"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

‘Düşündüğüm zaman konuşmalıyım’

BU fotoğrafı gördüğümde ilk aklıma gelen şey “Bu kadar heyecanla ne konuşuyor olabilirlerdi” oldu.

Fotoğraf Papermoon’un duvarındaydı ve cep telefonumla ancak bu kadarını çekmeyi başarabildim, görüntü kalitesi nedeniyle özür dilerim.

‘Düşündüğüm zaman konuşmalıyım’

Soldaki kadını Vivien Leigh’e benzettim ama doğrusunu isterseniz böyle ince hatlara sahip kadınların çoğunu ona benzetmek gibi bir huyum da var!
Bilinçaltımdaki “ideal kadın yüzünün” bana oynadığı bir oyun olabilir tabii.
İşin ilginç tarafı bu güzelliğinden en çok şikâyet eden de kendisiydi, güzelliği nedeniyle oyuncu olarak ciddiye alınmadığını düşünüyordu.
Shakespeare’in “As you like it” oyunundan bir söz ezberlemiştim, şöyle diyordu:
“Bir kadın olduğumu bilmiyor musun? Düşündüğüm zaman konuşmalıyım.”
(Merak edenler için bir not: As You Like It’i, Halide Edip Adıvar “Nasıl hoşunuza giderse” diye çevirmiş. Bülent Bozkurt’un çevirisi ise “Size Nasıl Geliyorsa”.)
Fotoğraftaki kadınların aynı anda konuştuklarına bakılırsa, ki bu hiç de ender rastlanan bir durum sayılmaz, düşünceler içinde boğulduklarını söyleyebiliriz.
Erkeklerin ve kadınların genetik kodlarının yüzde 99’undan fazlasının birbirinin aynısı olduğunu biliyoruz.
Dr. Louann Brizendine,
“Kadın Beyni”
isimli kitabında (Kelebek Yayınları, Çeviren: Zeynep Heyzen Ateş) şöyle yazıyor:
“İnsan genomundaki otuz bin genin yüzde birinden daha azı cinsiyetler arasında değişiklik gösterir. Ama bu farklı olan yüzde, acıyı ve zevki kaydeden sinirlerden algıyı, düşünceyi ve duyguları belirleyen nöronlara kadar vücudumuzdaki bütün hücreleri etkiler.”
Ortalama erkek beyni, kadın beynine göre yüzde 9 daha büyük olduğu halde, kadın ve erkeklerin eşit sayıda beyin hücresine sahip olduğunu belirteyim.
Dr. Brizendine bunu “Sadece bu hücreler kadın beyninde daha yoğun şekilde paketlenmiştir. Daha küçük bir kafatasına korseyle sıkıştırılmış gibidirler” diye anlatıyor.
Kadınlar ve erkekler sorunları çözerken, konuşurken, güçlü duyguları depolarken beyinlerinin farklı bölümlerini kullanıyorlar.
Bunun için kadınlar ilk randevularındaki, ilk öpüşmelerindeki ya da ilk kavgalarındaki en küçük detayı bile kolayca hatırlayabilirlerken, erkeklerin çok önemli bölümü söz konusu olayın gerçekleştiğini bile hatırlayamıyor.
Bu fotoğrafın sırrı da sanıyorum kadın beyninin bu özelliğinde.
Aynı anda konuşmayı başarabiliyorlar, birbirlerinin ne dediğini anlayabiliyorlar, düşünce sıçramaları o kadar hızlı ki konudan konuya rahatça geçebiliyorlar.
Ben mesela en yakın arkadaşlarımla bile böyle hararetli bir sohbet etmeyi beceremiyorum, arkadaşlarımın durumu da benden farklı değil.
Bazen sadece bir bakış ile bile anlaşabiliyoruz, ne çenemizi yoruyoruz, ne de karşımızdakinin kulağını!
Böyle olduğu için zaman zaman birbirimizin dertlerinden bile haberimiz olmuyor.
Ve bu farklılık kadınlar ile erkeklerin arasındaki sorunların da nedenini oluşturuyor.
Çünkü erkekler, kadınlar gibi her duruma, her söze bir tepki veremeyebiliyorlar ve özellikle de kadınların istediği tepkiyi hiç veremiyorlar.
Kadınların en çok yakındıkları konunun eşleri, sevgilileri ile konuşmakta zorluk çekmeleri olduğu bir gerçek.
Kadın konuşuyor, anlatıyor, soruyor ve karşılığında alabildiği tepki üç-beş kelimelik kısa cümlelerden oluşan üç–beş satır laftan ibaret. Bazen onu bile alabildikleri şüpheli tabii!
Dr. Brizendine’in kitabında ilginç bir bilgi daha var:
Erkekler kadınların yüzündeki üzüntü belirtilerinin ancak yüzde 40’ının farkına varabilirlerken, kadınlar erkeklerin yüzündeki bu tür işaretlerin yüzde 90’ını yakalayabiliyorlar.
Dudağın kenarının kıvrılması, gözlerin dolması, kaşların çatılması gibi ilk bakışta görülebilecek şeylerden değil, yüzdeki hafif bir sinir oynamasını bile fark edebilmekten söz ediliyor.
Acı çeken kadınların yanında her zaman bir kadın arkadaşlarını bulabiliyor olmalarının nedeni de kadın beyninin empati kurma yeteneğinin bir sonucu.
Sevgilisinden, eşinden ayrılan bir kadının, en ağlamalı günlerinde bile sıkılmadan yanında durabiliyorlar, saatlerce dinleyebiliyorlar, kendi deneyimlerini aktarabiliyorlar ve hatta oturup birlikte ağlayabiliyorlar!
Ama erkeklerin bunu erkek arkadaşlarına yapabildiklerine rastlayamıyoruz.
Acı çeken erkek zaten o derdini anlatamıyor, onun acı çektiğini bilen erkek arkadaşlarının yapabileceği de en fazla “Gel şurada iki tek atalım, havamız dağılsın” demek olabiliyor.
Onun için böyle bir fotoğraf iki erkek arasında asla çekilemeyecek.
Ve iyi ki kadınlar var. Böyle olmasalardı, hayatımız ne kadar sıkıcı ve gri olurdu, bir düşünsenize.

X