GeriDünya Viyana Büyükelçisi Tezcan'ın Avusturya gazetesine verdiği demeç
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    10
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Viyana Büyükelçisi Tezcan'ın Avusturya gazetesine verdiği demeç

Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Kadri Ecvet Tezcan, günlük Die Presse adlı gazeteye verdiği demeçte, Avusturya'nın yabancılara yönelik uyum politikasını eleştirerek, "madem bu kadar entegrasyon sorunu vardı neden 110 bin Türk'ü vatandaşlığa kabul ettiniz" sorusunu yöneltti.

Tezcan'ın, bugün yayımlanan demeci, özetle şöyle:

TEZCAN: "Sorularınızı bir diplomat olarak mı cevaplamamı istersiniz, -ki bu sıkıcı olacaktır- yoksa bir yıldan beri Viyana'da yaşayan ve buradaki 250 bin Türk ile pek çok teması olan biri olarak mı?
DIE PRESSE: İkincisini tercih ederim. Avusturya'daki Türklerin entegrasyonunda ters giden nedir?
TEZCAN: Bir hususu en baştan belirteyim; Yunanlılar veya İtalyanlardan farklı olarak Türkler henüz 35-40 yıl önce yurt dışına göç etmeye başladılar. Ayrıca Avusturya Türk vatandaşlarının geldiği son ülkedir. Almanya'da ücretler daha yüksekti.
DIE PRESSE: Bu durum, Türklerin yurt dışındaki kurallara uyum sağlamakta zorlanmaları sonucunu mu getirdi?
TEZCAN: Hayır. Bununla ABD'deki göçmenlerin de sorunları olduğunu söylemek istedim sadece. Ama şimdi bu problemler unutuldu. Entegrasyon bir süreçtir. 20 yıl kadar önce Hamburg'da başkonsolostum. Her yıl, liseye kabul edilen erkek ve kız çocukları rezidansıma davet eder, hediyeler vererek onları tebrik ederdim. O dönemde liseye giden çok az sayıda Türk öğrenci vardı. Bugün bunu Avusturya'da yapamam, çünkü bu ülkede, burada doğmuş Türk kökenli yaklaşık 2 bin üniversite ve 20 bin lise öğrencisi var. Bu müthiş bir olay.
DIE PRESSE: Bu bir ilerleme sayılabilir. Ancak istatistiklere bakıldığında, lise veya üniversitelerde Türk kökenli gençlerin belirgin derecede az temsil edildikleri ortaya çıkıyor.
TEZCAN: Bizim hala yapmamız gereken ödevlerimiz var. Ama Avusturya tarafı da bir şey yapmalı. Türk çocuklarının yüzde 60-70'le çoğunluğu teşkil ettiği okullar var. Neden? Çünkü onlar gettolarda yaşıyorlar. Viyana'da Türkler konut talebinde bulunduklarında, hep aynı semte gönderiliyorlar; bir taraftan da gettolar oluşturmakla suçlanıyorlar. Ve Avusturyalı aileler de etnik azınlıkların çoğunluğu teşkil ettiği okullara çocuklarını göndermiyor. Böylelikle Türkler kenara itiliyorlar.
DIE PRESSE: Onlara başka konutları kim önerecek? Viyana Belediyesi mi?
TEZCAN: Burada söz konusu olan o değil, hoşgörü. Türklere kermes yapmaları için her yıl halka açık bir alan, mesela bir park tahsis ediliyor. Orada yemek pişiriyor, oynuyor, dans ediyor, kendi kültürlerini sunuyorlar. O kermesi ziyaret eden yegane Avusturyalılar, seçmen oyu avındaki politikacılar oluyor. Yine de Türklerin yalnızca yarısı sandığa gidiyor. Viyanalılar bu tür şenliklerde pencereden bile bakmıyorlar. Tatil haricinde Avusturyalılar farklı kültürlerle ilgilenmiyorlar. Avusturya farklı etnik gruplardan oluşan bir imparatorluktu. Yabancılarla yaşamaya alışılmış olmalıydı. Burada neler oluyor?
DIE PRESSE: Belli ki pek çok Viyanalı bazı semtlerde azınlık durumuna düşmekten ve Türk kültürünün hakim olmasından korkuyor.
TEZCAN: Dünya değişiyor. Artık mesele kimin hakim olduğu, kimin olmadığı meselesi değil. Sınırlar kalktı. Ne kadar çok kültür varsa o kadar zenginiz demektir.
DIE PRESSE: Sorun, Almanya veya Avusturya'da toplumun çoklukültür anlayışına artık inanmaması. Konsept yürümedi.
TEZCAN: Neden yürümedi? Entegrasyon kültürel ve sosyal bir sorun. Halbuki Avusturya'da entegrasyondan İçişleri Bakanlığı sorumlu. Bu inanılmaz bir şey. İçişleri Bakanlığı iltica, vize ve güvenlikle ilgili pek çok konuda yetkili olabilir. Ama İçişleri Bakanlığı entegrasyon sürecine müdahale etmeyi bırakmalıdır. İçişleri Bakanlığına bir sorun verilirse oradan polisiye bir çözüm çıkacaktır.
DIE PRESSE: Kimin yetkili olmasını tavsiye edersiniz?
TEZCAN: Sosyal İşler Bakanlığı, Aile Bakanlığı, ama İçişleri Bakanlığı değil. Vatandaşlarım bana, 'Burada bir güvenlik sorunu mu oluşturuyoruz' diye soruyor. Bayan İçişleri Bakanıyla konuştum, sonuna kadar dinlemek istemedi. O yanlış partide.
DIE PRESSE: Peki Bayan Maria Fekter hangi partide olmalı?
TEZCAN: Bayan Fekter, kendini liberal addeden halkçı bir partide. Yoksa yanlış mı biliyorum? Savunduğu düşünce, liberal ve açık bir zihniyete uygun düşmüyor. Esasen, aynısı (Almanya Başbakanı) Angela Merkel için de geçerli. İki hafta önce çoklukültür anlayışının başarısızlığa uğradığını ve Almanya'nın bir Hristiyan toplum olduğunu söylediğinde öyle şaşırdım ki! Bu nasıl bir mentalite? Bunu 2010 yılında, sözde hoşgörünün ve insan haklarının merkezi olan Avrupa'da işitmek zorunda kaldığıma inanamıyorum. Bu değerleri başkaları sizden öğrendi, sizse şimdi bu değerlere sırtınızı dönüyorsunuz. Yine de göçmenlerin hiç hata yapmadığını söyleyemem.
DIE PRESSE: (Avusturya Özgürlükçüler Partisi-FPÖ lideri) Heinz-Christian Strache veya FPÖ'lü bir başka politikacıyla hiç görüştünüz mü?
TEZCAN: Elbette, Strache'yle bir araya geldim. Entegrasyonla ilgili hiçbir konuda hemfikir olmadığımız noktasında fikir birliğine vardık. Strache'nin dünyanın nasıl geliştiği konusunda bir fikri yok. Bir de bu ülkedeki gibi bir sosyal demokrat parti hayatımda görmedim. Normalde sosyal demokrat partiler, kökeni ne olursa olsun insanların haklarını savunurlar. Burada sosyal demokratların bana ne dediğini biliyor musunuz? 'Bu konuda bir şey söylersek, Strache daha fazla oy alır.' Bu inanılmaz.
DIE PRESSE: Pek çok Avusturyalı farklı bakıyor. Türklerin beraberinde getirdikleri, kendilerine has kültür manzaralarından rahatsız oluyor. Kadınlara karşı muamelden, ortalıkta dolaşan başörtülü kadın görmekten hoşlanmıyor. Genç maço Türklerin okul arkadaşları arasında terör estirmelerini istemiyor.
TEZCAN: Bu konuda bir şey duymadım. İçişleri ve Adalet Bakanlıklarından gelen pek çok istatistik gördüm.
DIE PRESSE: Diğer gençlere sıkıntı vermek suç değil mi?
TEZCAN: Ama Türkler o listenin başında değil. Bir başka soru daha sormama müsaade ediniz: Bir şey sizin kültürünüze ait değilse bu insanları istemediğinizi söyleme hakkınız olabilir mi? Bu başka bir kültür, başka bir koku, başka bir folklor. Bununla yaşamak zorundasınız. Neden 110 bin Türk'ü vatandaş yaptınız? Eğer onlarla bu kadar büyük bir entegrasyon sorunu yaşıyorsanız, onları vatandaşlığa nasıl kabul ettiniz? Onlarla konuşmaya mecbursunuz. Türkler mutlu, sizden hiçbir şey istemiyorlar. İstedikleri sadece, kendilerine virüs muamelesi yapılmaması. Toplum onları entegre etmeli ve onlardan yararlanmalıdır. Daha fazla göçmen getirmenize gerek yok. Onlar burada. Ama onlar size inanmalı, siz de onlara inanmalısınız.
DIE PRESSE: Fakat politikacıların zorla evlilik istemediklerini söyleme hakkına sahip olmaları gerek.
TEZCAN: Tabii ki. Kızlarımızın zorla evlendirilmelerini biz de istemiyoruz.
DIE PRESSE: Ayrıca Türklerden Almanca öğrenmeleri de istenebilmeli.
TEZCAN: Kesinlikle. Vatandaşlarıma hep 'Almanca öğrenin ve bu ülkenin kurallarına uyun' diyorum.
DIE PRESSE: Peki bu neden işe yaramıyor?
TEZCAN: Bunu kendiniz gayet dürüstçe söylediniz: İnsanlar burada başörtülü kadın görmek istemiyor. Başörtüsü kanuna aykırı mı yoksa? Hayır, bu noktada söyleyecek bir şeyiniz yok. Herkes, başına ne taktığı konusunda özgürdür. Burada denize çıplak girme özgürlüğü varsa başörtüsü takma özgürlüğü de olmalıdır. Eğer birisi insanları başörtüsü takmaya zorlarsa o zaman hukuk devleti devreye girmelidir. Aynı şey, çocuklarını okula göndermemekte direnenler için de geçerli. Bizim sorunumuz, 13 yaşına bastıktan sonra okula gönderilmeyen kız çocukları.
DIE PRESSE: Çok az kadının çalışması da sizin için sorun.
TEZCAN: Yanlış biliyorsunuz, Türk kadınları çalışıyor.
DIE PRESSE: Evet ama evde. Türk kadınlarının istihdam oranı sadece yüzde
39.
TEZCAN: Ev kadınlığı da bir iştir.
DIE PRESSE: Evde oturan göçmenler de entegrasyon sorununun bir parçası.
TEZCAN: Evet ama eğer benimle arkadaş olmak istiyorsanız, bunun için sizin de bir şeyler yapmanız gerek.
DIE PRESSE: Yani Avusturyalıların Türklere burada sevildikleri hissini vermediklerini mi söylemek istiyorsunuz?
TEZCAN: Yalnızca Avusturyalıları suçlamak istemiyorum. Başka insanlarla temas kurmakta bizim de problemlerimiz var. Niye? New York'taki veya başka yerdeki göçmenler de gettolar oluşturuyorlar. Yabancı ülkede yaptıkları ilk iş, kendi ülkelerinden insanları aramak oluyor.
DIE PRESSE: Ama 30 yıl gettoda yaşanmaz. İnsan kendini geliştirmeye, çocuklarının daha iyi bir okula gitmelerini sağlamaya çalışır. Burada dinamik bir sosyal gelişme göremiyorum.
TEZCAN: Ben çok başarı görüyorum. Burada 3500'ü aşkın Türk girişimci var, 110 doktor, sanatçılar, balerinler var. Neden basın yayın organlarınız başarı hikayelerini vermiyor?
DIE PRESSE: Mevcut eğitim düzeyini analiz edenler, karanlık bir gelecek görüyor. Türk gençlerinin büyük bölümü ilkokula, hatta çoğu öğrenme güçlüğü çekenlere mahsus okullara (Sonderschule) gidiyor. Bu durumun nasıl değiştirilebileceği konusunda bir fikriniz var mı?
TEZCAN: Türk ebeveynlerin çoğu, çocuklarının mükemmel Almanca ve Türkçe bildiğini sanıyor. Ben de onlara, 500 kelimeyle hiçbir dile hakim olunamayacağını, çocuklarının ne Almanca'yı ne de Türkçe'yi iyi bildiğini söylüyorum. Sorun şurada: Son 20 yılda Avusturya hükümetleri, çocukları Türk dilinde eğitmek için Türkiye'den öğretmen getirmemize izin vermedi. Çocuklar anadillerini doğru öğrenmezlerse bir başka dili de iyi kavrayamazlar. Viyana'da, Almanca'yı da çok iyi bilen üniversite öğrencilerinin Türkçe öğrenebilecekleri bir Doğu Bilimleri Araştırma Enstitüsü var. Eksik olan sadece pedagoji kürsüsü. Olursa Avusturya kendi Türkçe öğretmenlerini de yetiştirebilir.
DIE PRESSE: Kaç öğretmen getirmek istiyorsunuz?
TEZCAN: Tahminen 100 öğretmen yeterli olacaktır. İlkokul öncesi yaşta yaklaşık 5 bin ila 7 bin Türk çocuğu var. Eminim ki bu çocukların kreşte Türkçe ve doğal olarak akıcı şekilde Almanca öğrenmeleri, entegrasyon sorunlarına panzehir olacaktır.
DIE PRESSE: Türkler Türkçe'yi okulda yabancı dil olarak mı öğrenmeli?
TEZCAN: Hedefim, Türkçe'nin bakalorya dili olarak kabul edilmesi. O zaman Türkçe öğretmenlerimiz de olacaktır. Türkçe'nin neden bakalorya dili olarak kabul edilmediğini anlamıyorum.
DIE PRESSE: Viyana'da bir Türk okulu kurmayı hiç düşündünüz mü?
TEZCAN: Hayır, ama talep gelirse bu konu düşünülebilir.
DIE PRESSE: Türk ebeveynler çocuklarıyla Almanca mı konuşmalı, Türkçe mi?
TEZCAN: Onlara bu konuda talimat veremem. Ama gerek ebeveynler gerekse çocuklar ve gençler, herkes Almanca'yı iyi bilmeli.
DIE PRESSE: Ebeveynler çocuklarıyla Almanca konuşmuyorlarsa temel eksik kalıyor. Daha da kötüsü, Türk ebeveynlerin çocuklarını kreşe göndermemeleri olurdu.
TEZCAN: Bu mecbur tutulmalı. Avusturyalı ailelerde olduğu gibi, 3-4 yaşından itibaren her çocuk kreşe gitmeli.
DIE PRESSE: Mesela, neden Hırvat ailelerin çocukları okulda daha başarılı?
TEZCAN: Çok basit: Hırvatlar Hristiyan oldukları için toplumda hoş karşılanıyorlar, Türkler ise hoş karşılanmıyorlar.
DIE PRESSE: Belki sosyal açıdan yükselmeyi de daha fazla arzuluyorlardır.
TEZCAN: Eğer insan hoş karşılanmıyorsa ve toplum tarafından kenara itiliyorsa o zaman neden bu toplumun bir parçası olmayı istesin ki?
DIE PRESSE: Başkalarından daha iyi olmak ve bunu onlara göstermek için.
TEZCAN: Bu Batı zihniyetidir. Bizim böyle merkantilist felsefemiz yoktur. İslam'da bizim felsefemiz farklıdır: Sahip olduğun her şey Allah'tandır ve sana yeter. Yapman gereken tek şey, ailene ve çevrendekilere iyilik etmektir. Viyana'daki Türkler birbirlerine yardım eder. Onlar sevilmediklerinin bilincindeler.
DIE PRESSE: Neden böyle düşünüyorsunuz?
TEZCAN: Avrupa'nın bir kültür merkezi olduğunu iddia eden bir şehirde, aşırı sağcı bir parti neredeyse yüzde 30 oranında oy alıyor. Ben BM'nin, AGİT'in veya OPEC'in genel sekreteri olsam, burada durmazdım. Burada yabancıları istemiyorsanız, kovun onları gitsin. Yeryüzünde yabancıların hoş karşılandığı pek çok ülke var. Başka insanlarla birlikte yaşamayı öğrenmelisiniz. Avusturya'nın sorunu ne?
DIE PRESSE: Mesele gerçekten İslam mı? Burada İranlılarla ilgili bir problem yok.
TEZCAN: Burada kaç tane İranlı var ki? Onlar görünmüyor. İnsanlar onları görselerdi, onların da aynı problemleri olacaktı. Bunun arkasında hep o dinsel antipati yatıyor. 11 Eylül saldırılarından önce yoktu. Ama o günden beri kitle iletişim araçları İslam'ı kötü ve terörist olarak gösteriyor. Kilise nerede? Kardinalle (Viyana Kardinali Christoph Schönborn) buluştum; harika bir insan ve bana, Türklerle iyi bir ilişkisi olduğunu söyledi. Ben de ona, 'Sayın Kardinal, bu yeterli değil. Daha fazla söz almalı ve gazetedeki köşenizde İslam'ın da kendi dininiz kadar değerli olduğunu söylemelisiniz' dedim.
DIE PRESSE: Resmi mercilerden beklentiniz nedir?
TEZCAN: İyi niyetli çok insan var. Belediyeleri ziyaret ettim, her yerde entegrasyon şubesi mevcut. Ama bürolarında, insanların kendilerine gelmesini bekliyorlar. Vizyonları yok. Eşgüdüm ve işbirliği yok. Büyükelçi olarak dört selefimden ve benden, entegrasyon sorunlarında hiçbir zaman işbirliği istenmedi. İnsanlarımın ne istediğini ve onların nasıl ikna edilebileceğini ben biliyorum.
DIE PRESSE: Avusturyalıların konukseverliği konusundaki tecrübeleriniz nedir?
TEZCAN: Bir yıldan beri buradayım. Yalnızca bir kez Avusturyalı bir aileden davet aldım, geçen hafta sonu Krems'te. Viyana ile Avusturya'nın geri kalanı arasında büyük fark var. Viyana dışında herkes daha misafirperver.
DIE PRESSE: Sizi Dışişleri Bakanlığından kimse evine davet etmedi mi?
TEZCAN: Hayır, ama zararı yok, Türklerden o kadar çok davet alıyorum ki.
DIE PRESSE: Entegrasyon problemini, tabir caizse oldukça üst düzeyden yansıttınız.
TEZCAN: Bir büyükelçi, gelişini takip eden ilk aylarda nezaket ziyaretlerinde bulunur. Dışişleri Bakanı'ndan randevu istediğimde, 'Dışişleri Bakanı büyükelçileri kabul etmiyor' dendi. İnanabiliyor musunuz? Ben bu ülkede yaşayan 250 bin insanın büyükelçisiyim. Burada hangi diyalogdan bahsediyoruz?"

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle