Dünyanın sonu değil ama...

AGARTA aşağı, Agarta yukarı... Ergenekon davası ile birlikte günlük hayatımıza da, siyaset edebiyatımıza da "Agarta efsanesi" girdi. Günlerdir bu hayal ürününü konuşup duruyoruz.

Savcı, neye dayanarak "Agarta"dan söz etti ve "Ergenekon" ile bağlantı kurdu, bunu iddianame mahkemede tam olarak açıklandığı zaman öğreneceğiz.

Aslında "Agarta Efsanesi" ile Türk ulusunun dirilişini anlatan ünlü "Ergenekon Efsanesi" arasında hiçbir ilgi yok.

"Shambala", "Dünyanın Kalbi", "Yüce Ülke", "Bilgiler Ülkesi" gibi çeşitli adlarla ifade edilen Agarta, söylenceye göre, binlerce yıl önce denize batarak yok olduğu ileri sürülen Mu ve Atlantis kıtalarından göç eden "bilim-rahipleri" tarafından kurulmuş bir organizasyonmuş. Düşmanlarından gizlenme gereği görmüş ve ikamet yeri olarak Orta Asya’nın göbeğini seçip, birbirlerine tünellerle bağlanan yeraltı kentlerini inşa etmiş! Gizli mağaraların, büyük şelalelerin, volkanların altından buraya giriş varmış!

Gelelim işin gerçeğine; Agarta "Shambala" adıyla 19’uncu yüzyılda Helena Blavatsky adında bir Rus kadın tarafından uyduruldu. Tabii ki gerçekte, yeraltında böyle şehirler yok! Efsaneyi yaratan Blavatsky, 1880’li yılların başında İstanbul’da at cambazlığı da yapmıştı.

Agarta, eski Tibet ve Hindistan’da mistik ilimlerle uğraşanların kullandığı bir kavramdır.

Atatürk’ün de, özellikle kaybolan kıta Mu’ya ilgi duyduğu, 1933 ve 1936 yıllarında Tibet ve Hindistan’a iki kez heyet gönderdiği, bu heyetlerin, başta "Mu Kıtası Efsanesi" olmak üzere "Agarta Efsanesi"ni de öğrendiği belirtiliyor.

Ergenekon iddianamesini hazırlayan savcı, bu efsanelerle, Türkiye’de kurulduğu iddia edilen "Ergenekon Terör Örgütü" arasında nasıl bir ilişki kurdu, günümüzdeki olayları asırlar öncesine nasıl bağladı? Bunu duruşmalar sırasında öğreneceğiz. Dileriz sadece masal olmaz, mantığı zorlamayan, inandırıcı bir açıklaması olur!

* * *

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin belki de en zor dönemini yaşıyor.

9. Cumhurbaşkanı Demirel’e göre; Türkiye’de yeni çalkantılar olacak! Ne zaman?

Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’nin kapatılmasına ilişkin davayı karara bağlamasından önce, türban düzenlemesi konusundaki gerekçeli kararını açıklaması bekleniyor.

İşte Demirel, bu gerekçeli kararın açıklanmasından sonra ülkede ciddi çalkantılar olacağı konusunda herkesi uyarıyor. Peki, bu çalkantı ve kargaşa nasıl önlenebilir?

Tek çarenin seçime gitmek olduğunu belirten Demirel şöyle diyor:

"Türkiye, düzlüğe çıkıncaya kadar seçime gitmeye mecbur. Türkiye’nin seçimden başka elinde çaresi yoktur. Çünkü cumhuriyetin temel niteliklerine yöneldiği iddia edilen tasarruflar vardır. Bu, burada bitmez ve onun için bu bitinceye kadar, kaç tane seçim yapmak gerekiyorsa yapılmalıdır."

Demirel, AKP’nin, siyasi iktidarı, kendisinin her şeyi yapabileceği şeklinde anladığını ve Türkiye’nin bir "kurumlar devleti" olduğunu unuttuğunu belirterek şunları söylüyor:

"İktidar, bu kurumların Anayasa’da yer aldığını, milli iradenin kullanılışında rolleri olacağını unuttu. Kurumlar arasında bir ahenk arayacağı yerde, üniversiteyle, yargı organlarıyla çatışmaya girdi. Yargıya çeşitli eleştirilerde ve suçlamalarda bulundu. Mahkeme ne karar alırsa alsın, Türkiye kabullenmelidir. Bu, dünyanın sonu değildir."

Evet, karar elbette ki, dünyanın sonu olmayacaktır ama toplumda, umutla umutsuzluğun çatıştığı da bir gerçektir! Önümüzdeki ayların, Türkiye’nin geleceğini yaşamsal derecede etkileyeceği kesin!
Yazarın Tüm Yazıları