Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Dünyadaki son beyaz gergedan Perili Köşk’te!

    Hürriyet Haber
    21.09.2017 - 14:36 | Son Güncelleme:

    Borusan Contemporary’de açtığı ‘Kaçak Dünya’ başlıklı sergide soyu tükenmekte olan hayvanlara çağdaş sanat penceresinden bakan Amerikalı sanatçı Diana Thater, dünyadaki son beyaz gergedanı görüntülerkenki duygularını “Onunla vakit geçirmek çok zevkliydi. Fakat aynı zamanda melankolik ve üzücüydü” diyor.

    Rumelihisarı Perili Köşk’teki ofis müze Borusan Contemporary, yeni sezonu Amerikalı ünlü çağdaş sanatçı Diana Thater’ın soyu tükenmekte olan hayvanları tehdit eden kaçak avcılığa çağdaş sanat penceresinden baktığı ‘Kaçak Dünya’ (A Runaway World) adlı sergisiyle açtı. Borusan Contemporary Sanat Yönetmeni Kathleen Forde ile The Mistake Room’un yöneticisi Cesar Garcia tarafından hazırlanan sergi, Thater’ın beş adet video temelli enstalasyonundan oluşuyor.
    Sergide yer alan eserlerden ‘Gerçeklik Kadar Radikal’i geçen yıl Kenya’da çeken Thater, daha önce kimseye tanınmayan bir ayrıcalıkla hayattaki son beyaz gergedanla bir hafta geçirdi. Muhafızlar tarafından korunan Sudan adındaki gergedan aynı bölgede yaşayan iki dişi gergedanla çiftleşmekle ilgilenmediğinden bu türün devamıyla ilgili umutlar da tükenmiş durumda.
    Thater’ın ‘Kaçak Dünya’ adlı videosunda ise Kenya’da Kilimanjaro ile Chyulu Tepeleri arasındaki bölgede kaçak avcılar tarafından fildişi için avlanan filleri izliyoruz. Sanatçının hem portre hem de peyzaj olarak nitelendirdiği video, ‘X’ şeklinde tasarlanmış dört ayrı ekrandan gösteriliyor.
    Yine Kenya’da çekilen ve dokuz monitörden oluşan duvarda gösterilen ‘Sıkıştırılmış Zaman’da aynı imge içerisinde farklı kamera görüntüleri bir araya getiriliyor.
    ‘Beyaz O Renktir’ adlı yerleştirmesinde mekân algısıyla oynayan, ‘6 Renkli Dikey Güneş Yığını’nda ise Güneş’i beden olarak ele alan Diana Thater ile sergisini konuştuk.

    Dünyadaki son beyaz gergedan Perili Köşk’teDiana Thater
    Sanat pratiğinizin odak noktasında ne var?

    Sanat pratiğimin birkaç odak noktası var. Bunlardan biri doğa olarak tanımlanabilecek dünya ve doğanın parçası olan soyu tükenen hayvanlar. Aynı zamanda tehlike altında olan doğal manzaralar, peyzajlar... 2011’de Çernobil’de bir iş yaptım. Çernobil’de yaptığım işte yok edilmiş olan peyzaj ve burada yaşamaya çalışan hayvanlar vardı. Ondan dolayı o işteki odak noktam hem hayvanların Çernobil’deki peyzaj içindeki yaşam çabaları hem de çevre ile olan ilişkileriydi. Eserlerimdeki bir başka odak noktası da biçim ve yapı. Doğadaki peyzajlarla içerik olarak ilgilendiğim gibi bir yandan da yapısal olarak nasıl bir araya getirildikleriyle ilgileniyorum.

    Soyu tükenmekte olan hayvanlarla ilgili işler yapma fikri nasıl oluştu?
    İnsan ve hayvanlar arasındaki ilişki hep ilgimi çekmiştir. Hayvanlar bu dünyada iletişim kuramadığımız tek varlıklar. Çocukken filmleri ve hayvanları çok severdim. Sanatla uğraşmaya başladığımdaysa tüm bunları bir araya getirmek istedim. Ayrıca peyzaj da ilgimi çekiyor. Mesela 19. yüzyılda peyzaj resmine bir vurgu olsa da 20. ve 21. yüzyıllarda yapılan eserlerde peyzaja yönelik ilgi azalıyor. Çünkü 20. yüzyıl sanatının kaygılarından bir tanesi soyutlama. Bu işlerde aslında kimsenin ele almamış olduğu bir konuyu temel alıp bu konunun üzerine gitmek istedim.

    Kenya’da çektiğiniz işlerde üretim süreci nasıl oldu?
    Çok zordu. National Geographic veya BBC’nin sahip olduğu bütçelere sahip olmadığım, kendi kaynaklarımla bu çalışmaları gerçekleştirdiğim için, paramın yettiği ölçüde çalışmalarıma devam ettim. Eşim hem fotoğrafçı hem de sanatçı olduğu için bana çok yardımı oldu. Asistan yönetmen olarak gösterdiğim kişi de eşim. Beş tane kamerayla elimizden geldiğince sadece ikimiz çalıştık. Yani bana başka yardım eden biri olmadı. Tek başıma çalışıyorum, asistanlarla dolu büyük bir stüdyoda değil.

    Dünyada tek kalan beyaz gergedanın yanında bulunmak nasıl bir duyguydu?
    Son çekimleri yaptığımız zaman Sudan (beyaz gergedanın adı) besleniyordu. O esnada da güneş batıyordu, bir yandan da ay doğuyordu. Orada çok duygulandım ve ağlamaya başladım. Şu anda bile o anı size anlatırken, tekrar ağlamaya başlayabilirim. Onu orada bırakmak çok zordu. Onunla vakit geçirmek çok zevkliydi fakat aynı zamanda melankolik ve üzücüydü. Acı tatlı diyebileceğim bir tecrübeydi.

    Elde ettiğiniz görüntüleri bir sanat eserine dönüştürürken süreç nasıl işliyor? Baştan planlıyor musunuz yoksa görüntüleri izledikten sonra mı karar veriyorsunuz?
    İki türlü de oluyor diyebilirim. Bazen ne çekmek istediğimi bilerek fotoğraf çekmeye çıkıyorum ama neye dönüşeceğini bilmiyorum. Hareket etme biçimini, dünya ile nasıl bir ilişki kurduğunu merak ediyorum. Ondan sonra çalışmalarımda biçim kendini ortaya çıkarıyor. Bazen de bir biçimle ilgili fikrim oluyor. Ve o biçim fikri ile işe yaklaşıyorum. Ondan sonra görüntülerle bu biçim bir araya geliyor.
    Diana Thater’ın ‘Kaçak Dünya’ başlıklı sergisi 18 Şubat’a kadar hafta sonları Borusan Contemporary’de görülebilir.

    Oktay Rifat’ın izinde
    Borusan Contemporary’de görülecek diğer sergi ise küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez’in yaptığı ‘Ağaç, Gölge, Deniz, Ay’. İlhamını modern Türk şiirinin aykırı temsilcisi Oktay Rifat’ın ilk kitabındaki ‘Bir Şehri Bırakmak’ şiirinden alan sergide yeni medya sanatının Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nda yer alan çarpıcı örnekleri sunuluyor. Kendisi de resim yapan bir şair olarak Oktay Rifat, sözcüklere dayalı imgeler üretmişti. Perili Köşk’ün ofis katlarına yayılan sergi, şiirsel imge ile görsel imgeyi bir araya getiriyor. Hafta sonları gezilebilecek sergi, 18 Şubat’a kadar açık.

    Etiketler: Kitapsanat
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı