Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Dunyanin en sicak sorunu

    Hürriyet Haber
    18 Temmuz 1999 - 00:00Son Güncelleme : 18 Temmuz 1999 - 00:01

    Kuresel isinma onumuzdeki 50 yilda belirgin bir iklim degisikligine yol acacak. Doga insanoglunun kontrolunden cikacak. Florida ve ABD’de firtinalar artacak. Ortadogu’da su sikntisi baslayacak. Nil deltasi yok olacak.

    Dunya, yeni bin yila siyasi haritadaki degisiklikler ve karmasayla giriyor. Son yillara kadar degismez sandigimiz cografi harita da yavas yavas degisiyor. Sera etkisi nedeniyle dunya isiniyor, sular yukseliyor, ormanlar azaliyor, coller genisliyor. Karbondiyoksit ‘‘uretimi’’ boyle giderse insanoglu onumuzdeki yuzyilin ikinci yarisinda kendi turunun varligini tehdit eder duruma gelecek.

    SERA ETKISI

    Sera etkisi, ABD Baskan Yardimcisi Al Gore tarafindan en ciddi ekolojik sorun olarak tanimlaniyor. Sera etkisini basitce soyle tanimlayabiliriz. Gunesten gelen isinin bir bolumu yeryuzunce emiliyor, bir bolumu de uzaya yansiyor. Atmosferdeki karbondiyoksit tabakasi isininin yukselmesini engelleyen bir perde olusturuyor. Tipki seradaki gibi gunes isinlarinin iceri girmesine izin veriyor ama isinin disari cikmasini engelliyor. Bu nedenle atmosferdeki karbondiyoksite orani arttikca dunya daha cok isiniyor. Bu da dunyayi bir iklim degisikligi ve cografi haritanin onemli olcude degismesi tehditiyle karsi karsiya birakiyor. Bu yuzden karbondiyoksit uretiminin azaltilmasi dunya icin hayati bir sorun.

    Bu acil duruma karsin sorunun cozumu icin dunya ulkeleri ortak ve hizli adimlar atamiyor. Gelismekte olan ulkeler gaz oranlarina belli bir sinirlama getirmelerinin kalkinmalarinin da sinirlanmasi anlamina gelecegini, gelismis ulkelerin sanayilesmelerinin diyetini odemek istemediklerini savunuyor. Gelismis olan ulkelerse gaz oranlarini buyuk olcude indirmenin, issizlige ve vergi kaybina yol acacagini savunuyor. Ayrica gelecek yuzyilin ikinci yarisinda bu ulkelerin kendilerinden daha cok karbon gazi uretecegini iddia ediyorlar.

    Bu tartisma suredursun kuresel isinma sorunu giderek buyuyor ve insanoglu her gecen gun ‘‘Ya gelismeni ve dunya kaynaklarini tuketmeni ciddi bir kontrol altina alirsin, ya da olursun’’ secenegine yaklasiyor. Bu konuda ne kadar once ve kapsamli onlemler alinirsa insanin dogayla uyum icinde hayatini surdurme olasiligi o kadar gucleniyor.

    SORUN BUYUYOR

    NPQ Turkiye dergisi ‘‘Yesil bin yil mi?’’ baslikli 1999 ozel sayisinda agirlikli olarak bu sorunu isliyor.

    Greenpeace Turkiye temsilcilerinden, Tolga Temuge dergisinde yayinlanan soyleside soyle diyor: ‘‘2020 yilina kadar petrol rezervlerini bugunku tuketim hiziyla tuketirsek, 2020 yilindan sonra sera etkisi oyle bir noktaya gelecek ki, iklim degisikligi kacinilmaz olacak. Dogaya hukmettigine inanan insan doganin elinden ciktigini gorecek.’’

    British Petrol (BP) ust duzey yoneticisi John Browne ayni dergide ‘‘Iklim Degisimi Gercek’’ baslikli yazisinda, ‘‘2010 yilinda dunya nufusu 1.3 milyar artmis olacak. Yani bir Cin daha demek bu.. Ayni zaman diliminde Uluslaraasi Enerji Ajansi'nin ongorusu toplam enerji talebinin yuzde 30 aratacagi dogrultusunda. Bu da yillik kullanim miktari olan 3 milyar ton petrole, 2,5 milyar ton eklemesi anlamina geliyor. Karbondiyoksit yogunlugu ile isinin yukselmesi arasinda bir bag bulundugu konusunda fikir biriligi var. Onumuzdeki yuzyilda isi 1-3,5 derece, deniz sevyesi de 15-95 santim arasinda artabilir,’’ diyor.

    Beyaz derilerinizi kurtarmak icin kalkinmadan vazgecemeyiz

    NPQ Turkiye dergisi, 1989 yilinda Norvec Baskani ve Birlesmis Milletler Cevre ve Kalkinma Komisyonu Baskani Gro Harlem Brundland'la yaptigi soylesiyi yayinlayarak, sorunun ne kadar eski oldugunu ve cozum onerilerinin yalinligini vurguluyor. Soylesiden bir bolum soyle:

    Surdurulebilir kalkinma ve kusaklar otesi sorumluluk ne anlama geliyor?

    - Temelde surdurulebilir kalkinma bir disiplin konusu. Insanoglu'nun mevcut gereksinmelerini karsilamak icin yaptiklarinin, gelecek kusaklarin kendi gereksinmelerini karsilama kabiliyetini azaltmamayi garantilemesi anlamina geliyor. Bu da mevcut tuketimi disiplin altina almamiz demek.

    Kusaklar otesi sorumluluk duygusu ise, bugun artik ekonomik buyumeye rehber olmasi gereken yeni bir politik prensip, bir erdem. Sanayilesmis dunya, gezegenin ekolojik sermayesinin o denli buyuk bir kismini kullandi ki, gelecekte hayatin idame ettirilmesi kuskulu.

    Bu sanayilesmis ve sanayilesmekte olan gezegenin yasayanlari, dengeli bir ekonominin ciftcileri gibi dusunmek zorunda. O ciftciler ki kucuk toprak parcalarinin, cocuklari ve torunlari tarafindan da kullanilacaginin idraki icindedir. Bu nedenle de topragin verimlilik kapasitesini koruyan bir sekilde uretim yaparlar.

    Biz modern dunyada boyle yasamadik. Ozellikle para ekonomisinin ortaya cikmasindan beri, kaynaklara sadece guncel deger veren bir dusunce tarzini benimsedik. Bu tur bir yaklasim sayili kaynaklarin -ki buna degerli atmosferimiz de dahil- tuketilmesi, kendi uzun vadeli yasam temelimizin yokedilmesi anlamina geldiginde, artik gecerli olamaz.

    Degismek zorundayiz. Eminim ki, gelecekte de bir piyasa ekonomisi olacaktir. Ama uluslarasi duzeydeki yeni bilimsel ve siyasal cevreler, farkli pazarlardaki buyumenin sinirlarini yeniden tanimlamak zorunda.

    Politikayi bir yana biraktigimizda, aslinda, gezegen varligini surdurulebilirse, gelecek kusaklar ayni tuketimde buyume oranlarinin keyfini cikartamaz demek istiyorsunuz, degil mi?

    - Evet, bu sonucta kacinilmaz olarak dogru. Anahtar sozcuk, tuketimdeki buyume orani. Tuketim duzeyini azaltmamiz ve tuketim tarzini degistirmemiz, ozellikle enerji israfini azaltmamiz gerektigi gun gibi asikar.

    Daha dusuk ve kararli bir oranda ekonomik buyume elde etmenin mumkun oldugunu dusunuyorum. Ama buyume, daha fazla tuketim malindan cok, yasam kalitesi ile tanimlanirsa...

    Burada bir analojinin yarari olabilir: Batili sanayilesmis ulkelerde bircok insan, sadece gereksindiklerinden fazla yemiyor, saglikli olandan fazla yiyor. Genel olarak bolluk ile asiri tuketim arasindaki siniri astik.

    Bu sadece ahlaki anlamda degil, kisisel cikarlar acisindan da kotu. Fazla et ve yag yasam suresini kisaltiyor. Ayni sey kaynaklarin toplumsal ve global duzeyde asiri tuketimi acisindan da dogru: Turlerin yasam sureleri kisaliyor. Bu surdurulemiyecek bir buyume tarzi.

    Tabi bir yandan da estlik konusu gundemde. Kalkinmakta olan dunyanin bircok yerinde ve sanayilesmis Kuzey'in yoksul varoslarinda asiri tuketim noktasindan hayli uzakta kulturler ve bireyler var. Benim savim, surdurulebilir kalkinma disiplininin, tuketime kacinilmaz bir ust sinir koydugu.

    Esitlik meselesine bir goz atalim: Cinliler bugun Avrupa ve Amerika'nin urettigi CFC'lerin (kloroflorokarbon) yuzde 10'undan azini uretiyor. Ama biz 2000 yilina kadar tum CFC uretimini durdurmayi planlarken, Cinliler simdiden 12 CFC fabrikasi kurdu ve 2000 yilina kadar her Cin konutunua bir buzdolabi koymayi planliyor. Cin Cevre Koruma Komisyonu Baskan Yardimcisi Liu Ming Pu, Avrupa ve ABD'nin refaha ‘‘hizla buyume yolu’’ndan ulastigini ve bu yolda atmosferi karbondioksit ve CFC'yle doldurdugunu one suruyor. Liu ‘‘bunun sonucunda nicin Cin'in yasama standardi zarar gorsun’’ diye soruyor. Hindistan Cevre Bakani Ansari, yoksul halkinin, kalkinma icin bir sosyal patlamaya yol acmaksizin ‘‘bekleyemeyecegi’’ni savunuyor.

    - Bu ifadeler cok tipik ve bir o kadar da anlasilir. Sayet zengin uluslara mensup bizler, bu iki adamin sorularina ciddi cevap bulma gereksinimi duymazsak, onlarin buyuk ulkeleri, Kuzey Yarimkure’nin beyaz tenli insanlarinin cilt kanserinden kurtarmak icin herhangi bir uluslararasi anlasmaya katilma mecburiyeti hissetmeyecektir.

    Indra Gandi yillar once bunu bana soylemisti. Ona gore, bizim beyaz derilerimizi kurtarmak icin kalkinmadan vazgecmek kabul edilebilir degildi. Ozellikle yoksullugun, Hindistan'da cevrenin tahrip edilmesinin baslica nedeni olduguna inandigi icin. Bizim icin, ‘‘biz elimizdekini tutacagiz ve artik bir sey elde edemeyeceksiniz’’ demek mumkun degil.

    Yetersiz cabalar

    Bu sorunun cozum icin ilk adim 1992'de Rio'da yapilan Dunya Zirvesi'nde atildi. 160 ulke Iklim Degisimi Sozlesmesi'ni imzaladi. Ancak bir basari saglanamadi. Daha sonraki bes yil icinde iklim degisikligi, hemen hemen tum bilimcilerin katildigi ortak bir gorus haline geldi. Buna karsi karbondiyoksit uretiminin ucte ikisini gerceklestiren zengin ulkelerin tedbir almasi gundeme geldi.

    Bu beklentiyle 1997 Kasimi’nda yine 160 ulkenin baskanlari veya basbakanlari biraraya geldi. Ve 20 yillik bir onlemler paketine imza atti atmasina ama orda baslayan tartisma hala suruyor.

    Gelismis ulkeler karbondiyoksit uretiminde talep edilen dusus oranin gercekci olmadigini savundular. 2025 yilindan sonra dengelerin degisecegini ucte ikilik karbondiyoksit uretiminin gelismekte olan ulkelerce yapilacagini iddia ettiler. Gelismekte olan ulkelerse gelismis ulkelerle ayni kefeye konmalarinin kalkimalarini engeleyecegini belirttiler.

    Sonunda gelismis ulkelerin karbon gazi uretimlerinin yuzde 5 oraninda azaltilmasi karara baglandi. ABD yuzde 5, Japonya yuzde 4,5, bircok Avrupa Ulkesi yuzde 8 oraninda carbon gazi uretimini azaltacakti. Izlanda'ya yuzde 10, Avusturlaya ve Norvec'e yuzde 5 oraninda gazlarini arttirma limiti koyuldu. Cin ve bazi ulkeler icin bir oran uzerinde anlasilamadi.

    Protokolde bir cok gelismis ulkeye karbon gazlarini belli oranda arttirabileceklerinin soylenmesi cevrecileri cilgina cevirdi. Sonucta bir cok detayin belirsiz biraklmasi ve ulkelerin vaatleri dogrulutusunda gerekli onlemleri agirdan almasi veya hic almamasi, Kyoto Protokolu'nu simdiden basarsizligin esigine getirdi.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı