Dünyaca ünlü ekonomist Acemoğlu, Türkiye’nin kalıcı büyüme formülünü verdi

Hülya GÜLER
17.04.2016 - 17:43 | Son Güncelleme: 17.04.2016 - 17:47

Dünyanın en etkili ekonomi profesörlerinden Daron Acemoğlu, Türkiye’nin şu anda yatırımsız büyümesinin sürdürülemeyeceğini belirterek, “FED kararları Türkiye’nin iç tüketimle gelen yatırımsız kötü büyüme hikayesine sarıldı. Oysa yeni hikayemiz yatırım ve üretkenlik olmalı. Bunun için de sadece İstanbul ve 5-6 holding yetmez, her şehirden en az 5-6 Anadolu kaplanı çıkmalı” dedi.

Dünyanın en prestijli ekonomi platformlarından ‘Research Papers in Economics’in dünya çapındaki en önemli 2 bin 223 ekonomist içerisinde ilk sırada gösterdiği Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Ekonomi Profesörü Daron Acemoğlu, Türkiye’nin bir süredir ‘yatırımsız’ ve ‘borçla yapılan iç tüketim’e dayalı büyüme yoluna girdiğini ve buradan bir an önce çıkması gerektiği uyarısında bulundu. Hiç içeriğine bakmadan sadece yüzde 4 büyümeyi başarı olarak nitelendirmenin sakıncalı olduğuna dikkat çeken Acemoğlu, “Türkiye şu anda yatırımsız büyüyor. Bu çok enteresan ve zor bir şey. Bunu şu an bir tek Türkiye yapabiliyor. Olacak en kötü şey bu şekilde büyümeyi devam ettirmemiz. ABD Merkez Bankası’nın (FED) kararları Türkiye’nin kötü büyüme hikayesine daha fazla sarılmasına neden oldu. Ama artık yeni bir hikayeye ihtiyacımız var; o da ‘yatırım’ ve ‘üretkenlik’” diye konuştu. 

SADECE İSTANBUL YETMEZ
Capital ve Ekonomist dergilerinin düzenlediği CEO Club toplantısına katılmak üzere Türkiye’ye gelen Acemoğlu Hürriyet’in sorularını yanıtladı. Türkiye’nin sadece İstanbul ve 5-6 büyük holdingle hedeflediği büyümeyi yakalamasının mümkün olmadığına işaret eden Acemoğlu, büyümenin formülünü şöyle özetledi: “Türkiye’nin yüzde 4’ten fazla büyüme potansiyeli var. Çok sayıda verimli şirketi var. Birçok sektörde yatırımların çeşitlendirilmesi ve genişletilmesi mümkün. Ama bu iş sadece İstanbul ve 5-6 holding ile olmaz. Her şehirden en az 5-6 Anadolu kaplanının çıkması ve bunların da doğru teknolojileri kullanması gerekiyor. Sıcak para değil, doğrudan yatırımların artırılmasının yolu bulunmalı. Bunun için de belirsizlikler azaltılmalı, yatırım ortamı iyileştirilmeli. Türkiye’nin Ortadoğu’ya, Asya’ya çok büyük açılımı var. Bir Portekiz gibi Avrupa ile rekabet etmek zorunda değil. Dolayısıyla fırsatları var bunları iyi değerlendirebilir.”

POLİTİKACILARLA İÇ İÇE
İş dünyasının politikacılara olan bağımlılığını da ülke ekonomisine yönelik önemli bir tehdit olarak gördüğünü kaydeden Acemoğlu, şöyle devam etti: “Bugün kendini tamamen Türkiye dışına atıp da kurtulamayan şirketlerin hemen hepsi o kadar politikayla iç içe ki, bu durum yaratıcılığı öldürüyor. En büyük para nereden geliyor ihalelerden, ihaleleri kazananlara bakın politikacılarla iç içe olan şirketler. Bu çok önemli bir risk. Türkiye’de şirketlerin genel müdürleri zamanının yüzde 60-70’ini inovasyon ve Ar-Ge ile uğraşmak yerine politikacılarla ilişkilere ayırmak zorunda. Bundan dolayı kaçan fırsatları bir düşünsenize.”

ÇÖZÜM FAİZ ARTIRIMI

ENFLASYONDAKİ sınırlı iyileşmeye dayanarak Merkez Bankası’nın 19 Nisan’daki toplantısında faizi bir miktar indirebileceği yönündeki beklentileri hatırlattığımız Daron Acemoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’de şu anda faizleri düşürmek hata olur. Bence diğer tarafa gitmek lazım. Yani faizi artırmak daha doğru. Ama ben bunu 4-5 senedir söylüyorum. Çünkü sorun enflasyon değil, enflasyon bir belirti. Enflasyon şu anda Türkiye’de her şeyin krediye bağlı olarak büyüdüğünü ve yatırımların doğru olmadığını gösteriyor. Hiç bir reformu hayata geçirmeden, her şeyi aynı bırakıp, faizi artırırsak bu tabi ki özel sektör yatırımlarına yardımcı olmaz. Ama Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu büyüme sisteminden çıkması lazım. Tamamen hükümet desteği ve talebi ile tüketicinin borçlanarak yaptığı tüketimden gelen büyüme yerine üretkenliğe geçmeliyiz. Bunun için de doğru yatırımlar yapılmalı, tasarruf ve toplam faktör verimliliği artmalı. Faizi biraz artırır ve enflasyonu düşürürseniz o zaman reel faizlerin artışı o kadar fazla olmaz. Ve dengesizlikleri de azaltmaya başlar. İlk olarak nominal faizleri çok düşük düşük tutup bir de üstüne enflasyonu düşüremezseniz o zaman daha fazla dengesizlik yaratırsınız. ABD bunu 1980’lerin başında yaşadı.”

EN BÜYÜK YANLIŞIMIZ SORUNU DIŞARIDA ARAMAK

FED kararlarının yüzeysel olarak değerlendirildiğinde Türkiye’ye yaramış gibi göründüğünü ama derin olarak bakıldığında negatif etkilediğini kaydeden Daron Acemoğlu, “Evet bulunduğumuz bölgede büyük bir kriz var. AB’de de problemler var. Ama bizim en büyük hatamız sorunları hep dışarıda aramak. Evet tabi ki bu problemleri söylememiz gerekiyor. Ancak tüm sorunu yurtdışında aramak, ‘global sorunlar artıyor, çevremiz sorunlu dolayısıyla bizim de bu kadar kötü olmamız normal’ demek de doğru teşhis yapmamızı engelliyor. Şu an yaşanan sorunları yurtdışındaki faiz lobisinde aramak yanlış, bu olsa olsa tembel öğrenci sendromu ile açıklanabilir ki bu şu an bize hiç yardımcı olmuyor.”

30 YAŞINDAKİ CEO’NUN ÖNEMİ

DÜNYANIN bazı ülkelerinde şirketlerin en başındaki adamların 65-70 yaşında hatta daha yaşlı olduğunu, 25-30 yaşındaki gençlerin ise onlara çay yapan pozisyonlarda yer aldığını belirten Daron Acemoğlu, “Oysa ABD’deki en yaratıcı şirketlerin başındakilere bakın CEO’ları 30 yaşında. En çok patent alanlara bakın yine yönetiminde mutlaka gençler var. Demek ki şirketlerde kimin fikri iyiyse, kimin sözü doğruysa onların başa gelmesine izin veriliyor. Eğer 60 yaşına gelmeden yönetime giremezsin denilse o zaman gençlerden gelen çok önemli fikirleri kaçırıyorsunuz demektir. Türkiye’de bu konu daha fazla ele alınmalı” diye konuştu.

ŞİRKETLERDEKİ DEMOKRASİ ÜLKELERİNKİNDEN FARKLI

JAMES Rabinson ile birlikte kaleme aldığı ‘Ulusların Düşüşü’ adlı kitabında yer alan sömürücü ve kapsayıcı ekonomilerle ilgili de bilgi veren Daron Acemoğlu, şirketler ile ülkelerin demokrasilerinin farklı olduğunu söyledi. Kapsayıcılık özelliğinin zenginleşme ve kalkınmadaki rolüne değinen Acemoğlu, şöyle konuştu: “Politikacıların ya da işadamlarının egolarının kapsayıcılığa izin vermeyebilir. Dolayısıyla kapsayıcılık kimsenin iyi niyetine emanet edilmemeli. Zaten o yüzden kapsayıcı ekonomilerde kurumlar güçlü, yargı, medya ve sivil toplum oldukça güçlü. Ama şirketler ülkelerden farklı, eğer size Türkiye’den memnun değilseniz başka yere gidemezsiniz. Ama çalıştığınız şirketten memnun değilseniz o zaman başka yere gidebilirsiniz. Şirketlerde rekabet sistemi eğer doğruysa şirketlerin yanlışlarını düzeltiyor.”



    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı