Dünyada sürdürülebilir büyüme

Hürriyet Haber
22.04.2004 - 00:00 | Son Güncelleme: 22.04.2004 - 00:01

GELİŞMEKTE olan piyasalara giden yabancı fon akımları çeşitli çevreleri ürkütüyor. Herkesin kafasında gözlenen gelişmelerin bir ‘balon’ mu, yoksa kalıcı bir durum mu olduğu konusunda kaygılar var.Kaygı duyanların başında da gelişmekte olan piyasalara yılda 200 milyar dolar civarında para akıtan gelişmiş ülkelerin mali piyasaları geliyor. Uluslararası finans çevreleri yeni bir global krizden çekiniyorlar. Dolayısıyla, zaman kaybetmeden ve yaşanan olumlu ortamda gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyorlar.ETİK DEĞERLERGlobal krizin tersi global topyekün büyüme olmalıdır. Ekonomik büyümenin dünya üzerinde yeknesak olduğu iddia edilemez. Yükselen piyasaların çoğunda ve ABD’de ekonomik büyüme tatmin edici düzeydeyken, Avrupa, Afrika, Japonya, Arjantin, Uruguay ve Venezüella gibi Latin Amerika ülkelerinde ekonomik büyüme ya tatminkar değildir, ya da yoktur.Bütün bu ülkeler çok ciddi yapısal sorunlar içinde boğuşuyor. Avrupa sorunlarını erteliyor. Japonya mali sisteminde yaşadığı krizleri kalıcı bir biçimde aşabilmiş değil. Latin Amerika ülkelerinde ise ekonomik bunalımlar siyasi karar alma sürecini tıkayacak noktalara geldi. Girdikleri bataktan çıkmakta zorlanıyorlar. Giderek sorunları daha da ağırlaşıyor.Sonuç olarak, dünyada ekonomik büyümeyi sürdürülebilir kılabilmek için hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yapısal reformlara öncelik vermenin önemi giderek daha fazla ortaya çıkıyor. Aksi taktirde, son yıllarda gözlenen yabancı fon akımlarını sürdürülebilir kılmak mümkün olmayacakmış gibi görünüyor.Geçmiş krizlerden ders almaya çalışan gelişmiş ülkelerin finans piyasaları bir ülkede ya da bir bölgede ortaya çıkabilecek bir krizin yayılmaması için de önlemler geliştiriyor. Konuşulan önlemlerin başında da borçlularla yatırımcılar arasında kriz çıktığında krizi kontrol edebilecek veya ihtiyaç halinde borçları yeniden yapılandırabilecek gönüllü etik değerler yaratmak geliyor. Gönüllü etik değerler; bir kriz anında alacaklıların yalnızca kendini kurtarmak amacıyla borçluların üzerine atlayıp krizi daha da derinleştirmemesi; borçluların şeffaf bir biçimde alacaklılarla masaya oturmasını; ve sorunların çözümü için hem alacaklıların hem de borçluların işbirliği içinde hareket etmelerini (collective action) öngörüyor.İŞBİRLİĞİBu konuda çeşitli çalışmalar yapıldı. Çeşitli öneriler geliştirildi. Bir anlamda, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hükümetlerine çeşitli baskılar da yapıldı. Ama, henüz her iki tarafı da tatmin edecek bir noktaya gelinemedi. Sermaye piyasalarındaki yeni borçlanmalarda bir çok ülke ‘işbirliği içinde hareket etme’ ilkesini imzaladıkları kontratlarda kabul etmeye başladı.Krizlerin yayılmaması yönünde yapılan çalışmalarda IMF’ye de önemli görevler düşüyor. Bir anlamda, IMF, borçlular ile alacaklılar arasında bir koordinatör görevi görmekte. IMF’nin işbirliği ile yürütülen istikrar programlarının amacı borçlu ülkelerin yeniden uluslararası piyasalarda borçlanabilmelerini sağlayacak bir ekonomik performansı sağlayabilmek.Yaşananlardan öğrenilen en önemli ders şudur: Uluslararası piyasalardan borçlanabilme olanağına kavuşamayan ülkelerin sorunsuzca istikrar programlarını yürütebilmesi mümkün olmuyor. Bu konuda Brezilya iyi, Arjantin kötü örnek olarak karşımızda duruyor. Sürdürülebilir büyüme ancak uluslararası fon akımlarının kesintisiz olduğu dönemlerde gerçekleşiyor.
Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı