Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Düşünce modelimizi değiştirmenin zamanı gelmedi mi?

3 Ekim’de Şemdinli bölgesindeki geniş çaplı PKK saldırısı konusunda Genelkurmay Başkanlığı’nın 4 Ekim tarihli açıklaması dikkat çekici ayrıntılar içeriyordu.

Bu açıklamada, Genelkurmay, Aktütün jandarma sınır bölüğünün batıdan emniyetini sağlayan Bayraktepe’deki unsurlarına karşı, 3 Ekim’de, PKK’nın, Irak’ın kuzeyinde bulunan ağır silahlarının da desteğiyle saldırıya giriştiğini, saldırıdan önce Bayraktepe bölgesinde bir bölüğe yakın kuvvet bulunduğunu, bu bölüğün bir jandarma özel harekát bölüğü ve bir komando bölüğü ile takviye edildiğini, çatışmadan önce teröristlere topçu, havan ve helikopterlerle ateş açıldığını, hava kuvvetlerinin harekáta katıldığını bildirmekteydi.

Yine açıklamaya göre, 15 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 23 terörist öldürülmüştü. Saldırıda bulunan PKK’lıların sayısının 350 kadar olduğu tahmin ediliyordu.

* * *

Bu veriler, saldırının bir süre önce istihbar edildiğini ve birtakım tedbirlerin alındığını gösteriyor. Zayiatın büyük kısmının Irak’ın kuzeyinden yapılan ağır silah atışları nedeniyle meydana geldiğini de Genelkurmay belirtmektedir.

Bütün bu izahlara rağmen bazı sorular akla gelmiyor değil. Bir kere istihbaratın oldukça geç geldiği görülüyor. Irak’taki Amerikan kuvvetleriyle işbirliğinde bir aksaklık olduğu ihtimali zihinleri hemen kurcaladıysa da Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, Amerikalılarla istihbarat paylaşımında bir sorun olmadığında ısrar etti.

Savaş uçaklarımız da saldırıdan önceki günlerde Kuzey Irak üzerindeki uçuşlarına yeniden başlamışlardı. Onlar, PKK grubunun sınıra doğru ilerlediğini anlaşılan tespit edemediler. Diğer taraftan Aktütün Karakolu’na 9 Mayıs’ta yine ağır silahlarla saldırılmış, daha önceki yıllarda üç saldırı daha vuku bulmuştu.

Bu kadar kırılgan bir mevkide daha çok miktarda kuvvet bulundurulması veya Orgeneral Iğsız’ın şimdi yapılacağını bildirdiği gibi, kuvvetlerin başka bir mevkiye nakledilmesi gerekmiyor muydu? Her neyse, asıl mesele başka yerde. 350 kişiden oluşan ve ağır silahlarla donatılmış bir terörist grubunun saldırısı alışageldiğimiz terör eylemlerinin boyutunu çok aşıyor.

Bu çapta saldırıların devam etmesi, terörle mücadelenin askeri yönünde yeni ve çok daha çetin bir aşamaya girdiğimiz anlamına gelecektir.

Şemdinli bölgesindeki taarruz, üstelik Ayvalık Altınova’daki gerginlik ve çatışmalarla aynı zamana rastladı. 15 askerimizin şehit düşmesinin gerginlik ve çatışma ortamını daha da tahrik etmesi tehlikesi göz ardı edilemez.

PKK ile aşağı yukarı 30 yıldır süregelen mücadele boyunca en büyük tesellimiz, ciddi bir toplumsal çatışmanın önlenmiş olmasıydı. Radikal milliyetçilik dürtülerinin ve şiddet eğilimin çok arttığı bir devirde tepkileri sınırlı tutmak gittikçe zorlaşabilir.

* * *

Bütün bu gelişmeler ışığında PKK terörüyle mücadelenin dayandığı düşünce modelinde bir değişiklik yapma zamanının geldiğini söylemek zannedersem yanlış olmaz. Daha 1999’da, Öcalan yakalandığı zaman Silahlı Kuvvetler’in komuta kademesi bundan böyle ağırlığın ekonomik ve sosyal önlemlere verilmesi gerektiğinin altını çizmişti.

Kültürel haklar konusunda da açılım yapılması lüzumu hissedilmişti. Bugün de Genelkurmay Başkanımız, gençlerin dağa çıkmalarını önlemenin önemini sürekli vurguluyor. Aktütün saldırısından sonra askeri önlemler üzerinde öncelikle durulması kuşkusuz normaldir. Bu önlemlerin Kuzey Irak’a karşı daha kapsamlı operasyonları içermesi de şaşırtıcı olmayacaktır.

Ne var ki, Irak ile sınır geçilmez hale getirilse bile bunun PKK’yı tamamen saf dışı edeceği çok şüphelidir. PKK’yı besleyen siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşulların değiştirilmesi cesaretle ele alınmalıdır.

"Siyasi" sözcüğünden ürkmemek lazımdır. Bundan kastedilen siyasi bir çözüm değil, fakat bir tedbirler paketinin gerçekçi ve yaratıcı siyasi bir vizyon ile hazırlanması ve uygulanmasıdır.
X