"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Düşünceler... Düşünceler...

Cahile laf anlatmaya çalışmak ne fenadır...

Tam lafa başlarsın, cümleni anlayabilmesi için parantez açmak zorunda kalırsın. Sonra o parantezin içinde bir parantez... Bir parantez daha... Sonunda “dünya gaz ve toz bulutuydu” noktasına kadar geriye gitmen gerektiğini fark edersin ki, bu da imkansız... Omuzların çöker... Çaresiz hissedersin...

Bir insanın kurduğu herhangi bir cümleyi dinlemeden, anlamadan, konuştuğu konuyla ilgili herhangi bir fikri olmadan “HÖEÖEÖE” diye bağırarak alkışlamak, kendini paralamak nasıl bir ruh halidir... Bir insanın söylediklerine katılmakla siyasette “groupie” olmanın arasındaki çizgi nerede başlamaktadır?
Bittiği bir yer var mıdır? Bu anlayış, içerisinde milleti temsil etme becerisi barındırmakta mıdır?
Seçmene oynamak, onlara “ama orada şiddet vardı, müdahale haklıydı” dedirtmek ve en baştan beri yapılan orantısız müdahaleyi meşrulaştırmak için tiyatro oyununa başvurulmasını izlemenin, yarattığı “Ah be, ah!” hissiyle ne yapılır?
En yakın arkadaşının sana oyun oynadığını izlemek gibi... Tam “oh, ne güzel de çalışıyoruz, kardeş kardeş” derken iş arkadaşının sana hazırladığı tezgahın ortasında kalmak gibi...
Dün sabah dört bir koldan yayın yapanlar, gencecik insanlar durduk yere tazyikli suları yerken, gaz bombalarıyla gözleri yaşarırken neredeydi? Geceleri rahat uyuyorlar mı? Kritik kararlar verirken vicdanları sızlıyor mu? Hakikaten soruyorum bak.
Birtakım kanallarda birtakım konuşmalar esnasında neşe ve coşkuyla yanlı yayın yapan muhabirleri izliyorum.
Bazen televizyonun çok yakınına gelip gözlerinin içine bakıyorum.
Yüz ifadelerini izliyorum. Algılamaya çalışıyorum. Hakikaten ağızlarından çıkanı kulakları duyuyor mu, farkında mı, ruhunu okumaya çalışıyorum...
Vicdanı, gönlü rahat konuşuyor mu? Aklından ne geçiyor? “Ne olursa olsun, şimdi güçlü görünenin yanında durayım da cukkama bakayım, gerisi boş” mu diyor?
İnanıyor mu, yoksa koşulsuz bir teslimiyet içinde mi? Gece oldu mu kafasını yastığa büyük bir iç ferahlığıyla koyuyor mu?

Psikolojik yorgunluk

Bugüne kadar siyasetin pis oyunlarına karışmamış, terörizmle, vandallıkla uzaktan yakından alakası olmamış, fakat bugün kendi anayasal hakkını sosyal bir hareketin parçası olarak ifade etmiş ve karşılığında psikolojik ve fiziksel şiddet görmüş bir dolu genç, hayatının en yorgun günlerini yaşıyor.
“Psikolojik yorgunluğun vücuda sirayet etmesi...” Bilmem tıbbi bir adı var mı bunun...
Eşi benzeri olmayan türde bir yorgunluk... Bacaklar tutmuyor, müthiş bir halsizlik, yerinden kalkmakta zorlanma, kas ağrısı, başbakan konuştukça peyda olan “Yok, konuyu hiç anlamıyor” hissinin verdiği bezginlik...
“Esnaf zararda, turistler rezervasyonlarını iptal etti” deniyor ya hani...
İnsanlar polisten korkuyor olmasın dostum? Anayasal hakkını kullanan, meydanda oturan insanların üzerine su sıkıp biber gazı atmanın sonucu olmasın dostum? Mesela yaşı ilerlemiş turist çiftler “Bu ülkede durduk yere insanlar orantısız güçle karşı karşıya kalabiliyor, hayatımızın sonbaharında gelmişiz erken ölmeyelim farklı kültürler keşfetmek uğruna” diyor olmasın sevgili dostum?
Durduk yere gaz, tazyikli su yemekten korkuyor olmasın?
Meydanlarda toplanan kalabalıklardan korkmuyor kimse dostum. Söyleyeyim dedim...

X