Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Düşlüyor, düşünüyor ve karar aldırıyorlar

    Cansu ÇAMLIBEL FOTOĞRAFLAR: Sebati KARAKURT - Volkan YILDIRIM - Emre YUNUSOĞLU
    22.05.2011 - 00:00 | Son Güncelleme: 21.05.2011 - 21:06

    Dünya siyaset sahnesine 19. yüzyılın sonlarında adım atan, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerin güvenlik konularına daha fazla kafa yormaya başlamasıyla yükselişe geçen, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yeni dünya düzeninin zorunlu kıldığı alternatif analitik bakış ihtiyacı sayesinde özellikle ABD’de altın çağını yaşayan ‘think tank’ler artık Türkiye’de de siyasi süreçlerin önemli aktörleri olma yolunda.

    ‘Think tank’ tanımının aslında Türkçe’de tam bir karşılığı yok. Eski think tank’çi İbrahim Kalın iyi bir Türkçe tanım arayışının ‘düşünce tankı’ gibi çeşitlemelere kadar varabilmesini tebessümle anlatıyor. ‘Düşünce kuruluşu’ ya da ‘araştırma merkezi’ hem akademik jargonda hem de pratikte en çok tercih edilen kullanım. ‘Think tank’leri en basit haliyle, karar alıcılara etki etme iddiasındaki uzmanları bir araya getiren düşünce pazarları olarak tanımlamak mümkün.
    Türkiye’nin mazisi çok da uzağa gitmeyen think tank geleneğini işin profesyonelleriyle birlikte masaya yatırdık. İşte önemli uluslararası ağlara sahip, siyaset üzerindeki nüfuzunu artırmaya başlayan, dinamik, üretken ama iş düşünceye para bağlayacak yatırımcı bulmaya geldiğinde tökezleyen bir sektörün perde arkası...

    Türkiye’nin think tank atlası

    Düşünce pazarlarından çıkan entelektüel ürünleri belki çok yakından takip etmiyoruz ama bu pazarın üreticileri 2003’teki Irak Savaşı’ndan itibaren televizyon ekranları üzerinden sık sık evlerimize konuk olmaya başladı. Özellikle uluslararası krizler sırasında adeta kadrolu yorumcu gibi televizyon kanalları arasında mekik dokuyan bu uzmanların ayakta tutmaya çalıştığı düşünce kuruluşları sivil toplum geleneğinin önemli bir parçası olsa da kamuoyu için fazla bilinmeyen bir mecra. Araştırmalar yapıyor, raporlar yayınlıyor, kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye’de irili ufaklı 30’u aşkın düşünce kuruluşu var. Peki hangisi, kimden yana? Hangi düşünceyi temsil ediyorlar? Kim merkezde, kim hükümet yanlısı, kim muhalif? Kadrosu, çalışmaları, organizasyonu ve söylemleriyle en çok dikkat çekenler şunlar

    Liberal bir çizgisi var/images/100/0x0/55ea9f5cf018fbb8f88c1091
    TÜRKİYE EKONOMİK VE SOSYAL ETÜDLER VAKFI (TESEV)

    Kökleri 1960’lara dayanan TESEV, bugünkü statüsünü 1994’te aldı. Demokrasi, iyi yönetişim ve dış politika ağırlıklı çalışmalar yapan TESEV araştırma sonuçlarını kitap olarak da yayınlıyor. Güncel siyasete dair cesur öneriler gündeme getirme geleneğine sahip TESEV özellikle Kürt sorunu ve anayasa konularında özgürlükçü söylemiyle dikkat çekiyor.

    Genellikle milliyetçi bir tavır takınıyordu
    AVRASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ASAM)

    1999’da kurulan ASAM, feshedildiği 2009 yılına kadar en gelişmiş araştırma altyapısına ve en fazla araştırmacıya sahip düşünce kuruluşlarının başında geliyordu. ASAM, Türkiye’nin güvenlik önceliği olarak gördüğü Kıbrıs ve Ermeni sorunu gibi konularda uzman birimler oluşturmuştu. Ermeni soykırımı iddialarına karşı çıkışı bilimsel olarak ispatlamak için Ermeni Araştırmaları Enstitüsü ve İnsanlığa Karşı Suçlar Enstitüsü ismiyle alt birimler de kurmuştu.

    Hükümete paralel politikalar üretiyor
    SİYASET EKONOMİ VE TOPLUM ARAŞTIRMALARI VAKFI (SETA)

    AK Parti’nin ilk kez iktidara geldiği 2002 yılını takip eden süreçte kurulan SETA’nın çalışma alanları arasında öne çıkan alan dış politika. Aktif çalışan bir Washington ofisi var. Hem yurtiçinde hem de yurtdışında üst düzey isimlerin katıldığı toplantıları ses getiriyor. Hükümetin dış politika açılımlarının hepsine bire bir destek veren SETA’nın önde gelen isimlerinin son dönemde Kürt sorunu konusundaki özgürlükçü söylemleri dikkat çekiyor.

    Dışişlerinin resmi kuruluşu
    STRATEJİK ARAŞTIRMA MERKEZİ (SAM)

    Dışişleri Bakanlığı’nın 1995’te kurduğu SAM’ın yönetim kurulunda bakanlık müsteşarının yanı sıra iki emekli büyükelçi ve bir emekli tuğgeneral de var. Kurumun başkanlığınıysa eski SETA’cı Bülent Aras yürütüyor. Kurulduğundan beri resmi ideolojiye paralel bir çizgi izleyen SAM’ın son yıllardaki çalışmalarında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun izleri belirgin hale geldi.

    Genelkurmay’ın resmi kuruluşu
    STRATEJİK ARAŞTIRMA VE ETÜT MERKEZİ (SAREM)

    Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi düşünce kuruluşu SAREM 2002’de kuruldu. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığı bünyesinde görev yapıyor. Başkanlığını 2008’den bu yana Tuğgeneral Ethem Büyükışık yürütüyor.

    Hem merkezde hem muhalif
    ARI HAREKETİ

    1994’de bir grup genç tarafından katılımcı demokrasiyi hayata geçirme hedefiyle kuruldu. İlk yıllarında Anavatan Partisi ile kurduğu yakın ilişki nedeniyle bu partinin gençlik kolu gibi de algılandı. Washington’da ofis açan ilk düşünce kuruluşuydu. Kurumun yayınladığı Turkish Policy Quarterly’nin haklarını, yedi yıl önce başkanlığı bırakan Kemal Köprülü satın aldı. Arı Hareketi yıllardır AB sürecine önemli destek verse de bazı dış politika dosyalarında milliyetçi bir söylem ortaya koyuyor. Merkezde durmaya çalışıyor, hükümete muhalif olarak algılanan çıkışları var.

    Milliyetçi ve Avrasyacı bakış
    MARMARA GRUBU

    1985’te kurulan Marmara Grubu’nun her yıl düzenlediği Avrasya Ekonomi Zirveleri önemli konukları bir araya getiriyor. Kurumun çalışmalarına yön veren Akademik Konsey’in başkanlığını emekli bir subay yürütüyor. Özellikle Azerbaycan ile sıkı ilişkileri var.

    Merkezde durmaya gayret ediyor
    ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMA KURUMU (USAK)

    USAK daha önce ASAM’da Ortadoğu Masası’nın başkanlığını yürüten akademisyen Sedat Laçiner tarafından 2004’te kuruldu. USAK ilk döneminde özellikle Kürt sorunu ve PKK ile mücadele konusundaki öneri ve söylemleriyle dikkat çekti. Merkezde duran ama milliyetçi tonlar da barındıran bir çizgide gitti. Kurumun başkanlığını geçen yıl devralan emekli Büyükelçi Özdem Sanberk ise liberal çizgiye daha yakın.

    Genelkurmayla işbirliği yapabilen tek kuruluş
    ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ORSAM)

    Daha önce ASAM’ın Kafkasya Koordinatörlüğü’nü yürüten Hasan Kanbolat tarafından kuruldu. Genelkurmay’ın resmi düşünce kuruluşu SAREM ile ortak proje yapma izni alan tek düşünce kuruluşu oldu. Son yıllarda Kafkaslar ve Ortadoğu’daki krizler konusunda erken uyarı niteliği taşıyan raporlarıyla dikkat çekiyor. Askerle ilişkiye rağmen merkezde durmaya çalışıyor.

    Özgürlükçü-liberal çatı
    BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (BİLGESAM)

    Bağımsız, bağlantısız ve esnek bir organizasyon hedefiyle kurulan BİLGESAM hem akademiden hem de emekli bürokratlardan önemli isimleri bir araya getiren geniş bir çatı. Bilge Adamlar Kurulu’nun yanı sıra bir de Akademik Danışma Kurulu var.

    Milliyetçi ve ulusalcı çerçevede
    TÜRKİYE ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİLERİ MERKEZİ (TUSAM)

    Türk Metal İş Sendikası öncülüğünde 2004’te kurulan TUSAM, sendika yöneticilerinin Ergenekon davası kapsamında tutuklanmasının ardından yaşanan süreçte mart 2009’da kapandı. Ulusalcı bir çizgi benimseyen TUSAM, Avrasya Radyo Televizyonu (ART)’deki programların içeriğine destek veriyor ve her pazartesi Cumhuriyet Gazetesi’nin ücretsiz eki Strateji dergisini çıkartıyordu.

    Merkezi ekonomik vizyon
    TÜRKİYE EKONOMİ POLİTİKALARI ARAŞTIRMA VAKFI (TEPAV)

    Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Üniversitesi bünyesinde 2004’te kurulan TEPAV’ın altında ekonomi, dış politika ve iyi yönetişim alanında çalışan yedi ayrı enstitü faaliyet gösteriyor. Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki ekonomik potansiyele yönelik çalışma ve raporları dikkat çekiyor.

    Son dönemde hükümete yakın
    TÜRK ASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (TASAM)

    TASAM dokuz dış politika alanında faaliyet gösteriyor; Asya, Afrika, Avrupa, Latin Amerika, Karayipler, Balkanlar, Karadeniz - Kafkas ve Ortadoğu alt bölgeleri. İslam ve Türk Dünyası olarak iki de kimlik alanı bulunuyor. Üç yıldır Cumhurbaşkanlığı’nın himayesinde ‘Türkiye’nin Stratejik Vizyonu’ projesi üzerinde çalışıyor. Milliyetçi söylemleri var, hükümete yakın duruyor.

    TÜRKİYE DÜŞÜNCE PAZARININ GÜÇ SİMSARLARI

    İBRAHİM KALIN: Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) kurucu başkanı. 2009’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikadan sorumlu başdanışmanlığına atanmasının ardından SETA’daki görevini bıraktı. Bu görevin yanı sıra Başbakanlık’a bağlı Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nü de yöneten Kalın, bugün siyasetin bizzat içindeki aktörlerden biri olarak hükümetin düşünce kuruluşlarıyla aktif ilişki stratejisinin mimarlarından.
    ÖZDEM SANBERK: Kritik dış merkezlerdeki görevlerinin ardından 2000 yılında Dışişleri Bakanlığı’ndan emekli Büyükelçi Özdem Sanberk, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nun (USAK) Başkanı. Sanberk aynı zamanda Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi (GPoT), Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) ve Global İlişkiler Forumu (GIF) Yönetim Kurulları üyesi.
    BÜLENT ARAS: Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (SAM) Başkanı. Daha önce SETA’nın dış politika koordinatörlüğünü yürüten Aras’ın Şule Toktaş ve Ümit Kurt ile birlikte hazırladığı ‘Araştırma Merkezlerinin Yükselişi: Türkiye’de Dış Politika ve Ulusal Güvenlik Kültürü’ raporu kitap olarak da yayınlandı. Rapor, düşünce merkezleriyle ilgili Türkiye’deki en yeni ve en kapsamlı yayınlardan biri kabul ediliyor.
    HASAN KANBOLAT: Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ORSAM) Başkanı. Kanbolat daha önce Türkiye’nin güvenlik ve dış politika alanındaki öncü düşünce kuruluşu Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) Kafkasya Koordinatörlüğü’nü ve Türkiye İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nda (TİKA) Orta Asya masasının Koordinatörlüğünü de yaptı.
    ÖZGÜR ÜNLÜHİSARCIKLI: ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Alman Marshall Fonu’nun (GMF) Türkiye temsilcisi. Ünlühisarcıklı, GMF’deki görevinden önce Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nda ve ARI Hareketi’nde yöneticilik yaptı.
    NUH YILMAZ: SETA’nın Washington Koordinatörü. Türkiye’nin yeni dış politika açılımları ve Türk-Amerikan ilişkileri üzerine çok sayıda makale kaleme alan Yılmaz, ABD ve Kanada’da çeşitli üniversitelerde estetik, eleştirel kuram ve Türk siyaseti üzerine dersler verdi.
    URAL AKÜZÜM: 2007’den beri ARI Hareketi’nin başkanlığını yapan Ural Aküzüm, aynı zamanda 2009’den beri de Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı (TEDMER) başkanı. Aküzüm aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kurucu vakfı Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı ile Azerbaycan Türkiye Tarih Araştırmaları Vakfı’nın yönetim kurulu üyesi. Aküzüm Türk ve Avrupa kamuoylarının birbirini tanıması hedefiyle kurulan Avrupa ile Diyalog Derneği’nin de başkan yardımcısı.
    KEMAL KÖPRÜLÜ: 1994-2004 arasında Türkiye’nin ilk düşünce kuruluşlarından ARI Hareketi’nin Genel Koordinatörlüğü’nü yapan Köprülü bugün hiçbir sivil toplum ya da düşünce kuruluşunda aktif görevde değil. Çalışmalarını sahibi olduğu Turkish Policy Quarterly dergisi etrafında yürüten Köprülü eskisi kadar kamuoyunun gözünün önünde olmasa da uluslararası aktörlerin Türkiye’de kapısını ilk çaldığı isimler arasında.

    THINK TANK NE İŞE YARAR

    Siyasetle akademi arasındaki mütercim
    İBRAHİM KALIN

    Benim tanımım şu: Uzun vadeli çalışma yapan akademisyenlerle karar vericiler arasında bir köprü. Bir akademisyen olarak kendinize altı ay, bir yıl, iki yıl gibi hedefler koyarsınız. Öbür tarafta da karar vericiler var, her gün onlarca karar vermek zorundalar. Zaman kısıtları var. Derinlik olmadan karar verdiğinizde hata payınız çok yüksek ama üretip pratiğe dönüştürmediğinizde de hayatı ıskalamış oluyorsunuz. Aradaki geçişi kim sağlayacak? İşte düşünce kuruluşları aradaki geçişkenliği sağlıyor, bir mütercim gibi.

    Kanaat önderlerinin örgütlenmiş hali
    ÖZGÜR ÜNLÜHİSARCIKLI

    Günümüzde politika yapım sürecinin üç kademesi var; karar alıcılar piramidin en üstündeki az sayıda kişi, onların altında politika yapıcılar var, onların altında da kanaat önderleri dediğimiz geniş bir kitle... Kanaat önderlerinin amacı aslında geliştirilen politikalara etki yapmak. Düşünce kuruluşları kanaat önderlerinin örgütlendiği kurumsal yapılardan bir tanesi.

    DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN GELİYOR

    Bu işi sosyal mastürbasyon olarak görüyorlar
    HASAN KANBOLAT

    Yaklaşık bir yıl önce Türkiye’deki müteahhitlerin çatı örgütüne gidip dedim ki “Bakın Ortadoğu’da büyük bir değişimi hissediyoruz. Sizin en fazla iş yaptığınız yer Libya, en çok girmek istediğiniz yerse Irak. Size siyasi risk analizleri sunalım. Buralarda halk ayaklanması olursa analizler işinize yaramaz mı? “Yaramaz” dediler. Düşünebiliyor musunuz 25 milyarı oraya gömüyorsunuz ama ‘bu Kaddafi gidecek mi, devrilebilir mi’ diye bir risk analizi yaptırmıyorsunuz. Bizim özel sektör daha bu işleri sosyal mastürbasyon olarak gördüğü için önem vermiyor.

    Amerikalının bir uzmana verdiği maaşla bizim ofis dönüyor
    NUH YILMAZ

    SETA kesinlikle yabancı kaynak ve devlet imkanlarını kullanmıyor. Bunlar zaten açık kaynak, sürekli denetlenen harcamalar. Tahmin ettiğinizden çok daha küçük bir bütçeyle çalışıyoruz. Açıklamak istemem çünkü tahmin etmeyeceğiniz kadar düşük bir şey çıkacak ortaya. ABD’dekilerle yarışamayız bile. Brookings Enstitüsü yılda 60 milyon dolarla çalışıyor. ABD’de emekli bir büyükelçiye bir düşünce merkezinde verilen maaşla SETA’nın bütün Washington ofisi dönüyor.

    En büyüğü 1 milyon dolarlık
    BÜLENT ARAS

    Bütçeler küçük, bu sektörün rekabet ettiği pasta da çok küçük. Ama TÜBİTAK ve AB fonlarıyla biraz büyüyor. Türkiye’deki büyük düşünce kuruluşlarının yıllık araştırma giderleri 1 milyon doların üzerinde, orta büyüklüktekilerin 250 bin ile 1 milyon dolar arasında, küçüklerinki ise 250 binin altında. Bu Batı standartlarına göre düşük ama gelişmekte olan bir sektör. Beş yıl önce bu rakamlar yarı yarıya idi.

    SPONSORLARDAN BAĞIMSIZ DÜŞÜNCE ÇIKAR MI

    Ticaret yapan iş adamları destekliyor
    NUH YILMAZ

    Ben Washington ofisi için konuşabilirim. Bize destek veren bazı işadamları var. Bu işadamları AK Parti’nin dış politika açılımlarından yana çünkü Balkanlar’la, Kafkaslar’la, Ortadoğu’yla ticaret yapıyorlar. Bu ticareti yaparken bu ülkelerle Türkiye arasında doğabilen gerilimden zarara uğruyorlar. O yüzden yaklaşımları Türkiye’nin şu anki cari dış politikasıyla paralel bir seyir izliyor. Ancak isimlerini kendileri açıklamadığı için bunu açıklamak benim görevim değil. Önümüzdeki yıllarda bu isimlerin öne çıkıp rahat bir biçimde söyleyeceklerini düşünüyorum.

    Çıkar örgütü gibi çalışabiliyorlar
    BÜLENT ARAS

    Sponsorlarından çok bağımsız hareket edemiyorlar. Bu iki açıdan önemli; birincisi sürdürülebilirlik sorunu yani bir süre sonra sponsor destek vermekten vazgeçebiliyor. Mesela ASAM... Bir grup işadamı destekliyordu, onlar desteği kesince kurum ortadan kalktı. İkincisi; düşünce kuruluşunun yapısını sponsorlar belirliyor. TUSAM örneğine bakalım: Türk Metal İş Sendikası tarafından destekleniyordu. Sendikanın başkanı Ergenekon davasından içeri girip çıktı, o süreçte bu düşünce kuruluşu da tasfiye oldu. Sponsorundan özerklik kazanma noktasında Türkiye’deki düşünce kuruluşları çok mesafe kaydetmiş değil. Elbette güçlü bir sponsor Batı’da da pozisyon aldırabiliyor. Yani think tank’ler bir ölçüde de çıkar örgütü gibi de çalışabiliyor.

    TELEVİZYONDA GÖRÜNMEK MAKBUL MÜ

    Çakma tabela da var pijamalı uzman da
    HASAN KANBOLAT

    Çakma düşünce merkezleri de çıkmaya başladı. Türkiye’de bir kişi “ben üniversite kurdum ve bunun rektörüyüm” diyerek bir web sitesi açsa adama herhalde deli deriz. Ama adam “ben düşünce merkezi başkanıyım, bu da web sitesi” diyor, bir de İngilizce isim koyuyor. Sonra bütün televizyon kanalları bu adamlardan geçilmiyor. Ben bunlara pijamalı stratejist diyorum çünkü genelde emekli üst düzey bürokrat ve askerlerden oluşuyor. Başlıyorlar kanal kanal dolaşmaya.

    Dalgaya alınma riski de var
    BÜLENT ARAS

    Ben onlara anlık analizciler diyorum. Olaylar onları sürüklüyor, halbuki istenen durum, olaylar onları sürüklemeden onların olayları sürüklemesi. Televizyona çıkmak Türkiye’de bir başarı kriteri. Ekranda çok fazla görünmeyen meslektaşlarına “Seni televizyona çağırmıyorlar mı?” diye soruyorlar. Gerçi bir süre sonra dalgaya alınma riskiniz de var. Mesela 2003’teki Irak krizi sırasında ASAM’ın uzmanları Levent Kırca’nın bir parodisine konu olmuştu. Bir asker arıyorlar, bulamayınca sokaktaki üniformalı bekçiyi getiriyorlar savaşla ilgili yorum yapıyor.

    İKTİDAR BASKI YA DA AYRIMCILIK YAPIYOR MU

    Eskiden düşünce suçlusuyduk
    ÖZDEM SANBERK

    Ben şahsen görev yaptığım dört düşünce kuruluşunda da böyle bir baskı hissetmiyorum. Uğraştığımız konular ağırlıklı olarak dış politika ve bütün görüş ayrılıklarına rağmen genelde bir konsensüs çerçevesinde cereyan ediyor. Türkiye’de düşünce kuruluşları Ermeni, Alevi, Kürt meselesi gibi hassas konularda bir takım baskılarla karşılaşıyordu. Ama AB ile uyum yasaları sayesinde artık düşünce kuruluşları eskisi gibi baskılarla karşılaşmıyor. Bu konulardaki eleştiriler suç teşkil eden fiil olmaktan çıktı. Eskiden bunlar düşünce suçlarıydı.

    AK Parti kendi camiasıyla daha yakın
    URAL AKÜZÜM

    AK Parti’nin yaptığı bazı şeylerin olumlu olduğunu düşünüyoruz, bazı şeylerin de olumsuz. AK Parti’nin sivil toplumla ilişkiler konusunda bir ayrımcılık yaptığına şahit olmadık. Ama AK Parti’nin kendi camiasına daha yakın durması gibi bir durum var. Biz 1998’e kadar ANAP ile çalışmış bir hareket olarak benzer bir tecrübeyi yaşamız bir kuruluşuz. Ama sivil toplumun uzun vadede iktidarlardan bağımsız hedefler koyması gerekiyor. Yoksa her iktidar döneminde başka kuruluşlar kurulur, iktidar gidince de kapanır.

    Partizan algısı alanınızı daraltır
    NUH YILMAZ

    SETA AK Parti’nin düşünce kuruluşu değil. Bence AK Parti’nin bir düşünce kuruluşunun bulunması çok da iyi ve verimli olabilir ayrı konu. SETA’nın iktidarla ilişkisi şöyle görülebilir: SETA siyasi olarak Türkiye’de belli bir yerde duruyor, bu da herkese eşit uzaklıkta bir yer değil. Ama araştırmasını yaparken mümkün olduğu kadar nesnel davranmaya, gerçek riskleri ortaya koymaya çalışan bir düşünce kuruluşu. Partizan davrandığınız gibi bir algı ortaya çıkarsa iş yapma alanınız son derece daralır. SETA, Center for American Progress gibi Obama yönetimiyle belli noktalarda çakışan ama zaman zaman eleştiren bir kuruluş.

    HÜKÜMET ÖNERİLERİ NE ÖLÇÜDE DİKKATE ALIYOR

    Bazı konular direkt en üst seviyeye çıkartılır
    İBRAHİM KALIN

    Dış politikanın en önemli unsurlarından bir tanesi eski tabirle efkar-ı umumiye yani kamuoyu. Kamuoyunu arkasına almamış hiçbir politikanın uygulanması mümkün değil, yüzde yüz doğru bile olsa bu politikayı sizin anlatabilmeniz de lazım. Düşünce kuruluşlarının herhangi bir konuya destek vermesi ya da muhalefet etmesi bu süreçlerin önemli bir parçası haline geldi çünkü eleştiriler mantıklıysa buradan bir sonuç alırız. Bize somut olarak birisi gelip ‘sizin Irak politikanız şuralarda iyi, buralarda zayıf’ diyen bir analiz getirdiğinde ikna olursak bu bize çok ciddi bir katkıdır. Bazı konular vardır direkt en üst seviyeye çıkartılır, bazı konular vardır daha alt düzeylerde analiz edilir tartışılır.

    ASKER ‘THINK TANK’LERLE ÇALIŞIYOR MU

    Sadece asker değil MİT de bizimle çalışmalı
    HASAN KANBOLAT

    ORSAM geçen yıl Genelkurmay’ın düşünce merkezi olan SAREM ile kurumsal ilişki kurmayı başaran tek kurumdu ama bu kolay olmadı. Geçen yıl Afganistan-Pakistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler üzerine ortak bir proje yaptık, bu yıl da Türkiye-Irak ilişkileri üzerine ikinci bir proje yapıyoruz. Son birkaç yıla kadar düşünce merkezleri alaya alınıyordu, üretimleri önemsenmiyordu. Şimdi bunların hepsinin aşıldığını görüyoruz ama bilgi paylaşımında hâlâ direnç var. Devlet kurumlarına bilgi üretiyorsunuz ama oradan bilgi alamıyorsunuz. Hele Genelkurmay’da hiç açık bilgi yoktur çünkü en düşük seviyeli belge olan ‘hizmete özel’ bile gizlilik derecesindedir. Bunun içine bence MİT’i de almak lazım. MİT’in de düşünce merkezleriyle çalışabilmesi ve bir kısım açık bilgiyi diğer Batılı istihbarat kuruluşları gibi kendisinin internet sayfası başta olmak üzere üretip vermesi gerekir.

    DIŞARDAN BİR BAKIŞ

    Ankara-Washington-Brüksel arasında en önemli sivil bağlardan biriyiz
    ÖZGÜR ÜNLÜHİSARCIKLI / MARSHALL FONU TÜRKİYE TEMSİLCİSİ (GMF)

    Washington’a kamuoyu oluşturmak için giden kişi de şunu bilir: Oradaki düşünce kuruluşu ikna olursa politika yapıcıları ve dolayısıyla karar alıcıları etkileyebilir. Türkiye henüz o noktada değil ama gidişat o yönde. Türk perspektifinin transatlantik perspektife daha çok etki edebilmesi noktasında Marshall Fonu büyük bir rol oynuyor. Bugün Ankara ile Washington arasında, Ankara ile Brüksel arasında second-track (ikinci kanal) dediğimiz en önemli sivil bağlardan biriyiz. Dolayısıyla Ankara’da bir şüpheyle değil ciddi bir destekle karşılanıyoruz.

    NOSTALJİK BİR BAKIŞ

    Bugün düşünce kuruluşları pariteler fazla angaje
    KEMAL KÖPRÜLÜ

    Hiçbir zaman ANAP’ın kadın ya da gençlik kolları gibi iç kolu olmadık, özerktik. ANASOL-D, REFAHYOL, Ecevit hükümeti... AKP son 20 yılda eleştirdiğim altıncı hükümet. AKP’ye özel bir durum yok. ANAP’ın içindeki herkes bilir Mesut Bey’i ne kadar açık eleştirdiğimi. Bugünkü pozisyonlar eskiye göre çok farklı. Eskiden çok sayıda parti vardı, koalisyonlar vardı, iyi kötü o koalisyonlar her seferinde değişiyordu. Herkesin yakın durduğu parti liderleri vardı ama organik bağ yoktu, her zaman en azından bir özerklikleri oldu. Bugün kurumlar taraf oluyor ve buna çok özen gösteriyor. Bu, Türkiye’de sivil toplum anlayışının yerleşmesine yardım edecek doğru tavır değil. Düşünce kuruluşlarının partilere fazla angaje olduğunu düşünüyorum.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı