Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Durum zor görünüyor

KUTSAL bir bayram sabahı söze "Bayramınızı içtenlikle kutlayarak" başlamak istiyoruz. Diliyoruz ki mutlu, başarılı ve sağlıklı olun.

Ama ülkemizin orasından burasından gelen haberler, özellikle "sağlığımız" yönünden huzur kaçıracak kadar önemli ve kötü.

Korktuğumuz başımıza geldi.

Uzakdoğu ülkelerinde geçen yıl ölümlere yol açan kuş gribi, babayiğit uzmanlarımızın "ülkemize gelmez" demelerine, "Türkiye’de kuş gribi tehlikesi yok" diye teminat vermelerine rağmen, geldi, hem de fena geldi.

Kırk yılda bir iyi iş yapmıştık:

Manyas civarında bundan üç ay kadar önce görülen vak’alara, temposunun ağırlığıyla şöhretli Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, zamanında müdahale edip salgın tehlikesini önlemişti.

Ve öteki yetkililer de "bu iş bitti" güvencesini verince mutad üzere palamarı çözmüştük. Ama şimdi anlıyoruz ki kazın ayağı öyle değilmiş.

Artık ölümlü, salgınlı, karantinalı, itlaflı (hayvanları öldürmeye itlaf denir) kısaca tehlikeli bir döneme girdik.

Şimdilik tek güvencemiz, salgının insandan insana geçtiğini gösteren bir olayın çıkmaması. Ama hayvandan -kanatlı hayvanlardan- veya onların salyasını, kanını pisliğini taşıyan her şeyden -örneğin eşyadan yahut evcil olsun olmasın öteki hayvanlardan- uzak durmamız ve önlem almamız gerektiğini biliyoruz.

İşin kötüsü tam da Kurban Bayramı’nda yani insanlarımızın ister büyükbaş, ister küçükbaş hayvanlarla birebir ve yoğun şekilde temasta olduğu günlerde bu başımıza geldi.

Elimizde kesin rakamlar yok ama 1985’e ait bir bilgi Kurban Bayramı’nda o zaman 1 milyon 900 binden fazla küçükbaş, yaklaşık 300 bin büyükbaş kurban kesildiğini ifade ediyor. O tarihten beri geçen sürede bu rakamların çok daha büyüdüğünü biliyoruz.

Kesimde, hayvanla temasta temizliğe, eldiven kullanmaya vs.ye dikkat edilmediği ölçüde tehlikenin büyüyeceğinden eminiz.

İşte bu düşünce ve kaygı ile bugün yani bayramın ilk günü manzara-i umumiyeye hepimiz göz atalım. Bu "kurban kesme" işini medeni bir topluma ve onun gerektirdiği temizlik, dikkat ve çevreye saygı kurallarına uyarak (gösterişten ve insanları rahatsız edecek kanlı manzara görüntülerinden uzak şekilde) yapıyor muyuz, yapmıyor muyuz?

Bu birinci nokta... Bir başka deyişle bu dediklerimiz bize düşenler...

Belediyeler kendilerine düşen görevleri yaptılar mı? Kurban kesim yerleri hazırlamak belediyelerin işiydi. Ne oldu? Yaptılar mı, ihmal mi ettiler? Ettilerse onlara uygulanacak bir yaptırım yok mu?

Bir de ülkeyi yöneten üst kadroya düşen görev var:

Anayasamızın 119’uncu maddesi "tehlikeli salgın hastalık" durumunda Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanacak Bakanlar Kurulu’nun, "Olağanüstü Hal" ilan etmesine olanak veriyor.

Tamam... Buna ihtiyaç duymadan bu tehlikeyi atlatmayı hepimiz isteriz ama acaba salgının giderek yaygınlaşması, hükümetin Olağanüstü Hal ilan etmesini gerektirecek noktaya gelmedi mi?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI