Dünyaya yeni bir toplumsal sözleşme lazım

Güncelleme Tarihi:

Dünyaya yeni bir toplumsal sözleşme lazım
Oluşturulma Tarihi: Mart 24, 2017 11:27

Gazeteci-yazar Osman Ulagay, ‘Dünya Trump’a mı Kalacak - Tek Adam Çıkmazı’ isimli yeni kitabında bugün hemen herkesin sorduğu sorulara cevap arıyor. Küreselleşme hayal kırıklığıyla mı bitiyor? Kriz ve savaş günleri kapıda mı? Bildiğimiz dünyanın sonuna mı geldik? Biz de Ulagay’a sorduk.

Haberin Devamı

Birçok entelektüel, bildiğimiz dünyanın sonunun geldiğini yazıyor, söylüyor. Siz de bunu belirtiyorsunuz kitabınızda. Ne yaşıyoruz tam olarak?

- Son bir yıl içinde İngiltere’de, Amerika’da ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde açığa çıkan toplumsal tepkiler ve bunların siyasi sonuçları özellikle Batılı entelektüelleri fena halde sarstı. Yükselen toplumsal tepkinin hedefi haline gelip ‘sıradan insanların’ halinden anlamayan ‘küresel elitin’ bir parçası olarak algılanınca, alıştıkları dünyanın sonunun geldiğini düşünmeye başladılar. Ama bu kaygıları esasen Donald Trump’ın beklenmeyen zaferi güçlendirdi.

 Bu kaygıları yalnızca Batılı aydınlar, entelektüeller mi duyuyor?

- Hayır, Batı toplumlarında şimdi açığa çıkan toplumsal tepkinin kökeninde de yükselen kaygılar var. Dünyadaki hızlı değişimin sonucu bunlar ve bu büyük değişimi anlamadan şu anda olan biteni anlamak olanaksız bence. 1980’lerden bu yana çok kapsamlı bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor dünyada. Batı’nın tetiklediği küreselleşme süreci ve teknolojideki atılımın yol açtığı dijital devrim, şaşırtıcı bir noktaya getirdi insanlığı. Hemen herkes zorunlu olarak küresel oyunun içinde.

Haberin Devamı

 Peki kim kazanıyor bu oyunu, kim kaybediyor?

- Kazançlı çıkan da var, kayba uğrayan da. İlginç bir şekilde, bu süreçte kayba uğradıklarını, mağdur olduklarını ileri sürerek dünyanın gidişatına tepki gösterenler, küreselleşmeye tepki gösterenler Batı ülkelerinde ortaya çıktı. Donald Trump da bu tepkiyi kullanarak ABD Başkanı olabildi, bu tepkinin çarpıcı bir simgesi haline geldi.

 Bu tepki küreselleşmenin sonunu getirecek mi?

- Şimdi gelinen noktada Batı’da ortaya çıkan tepkiler bu sürece bir set çekilmesini talep ediyor. Trump da onların sözcülüğünü yapıyor. Bu tepkiler değişim sürecini yavaşlatabilir, hatta belki bir süre durdurabilir ama bana öyle geliyor ki günün sonunda, değişimin yönünü doğru okuyanlar ve buna uyum sağlayabilenler kazanacak.

Dünyaya yeni bir toplumsal sözleşme lazım

Haberin Devamı

Dünya Trump’a mı Kalacak?, Osman Ulagay, Doğan Kitap, 158 s. , 16 TL

Kitapta sorduğunuz üzere, Trump’a mı kalacak peki dünya? O mu doğru okuyor şimdi dünyayı?

Bana öyle gelmiyor ama çok karmaşık bir dünyada yaşarken böyle bir kehanette bulunmanın riskli olduğunu da biliyorum. Geleceği okumak kolay değil. Pek çok alana, pek çok gelişmeye birden bakmak gerekiyor. Tarihe bakmak gerekiyor. İnsanın doğasıyla ilgili saptamalara bakmak gerekiyor. Olaya böyle bakınca dünyanın Trump’a kalmayacağı ve yaşanmakta olan küresel dönüşümün süreceği sonucuna varıyorum ben.

Şimdi ortaya çıkan tepkilere rağmen mi?

- Evet bu tepkilere rağmen sürecek çünkü bu tepkilere tercüman olan Trump gibi siyasetçilerin çözüm önerileri çok tutarsız, bugüne kadar yaşanmış olan dönüşümü göz ardı eden çözümler. Bu nedenle küresel dönüşüm sürecek ama yeni boyutlar kazanarak sürecek.

Haberin Devamı

Batı’nın şimdi yaşadığı krizi aşmak için yeni bir toplumsal sözleşme arayışına girmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Peki günümüz teknoloji elitine, Facebook, Google, Amazon gibi şirketlerin yöneticilerine düşen bir rol var mı bu süreçte?

- Çok önemli bir nokta bu. ‘Big data’ denen veri hazinesini de kontrol etme noktasındaki bu şirketlerin ve ünlü yöneticilerinin yeni bir toplumsal sözleşme arayışında olumlu bir rol oynamaları mümkün ama bu rolün üç–beş şirketin ya da kişinin tekelinde bulunması aslında sorunun bir parçası.  

Putin, Erdoğan ve Trump’ın yükselişinde benzerlikler bulunduğunu söylüyorsunuz. Başlıca benzerlikler neler sizce?

- En önemli benzerlik her üç liderin de kendi isimleri etrafında bir efsane yaratmayı başarmış olmaları. Toplumun geniş kesiminin gözünde bir tür üstün insan konumunda onlar. Çok büyük yanlışlar da yapsalar bu efsane kolay yıkılmıyor. Her üçü de büyük bir küresel dönüşüm yaşanırken, konumlar ve kurallar değişirken, yaşamları bu dönüşümden etkilenen insanların ihtiyacını doğru okudular. Bu insanların kendilerini daha güvencesiz ve köksüz hissettiği ama aynı zamanda cep telefonuyla ve Facebook ile dünyaya eklemlenmiş olduğu bir ortamda, kendilerine yön gösterecek bir lider arayışına gireceğini sezdiler ve bu role soyundular.  Putin ve Erdoğan şanslıydı bu konuda. Rusya ve Türkiye, otoriter tek adam yönetimleri altında yüzyıllar boyu yaşamış olan ülkeler. Demokrasi geleneği çok daha köklü olan ABD’de Trump’ın tek adamlık denemesinin nereye kadar gidebileceği ise henüz belli değil.

Haberin Devamı

Soli Özel, kitabınıza yazdığı sunuş yazısında, Türkiye’deki seçkinlerin ve entelektüel kesimin 1990’ların başında Soğuk Savaş’ın bittiğini anlayamadığını yazmış. Bugün de benzer bir tutukluluktan söz edilebilir mi?

- Bir genelleme yapmak doğru olmaz ama günlük gelişmelere tepki vermenin ötesine geçerek büyük resme bakan ve dünyadaki gelişmeleri yakından izleyerek fikir üretenlerin pek fazla olmadığını düşünüyorum doğrusu.

Siz Türkiye’nin Batı’nın tetiklediği küresel dönüşümden yararlanarak dünyada öne çıkma fırsatını kaçırdığını ileri sürüyorsunuz ve bunu ‘Türkiye’nin dramı’ olarak niteliyorsunuz. Türkiye’nin bu noktadan sonra bu fırsatı yeniden yakalama ve dünyanın gidişatını belirleyen ülkelerden biri haline gelme şansı var mı sizce?

Haberin Devamı

- Halen Türkiye’ye yön veren zihniyetle, bilime değil inanca öncelik veren anlayışla, yaratıcı düşüncenin yeşereceği özgürlük ortamını yok eden, sosyal medyayı yasaklama rekorunu elinde tutan bir yaklaşımla, geleceğe değil geçmişe odaklanmış bir dünya görüşüyle Türkiye’nin küresel dönüşüme ayak uydurması ve katkıda bulunması ne yazık ki olanaksız görünüyor. 

Hiçbir çıkış yolu yok mu sizce?

- Bu yola girebilmek için Türkiye’nin tamamen farklı bir anlayışla, farklı bir gündemle yola devam etmesi gerekiyor. Bu konuda umutlu olmak ise çok zor çünkü şu anda ülkede geçerli olan anlayışın dışına çıkarak Türkiye için farklı bir gelecek tahayyül eden, tutarlı bir alternatif arayışını ortaya koyan da yok gibi benim görebildiğim kadarıyla.

 

BAKMADAN GEÇME!