Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dünyada sinir sistemi en sağlam Kıbrıslıdır

GİRNE'den kuzeybatıya doğru yemyeşil dağların arasından geçerek ilerlerken sağa kıvrılıyor yol. Zümrüt gibi ovalara sırtını veren küçük köy o yolun içinde. Adı Çamlıbel.

1974'den sonra Rum kesiminde kalan Baf'ın, Gündoğdu köyünden gelmişler ve kendilerine gösterilen bu köye yerleşmişler. “Artık burası bizim” demişler. Kimse de “Hayır sizin değil, siz emanetçisiniz” diye uyarmamış onları. Tapular bile verilmiş ellerine. Şimdi Annan Planı'nda yer alan haritaya göre bu köy Rumlara iade dilecek. Köye girerken bir bahçede yeni dikilmiş zeytin ağaçlarını görüyorum. Limon ağaçları, kenarlarda kırmızı pembe sardunyalar. Çiçeğe, ağaca bağlılığın hayattaki tüm diğer bağlanmalardan hiç farkı olmadığını çok iyi biliyorum. Bunları bırakıp nasıl gidecekler? Gidebilecekler mi? Kahvede erkekler var. Önce onlarla konuşuyorum. Biraz tartışmalı başlıyor sohbet. Kandırıldıklarını düşünüyorlar. Gerçeklerin kendilerine çok daha önceden söylenmesi gerektiğini yüksek sesle tartışıyorlar. Ama sonunda “Tıkandık” diyorlar. “Çözümden başka çare yok” diyor Osman Süngü “Köyün yüzde 80'i ‘evet'çi”. Babasının üç oğlu için üç ayrı ev yaptırdığını ama onlar bırakıp gitmeye hazır olduklarını anlatıyor. Tazminatlarını alarak tabii.

Gençler, hepten bugünkü duruma karşı. Bir tanesi lafa karışıyor, “Biz güneyde amelelik yapıyoruz. Vatan millet nutukları bir işe yaramıyor.”

Adıgüzel Akdeniz, 1974 yılında Kıbrıs'a ilk çıkan Türk askerlerinden. Gazi. Bir Kıbrıslı kız ile evlenip burada kalmış. “En birinci evetçi.” Çünkü, Kıbrıs Türklerinin dünya ile bütünleşmesini istiyor. Çünkü gençlerin umutla geleceğe bakmasını istiyor. “Ben bile güneyde iş arıyorum. Şehit aileleri, mücahitler beş bin kişi her sabah güneye gidiyoruz, ekmek için. Kimse gelip bana vatan millet nutukları atmasın” diyor 1974 gazisi Akdeniz.

Köyün muhtarının resmini çekiyorum. Eski Çiftçi Birliğine ait binanın altında. Kolonlarına “Bir evetle dünyaya bağlanın” afişleri yapıştırılmış. Onların arasında poz veriyor Seyfi Tünelci. “Evet buraları Rumlara gidecek. İnşallah Anlaşma olur da...”

Rasim Mısırlı ise, kapısının üzerinde 1919 tarihi yazılı bir evde oturuyor üç güzel kızı ve eşiyle birlikte. Eve yerleştiklerinde harabe halindeymiş. 18 yıl tüm maaşını eve yatırmış. Çok da güzel bir ev olmuş. “Denktaş bize tapu verdi. Eve yatırım yaptık şimdi sahipleri geliyor, içeri girip, çoluk çocuklarına burası yatak odam, burası bahçem diyorlar. Vereceğiz. Alsınlar. Dam akıyor. Tamir etmek içimden gelmiyor. Evet, çözüm istiyoruz, Rumlara evlerini vermeye hazırız.” O başlıyor, karısı tamamlıyor. Elinde “evet” afişi ile resmini çektiriyor sardunyalarla bezediği pencerelerinin önünde.

LEFKOŞA

Lefkoşa'da İnönü meydanı, perşembe gecesi benzersiz bir coşku ile dalgalanıyordu. “Evet”çi partilerin düzenlediği mitingde, Kuzey Kıbrıs'ın köy ve kentlerinden gelen kortejler meydana girdiğinde alkışlar kopuyordu. Ben Kıbrıs'ın ne güneyinde ne kuzeyinde böyle bir canlılığı görmedim. Gençler çoğunluktaydı. Ama benim yaşımda kadınlar ve erkekler de vardı, genç tavırlı. Mehmet Ali Talat konuşma yapmak üzere kürsüye ilerlerken yer gök inledi. Kalabalık nedeniyle birbirimize neredeyse yapışık vaziyette durduğumuz yanımdaki kadın, “Biz Denktaş'ı da böyle omuzlarımızda taşıdık. Ama o bunun kıymetini bilmedi. Bir zamanlar Türk askeri gelsin diye bekledik heyecanla. Ama şimdi... Olmuyor ki canım, toplumda değişim isteğinin ortaya çıktığını anlamak lazım.” Önceki gece, İnönü Meydanı'nı dolduran birçok anne baba çocuklarının coşkusunu paylaşırken, geçmiş ve gelecek arasında vicdan muhasebelerini eminim aşağı yukarı aynı cümlelerle yapıyorlardı.

Bütün gün yağan yağmur gece çöker çökmez durmuştu. Bulutlar dağılmış ve yeni ay, incecik hilal biçimiyle meydanın tepesine gelip durmuştu. Hava karardıkça tam karşısındaki yıldızı da görebildi gözler. Ve o sırada birlikte gökyüzüne baktığımız bir genç kız, yüzünü yüzüme yaklaştırarak “Bu gece Türk gecesi. Bu gece Türk gecesi” diye çığlıklar atarak meydanın sesine katılıyordu “Kıbrıs'ta barış engellenemez!!!

Meydana giren beyaz elbiselileri görünce yanlarına seğirttim. Kimdi onlar? Türk ve Rumların birlikte oluşturdukları halk korosunun üyeleriymiş. Yusuf Toz, “Türkülerimiz aynı, danslarımız aynı. Biz silahları bırakıp türkülere sarılanlarız. Türkçe ve Rumca türküler söylüyoruz. Türkçe başlayıp Rumca devam ediyor, ya da bir arada ana dillerimizde aynı şarkıları söylüyoruz” diyordu. Yanındaki Rum psikolog Kosta Kiranidi ise, “neler oluyor sizin tarafta?” soruma, “Ah utanıyorum söylemeye” yanıtını veriyordu.

Meydan, gece boyu güneye de seslendi. “Akel ayıp ettin” pankartını taşıyan bir genç, kendisine uzatılan televizyon ekranlarına, “Yıllarca denizin altında kalmıştık, tam yukarı çıkmak üzereydik ilk nefesimizi alabilmek için. AKEL başımızdan bastırıp bizi yine sulara gömdü” diyordu.

Bir başka mesajı da Denktaş'a ulaştırıyordu meydan, “istifa”. Sahnede programı açıklayan gençlerden biri, az önce garda toplanan “Hayır”cıların mitingine Türkiye'den MHP, Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi liderlerinin katılımını ima ediyordu. “Türkiye'de Meclis dışı kalmış partilerin liderlerini burada karşınıza çıkartamadığımız için özür diliyoruz” sözleriyle. Ve alan alkışlarla, düdük sesleriyle inliyordu.

X