Ebeliğin yeni hali Doula

Ceren ARSEVEN/carseven@hurriyet.com.tr
21 Temmuz 2012 - 00:00Son Güncelleme : 20 Temmuz 2012 - 21:46

Doula Eski Yunanca’da ‘yardım eden kadın’ anlamına geliyor. Gerçek hayattaki karşılığıysa ‘doğum destekçisi’. Dünyada yaygın bu mesleğin Türkiye’deki ilk temsilcilerinden Özge Dündar Taşkın’la ‘doula’lığı konuştuk.

- Doula ne demek? Klasik ebeden farkı ne?
- Doula, eski Yunancada ‘hizmet eden kadın’ anlamına geliyor. Doula’lık ebelikten farklı. ‘Doğum destekçisi’ tanımını kullanabiliriz. Anneye asla medikal bir destek sağlamıyoruz. Anne adaylarına doğum öncesinde, sırasında ve sonrasında duygusal ve fiziksel destek veriyor, onları bilgilendiriyoruz. Nefes egzersizleri öğretip doğum sırasında bu tekniği kullanmalarında, hastane prosedürlerini anlamalarında yardımcı oluyoruz. Doğum boyunca özel masajlarla onları rahatlatıyoruz. Doğum sonrasında da onları evlerinde ziyaret edip emzirme, bebek bakımı gibi konularda bilgilendiriyoruz.
- Nasıl doula oldunuz?
- Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu mezunuyum. Spor eğitmenliği yaptım. Yedi yıldır da pilates eğitmeniyim. Bir dönem anne adaylarıyla çalışmaya başladım. Onların anlattığı hikâyeler, bebeğin gelişim aşamaları ilgimi çekti. Bunun üzerine çeşitli doğuma hazırlık kurslarına gittim. Sekiz yıllık doula Amerikalı Julia
Steils Paçacıoğlu’dan da aldığım dokuz aylık eğitimle de doula oldum.
- İlk girdiğiniz doğumda ne yaptınız?
- İlk katıldığım doğumu sadece izledim. Önce kendimizi tanıdık, doğum travmalarımızla yüzleştik. Mesela benim göbek bağım iki kere dolanmış boynuma. Ömrüm boyunca hep boğazımla ilgili sıkıntılar yaşadım: Tiroid, boğaz iltihabı, ses kısıklığı, nefes darlığı gibi... Meğer hep doğum travması sebebiyleymiş.
- Yaşadığınız ilginç bir olay oldu mu?
- Genellikle gece oluyor doğumlar. Önceleri eşim sanki ben doğuruyormuşum gibi panikliyordu. Artık alıştı. Geçen hafta bir bebek beklediğimizden çok erken geldi. Ailemi ve arkadaşlarımı eğlendiğimiz yerde bırakıp apar topar yetiştim. Bir blogum var: dogummelegi.blogspot.com. Orada, başımdan geçen ilginç hikâyeleri yazıyorum. Henüz kendim doğum yapmadım ama o kadar çok doğuma girdim ki doğurmuş kadar oldum.

/images/100/0x0/55ea994cf018fbb8f88a7af1

Endişelerimi aştım

ŞENAY GÖRER NURSE (39)

Doğumu kolaylaştırmak için gittiğim doğum kursunda doula’ların doğumda ne kadar destek olduğundan bahsedildi. Geçen yıl bir arkadaşım bir doula’nın kendisine çok yardımcı olduğunu anlatmıştı. Sonra Özge’yi buldum. Onunla iki kere çalıştık. Bu ilk hamileliğim. Normal doğum yapmak istiyorum. Özge’yle tanışmadan önce endişelerim vardı. Epidural doğum düşünüyordum. Ancak doğumun ne kadar doğal bir süreç olduğunu anladım.
Hiçbir şey yapmasanız da bebek doğuyor. Epiduralden vazgeçtim.

ANNENİN YANINDAN BİR DAKİKA BİLE AYRILMAYIZ

Doğum sırasında bazen hiçbir şey yapmayız. Bazen de bir dakika bile ayrılamayız annenin yanından. Önemli olan annenin ne istediği. Anneler bazen bize odaklanıyor, bazen de eşleriyle ya da anneleriyle baş başa kalmak istiyor. Doğumda hazır bulunacak kişiyle de en az bir kere çalışmak istiyoruz. Doğum sürecini anlatıyoruz. Kafalarındaki soruları yanıtlayıp korkularını gideriyoruz.

TELEVİZYONDAKİ DOĞUMLAR KADINI KORKUTUYOR

Aslında normal doğum korkunç bir olay değil. Filmler, diziler öyleymiş gibi düşündürüyor. ‘Muhteşem Yüzyıl’daki Hürrem’in doğumlarına benzemiyor gerçek doğumlar. Ne kadar korkunç olursa o kadar seyrediliyor ama kadınları da doğumdan soğutuyorlar. Hatta tanıdığım birkaç doktor o dizilere danışmanlık yapmak istemişti. Sırf daha gerçekçi hale getirmek için.

PİLATES TOPU KOYMAKLA OLMUYOR

Hastane ortamı en sağlıklı insanı bile kendini hasta gibi hissettirebilir. Oysa doğum dışarıdan fazla müdahalede bulunulmazsa çok kolay geçiyor. Doğumun ilerleyişine saygı duyulmalı. Hastaneler doğumhanelerini de ev ortamına yakınlaştırmalı. Bir tane pilates topu koymakla olmuyor. Yurtdışında ev gibi döşenmiş ortamlarda doğum yapılıyor çünkü tıpkı kediler gibi en rahat ettikleri yerde doğurmak istiyor kadınlar.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı