysa ‘Her mahalleye bir Femen’ şiarıyla yola çıksalar, erkek nüfusun düğün bayram edeceği kesin. Hatta ücretsiz yer tahsisi konusunda birbirleriyle yarışacaklardır eminim.
Başından beri Femen’in protesto yöntemlerine itirazım var. Karşı çıktığın şeyin objesi olmak, tavır koyduğun zihniyeti kendi elinle yeniden üretmek anlamsız. Zamanla popüler kültür malzemesi haline gelip meramını anlatamaz duruma düşmek de cabası. Memelere bakmaktan kimse seslerini duyamıyor ki.
Paris’te şube açacaklarını açıkladıkları andan itibaren kendilerini anlamak ve ciddiye almak yönündeki tüm çabamı sonlandırmış bulunmaktayım. Kadın haklarından, tecavüz kurbanlarından, kadın ticaretinden bahsedeceksiniz sonra da dünyaya açılmaya Paris’ten başlayacaksınız. Dünyanın en sorunlu bölgesi burası mıdır? Kadınları kurtarmaya Champs Elysees’den mi başlayacaksınız?
Femen yakında parfüm çıkarırsa hiç şaşırmam. Hatta Axe ile işbirliği yapabilirler. Sansasyon merakı bakımından tencere-kapak
şahane olur.

X