GeriDünya Pax America'nın sonu ve Türkiye'nin yolu
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pax America'nın sonu ve Türkiye'nin yolu

Pax America'nın sonu ve Türkiye'nin yolu
refid:12655286 ilişkili resim dosyası

Giderek daha da dengesizleşen dış politikamız, reel değil, sürreel bir “Amerikan barışı” rüyası içerisinde şekilleniyor. Oysa ABD artık bir süpergüç değil; ekonomide, siyasette ve hatta internette kayan bir yıldız... Bizim ABD’ye daha gerçekçi bir gözle bakmaya başlayıp AB’nin dümenine geçerek, yeni düzenin “dünya güçlerinden” biri haline gelmeyi planlamamız gerekmiyor mu?

ekizilkaya@hurriyet.com.tr

 

Önceki yazımda, AKP Hükümeti’nin son dönem politikalarının adeta ABD Yönetimi tarafından “tasarlanmış” göründüğünü savunmuştum.

Zira Kürt açılımının yanısıra, Türkiye’nin Ermenistan, İran, Kuzey Irak ve Suriye politikalarının tamamı, Obama Yönetimi’nin “enerji stratejisinde” yer alan, “Transkafkasya bölgesine istikrar getirilmesi” ilkesine uygun düşüyor.

Bu ortamda, akademik kimliğine saygı duyduğum Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Washington ziyaretinde “ABD ile Türkiye’nin tüm çıkarlarının örtüştüğü” gibi tuhaf bir iddia öne sürdüğü akla geliyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “Dışarıdan gelen taleplere açık olmalıyız. Söylenenleri yapmamız gerekir. Yoksa başımıza bir şeyler gelir” şeklinde medyaya yansıyan sözleri ise bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak endişelerimi iyice artırıyor.

* * *

Yanlış anlaşılmasın, bu eleştirilerimin Amerikan karşıtlığıyla ilgisi yok. Hatta Amerikan halkının, birçok Avrupalı halka kıyasla (11 Eylül sonrasının travmatik değişimlerine rağmen) Türklere ve Müslümanlara karşı genelde daha önyargısız ve açık yürekli olduğunu düşünüyorum.

Savunduğum şey, yalnız ve sadece “ulusal çıkarlara” dayanan devletler ararası ilişkilerle ilgili... Devlet ve hükümet politikamızın herhangi bir başka ülkenin bu denli etkisine girmesine karşı olduğumu söylüyorum.

Bakın; New York’taki BM toplantıları sırasında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Türk ve Ermeni mevkidaşları arasında arabuculuk yapıyor ve “Dediğimizi yapın. Muhalefeti boşverin” diyor.

ABD Başkanı Barack Obama, Türkiye ve Ermenistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesini sağlayacak protokollerin bir an önce imzalanması için baskı yapmak üzere taraflara telefon ediyor.

Yurtta sulh, cihanda sulh” dış politikamızın temel şiarıdır, tamam, ama Ermenistan konusunda aniden beliren bu “aceleciliğin” gerçek sebebini Ankara’dan birileri dürüstçe açıklamayacak mı?

Lafı dolandırmak yerine, “Evet kardeşim, asıl acele eden ABD, biz de onların baskısına dayanamadık. Direnmek için neden göremedik” dese birileri, biz de bu düzlemde tartışmaya başlardık.

Örneğin hiç uzatmadan şöyle derdik:

 Öyle görünüyor ki, maalesef Davutoğlu gibi dünü ve bugünü en iyi analiz eden AKP kurmaylarından biri bile, hâlâ Soğuk Savaş perspektifini kullanıyor. Cumhurbaşkanı bile buna inanıyor. Oysa ABD artık süpergüç değil. Bu yüzden, Allahaşkına, Washington’dan gelen her talebi emir telakki etmeyi bırakın. Hele hele, muhtemelen hiç kullanmayacağımız ABD yapımı füze sistemlerine milyar dolarlar saymanızın hiç bir anlamı yok!

* * *

Bu noktada Ermenistan meselesi önemsiz bir detay.

Asıl, mevcut hükümetin ve gelecek hükümetlerin büyük resmi görmesi gerekiyor.

O resim, her hattıyla, dünyada “Pax Americana” döneminin bittiğini çiziyor.

İşte geçen hafta yaşanan ve bu yargıyı kanıtlayan dört gelişme:

1)   Küresel ekonomiye yön veren kurum olan ve dünyanın en gelişmiş sekiz ülkesini buluşturan G-8, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu daha geniş katılımlı G-20’ye bıraktı yerini... Bu karar zenginlerin gelişmekte olan ülkelere bir jesti değil, artık elzem hale gelen bir realizasyondu.

2)   İngiltere’nin en saygın gazetelerinden The Independent, Arap ülkelerinin, Çin, Rusya ve Fransa ile birlikte petrol ticaretinde Amerikan doları dışında bir para birimi kullanmak için gizli görüşmeler yürüttüğünü açıkladı.

3)   Bizzat ABD Başkanı Obama, eşiyle birlikte Kopenhag’a gidip memleketi için tüm gücüyle lobi yaptı, üstelik en pahalı projeyi sundu; buna rağmen 2016 Olimpiyat Oyunları’nı Brezilya’ya kaptırmaktan kurtulamadı.

4)   .com, .net ve .org gibi en yaygın web uzantılarını kontrol eden ve internet konusunda bir numaralı yetkili kurum olan Icann, ABD hükümeti ile anlaşmasını geçen ay sonunda feshetti. İnternetin Amerikan egemenliğinde olduğundan şikâyet eden ve bir savaş durumunda ABD Yönetimi’nin internette istediğini yapabileceğinden endişelenen diğer ülkeler zafer kazandı. Kurum artık uluslarüstü bir kimliğe sahip olacak.

* * *

Bu gelişmelerden ilk ikisi, ABD’nin siyasal/ekonomik bir süpergüç olarak ömrünü tamamladığını kanıtlıyor.

Üçüncü gelişme, Bush Yönetimi döneminde Washington’ın uluslararası imajına vurulan darbenin kalıcı olduğunu ve Beyaz Saray’ın artık dünyada “simgesel bir üstünlüğü” kalmadığını gösteriyor.

Dördüncü gelişme ise, gelecekbilimcilerin, “Üçüncü Dünya Savaşı sadece siber âlemde yaşanacak” dediği bir dönemde, ABD’nin bu alanda da statüsünü kaybedip, “çok kutuplu düzenin” bir parçası haline geldiğini kanıtlıyor.

Elbette ABD, Yeni Dünya Düzeni içinde de çok önemli bir parça. Ama artık vazgeçilmez ve karşı konmaz bir güç değil.

İsmet İnönü sonrasında, Soğuk Savaş’ın çift kutuplu düzeninde bir “denge politikası” izleyip daha fazla ulusal çıkar sağlamayı hiç başaramamış, ABD’ye doğru biraz fazla savrulmuştuk.

Şimdi 1930’lardakine benzer çok kutuplu bir dünyanın eşiğindeyiz ve Atatürk zamanındaki gibi başarılı bir denge politikasına ihtiyacımız var.

ABD, Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin arasına girip küresel ölçekte söz sahibi olmamızı sağlayacak; ulusal çıkarlarımızı gerektiğinde inat, gerektiğinde esneklikle koruyacak bir denge politikasına...

Bu yolda başarı sağlamanın en kısa yolu ise, en kısa sürede AB’ye üye olmak; ama “ne pahasına olursa olsun” değil, yalnız ve ancak Birlik’in dümenine geçecek ülkelerden biri olmak kaydıyla...

Ve ben bunu, “çıkarlarımızın ABD ile tamamen örtüştüğünü” söyleyen bir Dışişleri Bakanı ve “(ABD’nin söylediklerini) yapmamız gerekir. Yoksa başımıza bir şeyler gelir” diyen bir Cumhurbaşkanı ile başarabileceğimizi hiç sanmıyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle