"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Duygusal öğrenme

Balık hafızalıyız deriz ya hep. Depremi bile unuttuk.

Başımıza ne gelse “Bu kafayla bizden adam olmaz, yine unuturuz” dedik, durduk.
Doğru, deprem sonrasında bilinçli veya bilinçsiz olarak, hayatımızı “bize bir şey olmaz” düsturuyla yaşamayı tercih ettik.
Peki... Depremi bile unutan Türkiye, bu hafta yaşananları da unutacak mı dersiniz? Bu defa ne olacak? Gelin, bugün bunu konuşalım.
Ne der psikologlar; “en iyi öğrenme yolu duygusal öğrenmedir...”
Hayatımızın sonuna kadar aklımızda, kalbimizde taşıyacağımız hisleri, değerleri ancak “duygusal öğrenme” ile kazanırız.
Bir başka deyişle, en iyi öğretmen duygulardır.
Depremde duygusal öğrenme süreci, yoğun ama kısaydı.
Yaşanan dramın gerçek boyutlarını asla bilemedik.
Yerinde görmeyenler ve dramı yaşamayanlar, olanları “özet” olarak TV’den izledi.
Ders çıkarmakta zorlandık, çünkü depremi yaşamayan milyonlar için “duygusal öğrenme süreci” bir hayli kısa ve hafifti: Sonradan depremin verdiği tahribatı gördüğü kadar.
Gelelim “Gezi”deki duygusal öğrenme sürecine...
Bu defa, gözleriyle gördükleri, yaşadıkları, meydanlarda veya canlı yayında şahit oldukları ile 17 günlük bir “aşırı yoğun ve uzun duygusal öğrenme süreci”nden geçti Türkiye.
Felaketi sadece orada olanlar ve yakınları yaşamadı. Vatandaş, canlı yayında naklen elindeki biber gazı fişeklerini art arda ateşleyen, kızın saçlarından çekiştiren polisi izledi.
(Buradan ‘her polis kötü polistir’ çıkarımı yapan yanlış yola sapar şüphesiz.)
Bunları gördük
Bir kurşunla yere yığılan Ethem Sarısülük’ü, biber gazı yüzünden avaz avaz bağırarak sinir krizi geçiren bir kadını, çürük, kırık kolları, bacaklarıyla can çekişenleri gördü bu gözler.

Hiçbiri terörist, marjinal, sivri veya örgüt üyesi değildi.
(Gözleri biber gazından kör olan yavru kediyi, ölen kuşları, solan bitkileri de yüreğimiz burkularak anmadan geçmek olmaz.)
Araştırma şirketi KONDA araştırmasını yapmış, meydandakilerin yüzde 93.6 sade vatandaş olduğu ortaya çıkmış.
Gelenlerin yarısı polisin uyguladığı aşırı şiddeti görmüş, tepkisini göstermek için gelmiş.
Eğitim seviyeleri Türkiye ortalamasının üzerinde, yüzde 43’ü üniversite mezunu, çapulcuysa eğer onların adı, okumuşundan.
Parktakilerin üçte biri öğrenci, yani “faiz lobisi” sözünü duydular mı gülsünler mi, ağlasınlar mı yoksa bankalarda bulunan trilyonlarca dolarlarını, euro’larını Cayman Adaları’ndaki bankalara taşımanın yollarını mı arasalar, bilemiyorlar.
Yeniden söylemek gerekirse, “Gezi”nin esas konusu ağaç değil, bir
“Benim hayatıma dokunma” çağrısıdır.
Bu, devlet yıkma, yöneticiyi yerinden etme, boyu ülke sınırlarını aşan bir komplo çalışması değil, “Ülkemi yönetiyorsan, herkesin sesi ol, herkesin hayatına saygı göster, özgürlük alanı tanı”
çağrısıdır.

Duygusuz siyaset

Şunu unutuyorlar: Meydanlara dökülen insanların tutunacak tek dalları vardı: Duyguları ve kuvvetli vicdanları.
Halk, siyasete duygularını karıştırmayan politikacıların aksine, 17 gün boyunca yoğun bir “duygusal öğrenme” sürecinden geçti.
Anlamı şu: Depremi bile unutan halk, Taksim’de, Ankara’da ve ülkenin dört bir yanında yaşananları unutmayacak.
Unutmak istese bile unutamayacak. Aklın, kalbin derinliklerine işledi ve bundan sonraki her “özgürlüğe müdahale”de yine tepkisini ortaya koymak isteyecek.
Soru şu: İktidar bunu anlayabilecek, ülkesinde yaşayan herkesin sesi olabilecek mi?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI