GeriDünya Mizrahi: Asker, siyasetçiliğe soyunursa...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mizrahi: Asker, siyasetçiliğe soyunursa...

İsrailli komutan Mizrahi’nin Başbakan Erdoğan’ı ve Türkiye’yi suçlayan çıkışı, İsrail devlet politikasındaki bir değişimin habercisi olmaktan çok, “yerleşimcilerin” bu ülke siyasetinde oluşturduğu fay hattında yaşanan son seçim depreminin bir artçısı gibi.

Siyaset sahnesi askerlerle dolu olan İsrail’in bir “travma toplumu” olduğu düşünüldüğünde, bu kademedeki bir yetkilinin bile “fena halde saçmalayabileceğini” hesaba katmak gerekiyor. Ama toplumsal ruh hâlindeki bu değişimin, ABD’deki Yahudi lobisine de uzandığını unutmamalıyız.

İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Avi Mizrahi’nin, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Gazze ile ilgili yaklaşımına dair sert tepkisini (“Erdoğan aynaya baksın”) nasıl yorumlamak lazım?

Bu çıkış, görüldüğünden daha derin bir şeyleri mi ifade ediyor?

Sert açıklamanın, İsrail’in son genel seçimlerin ardından “iyice sağa kaymasıyla” bağlantısı olabilir mi?

* * *

Çoğunluğun aksine ben, Mizrahi’nin “hesaplı bir çıkış” yaptığını ve İsrail ordusunun (veya devletinin) “genel görüşlerini” temsil ettiğini, hatta daha üst kademelerden bu yönde bir “talimat” aldığını düşünmüyorum.

Bence İsrailli komutan, ABD’de düşük katılımlı bir toplantıda yaptığı bu açıklamanın Türkiye’de bu kadar büyük bir tepkiye neden olacağını hiç hesaplamamıştı.

Zaten İsrail, bir açıdan, Türkiye’den çok farklı bir toplum.

Türkiye’de değil Kara Kuvvetleri Komutanı, herhangi bir generalin bile her açıklaması “not edilir”, zaman zaman manşetlere taşınır.

Sokaktaki İsrailli ise, Genelkurmay Başkanı’nın adını dahi zor anımsar. Kuvvet komutanlarının ise medyada esamisi okunmaz.

Bir detayı daha hatırlayalım:

Mizrahi’nin sözlerini dünyaya duyuran İsrail’in Haaretz Gazetesi oldu. Fakat gazete, Tümgeneral’in tam olarak neler söylediğini “tırnak içinde” bildirmedi.

Haberdeki ifadeden, Mizrahi’nin örneğin “Ermeni soykırımı” ifadesini kullanıp kullanmadığı anlaşılmıyor. Hatta bunu sadece “imâ ettiği” sonucu çıkıyor.

Öte yandan, Mizrahi’ye yönelik en sert eleştirinin, bu muğlak haberi yayınlayan aynı gazeteden geldiğini de unutmayalım.

Komutan, önceki gün yayınlanan başyazıda eleştirildi, dün de Haaretz’in kültür editörü tarafından (“budala” denerek ve “akıl sağlığı” sorgulanarak) adeta yerin dibine sokuldu.

Ben, herhangi bir durumda, Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı hakkında Türk basınında böyle ağır ifadeler kullanabileceğini düşünemiyorum.

Sonuçta, bu sert çıkışın ardından gerek medyasıyla, gerek devlet ve ordu kademesiyle İsrail kurumlarında oluşan hava, Mizrahi’nin, açıklamasını muhtemelen bu kadar geniş kitlelerce duyulacağını hesaplamadan, “şahsi fikri” olarak yaptığı ve “bizatihi çuvalladığı” izlenimi doğuruyor.

Öyle ki, bu işin sonu Mizrahi’nin özür dilemesine ve hatta istifa etmesine dek varabilir.

* * *

Toplumsal travmanın şahsi tezahürü

Bir yandan da, bir askere yakışmayan, ancak “popülist bir siyasetçiye” uygun düşebilecek bu patavatsızlığın, İsrail’de genişçe bir kesmin “ruh hâlini” yansıttığı gerçeği var.

Erdoğan’ın Davos’daki sözleri Arap dünyasında onu nasıl bir kahraman hâline getirdiyse, Yahudi kamuoyunda da imajını yerle bir etti.

Hiçbir İsrailli siyasetçi, artık en azından bir süre için halkı önünde Erdoğan’ı ve Türkiye’yi övemez.

Mizrahi’nin boşboğazlığı, bu sözleri söyleyip alkışlanacağından emin olmasına dayanıyor. Çünkü İsrail halkının ciddi bir bölümü de Erdoğan’ı Davos’da izlerken büyük bir ihtimalle “aynaya bak” demişti.

Bu suçlayıcı ifadeler, “tarihi gerçekler” düşünüldüğünde Türkiye açısından “hatalı, anakronik ve haksız” bir yaklaşım içerse de, bir “travma toplumu” olan İsrail halkı için bir gerçek.

* * *

Pekiİsrail, travma toplumundan başka ne toplumudur?

Bence iki cevabı var: “Askerler” ve “yerleşimciler toplumu”.

İsrail ordusunun görüşleri İsrail toplumunda hiç yankılanmasa da, İsrail siyaseti hemen hemen bütünüyle “eski askerlerin” (Şaron, Barak, vs) veya “eski istihbaratçıların” (Livni, vs) denetiminde.

Bu “asker-siyasetçiler”, Yahudi Soykırımı’ndan beri bir “travmanın” içinde yaşayan, önce Nazilerin zulmüne uğrayıp, sonra emperyalist devletler eliyle getirildikleri Kutsal Topraklar’da neredeyse aynı zulmü Araplara karşı uygulayan bir “yerleşimciler toplumunu” temsil ediyorlar.

İsrail’de geçen hafta yapılan seçimlerin ardından “aşırı sağın güç kazandığını” herkes söylüyor, ama bu noktada çok önemli olan bir ayrıntı atlanıyor.

Bahsedilen aşırı sağ, bir bütün değil; özü itibariyle üç parçaya ayrılmış durumda. “Laik-ırkçı” ve “aşırı dincilerin” yanında, bir de “yasadışı yerleşimleri” savunan partiler var. Oyu en çok artan partiler arasında bunlar geliyor.

Başbakan olması beklenen Binyamin Netanyahu, geçmişte popülizm kapanına düşmüş ve işgal altındaki Filistin topraklarında daha fazla Yahudi yerleşimi kurulmasına izin vermişti.

Bu durum gelecek yıllarda tekrarlanırsa, yasadışı yerleşimlerdeki aşırı sağın oyları bir sonraki genel seçimlerde iyice kemikleşecek, oy tabanı da genişleyecektir.

O halde, Filistin Devleti’nin kurulması için İsrail’in “toprak konusunda taviz vermesi” giderek zorlaşır ve Ortadoğu barış süreci tamamen tıkanır.

Bizi –en azından Ermeni soykırımı iddiaları gündemde olduğu müddetçe- Ortadoğu barışından bile çok ilgilendiren ayrıntı ise şu: İsrail siyasetinin yerleşimciler vasıtasıyla sağa kayması, ABD’deki Yahudi lobisini de Türkiye’nin aleyhine çeviriyor.

* * *

İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı’nın, kendisine bağlı güçlerin Gazze Şeridi’nde uyguladığına benzer biçimde, “orantısız güç” olarak tasvir edilebilecek vâhim ifadeler kullanması, bu minvalde değerlendirilebilir.

Mizrahi, bir “asker” olarak “siyasetçiliğe” soyundu ve “yasadışı yerleşimlerdeki o bağnaz, ama geniş tabana” hitap etti.

Bu açıklama, İsrail’de toplumun geniş bir kesminin “ruh hâlini” temsil etmekle birlikte, İsrail devlet politikasıyla ilgisiz.

Sadece toplumsal bir “travmanın” şahsi tezahürü...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle