GeriDünya Ermenistan - Türkiye protokolü ne getirir ne götürür?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    11
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ermenistan - Türkiye protokolü ne getirir ne götürür?

Ermenistan - Türkiye protokolü ne getirir ne götürür?
refid:12413468 ilişkili resim dosyası

Türkiye ile Ermenistan bu hafta içerisinde tarihi bir protokole imza attılar. İşte akıllara takılan sorular ve yanıtlar:

SORU 1

Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkileri düzeltmeye bu kadar çaba ve zaman harcaması gerekli, acil ve akıllıca mı?

Türkiye zenginleşmekte, büyümekte ve etkinliği artmaktadır. Ermenistan ise fakirleşmekte, nüfusu azalmakta, Azerbaycan’a karşı üstünlüğü azalmakta, Rusya’ya bağımlılığı artmakta, bölgesel işbirliği mekanizmalarının dışında kalarak yalnızlaşmaktadır.

 

Zaman geçtikçe, yeni nesillerle beraber Ermenistan’da “1915”in milli bilinçteki merkeziliği azalabilir, Türkiye ile ilişkileri geliştirmenin çekiciliği ve bunun için vazgeçilebilecekler artabilir. Öte yandan Obama faktörü ve 1915 olaylarının yaklaşan 100’üncü yıl ise beklemenin de bazı riskleri ve bedelleri olabileceğini düşündürtüyor.

 

Türkiye’nin diğer ülkelerin telkinleri vs bir kenara bırakıldığında, ilişkileri düzeltmek için bekleme lüksü Ermenistan’a göre çok daha fazladır. Buna rağmen ilişkileri düzeltmeye çok istekli bir görüntü vermek, Batı’nın diplomatik baskısının etkili olduğunu ve belki de daha fazla baskıyla daha da etkili olabileceği düşüncesini güçlendirebilir.

 

SORU 2

İlişkileri düzeltmenin yolu bu tür geniş çaplı bir protokol mü? Yavaş yavaş, parça parça, uygulamak, işi zamana yaymak daha doğru olabilir mi?

Yukarıdaki zaman faktörünün ötesinde anlaşmazlıkları büyük bir paketle çözmeye çalışmak güçlü bir devlet için çözümü küçük parçalara bölme seçeneğine kıyasla daha az avantajlıdır. İmzalanan mevcut protokolün içeriği bir kenara bırakıldığında, olaya salt teorik olarak bakarsak acele etmeden ve küçük küçük uzlaşmalarla ilerlemek güçlü ve bekleme lüksü olan ülkeleri için daha avantajlıdır. Örneğin; İsrail, Ortadoğu barışı konusunda kapsamlı çözümleri çok tercih etmez.

 

SORU 3

Onaylanacağını varsayarsak, protokolün içeriği dengeli veya avantajlı mı?

a) Tarih komisyonu: Niye bu kadar önemli görülüyor anlamak kolay değil. Kurulsa bile muhtemelen burada bir ilerleme olmayacak ve Ermeniler “gördünüz mü, bunlarla tarihi tartışmanın bir yararı yok” diyecekler. Komisyon tarih mücadelesi açısından, diplomatik veya psikolojik olarak Türkiye’de birçok insanın düşündüğünün aksine önemli bir kazanım olmayacaktır. O halde bunun için başka konularda bedel ödemek niye?

 

b) Ekonomik, kültürel boyut: Ermenistan’ın Türkiye ile ekonomik, kültürel vs ilişkilere daha fazla ihtiyacı var.

 

c) Protokol imzalansa, onaylansa ve yürürlüğe girse: Ermenistan’ın ve Ermenilerin Türkiye üzerindeki hak talepleri bitecek mi? Dünyada Türkiye’ye soykırım iddialarını tanıma konusundaki baskı sona erecek mi? Bitmezse Türkiye tekrar sınırı kapatabilir mi?

 

d) Ermenistan’ı kazanacağım derken Azerbaycan’ı kaybetmek: Duygusal değil realist dış politika ölçütleriyle bakıldığında tarihin en büyük hatalarından biri olur. Ama bu Bakü’nün de Karabağ’dan diğer topraklarını geri almak şartıyla vazgeçmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez. Yürürlüğe girmese bile bu protokol Azerbeycan’ın Türkiye ile ilgili endişelerini arttırabilir, onu Rusya gibi başka arayışlara itebilir, Ermenistan’dan Karabağ ile taleplerini azaltmasına neden olabilir, Karabağ’ı diplomatik ve siyasi yollarla geri almanın zorlaştığı ve artık tek yolun askeri yol olduğunu düşündürtebilir.

 

Azerbaycan ile ilişkilerde aşağıdakiler arasındaki farkı ıskalamamak çok önemli olabilir:

 

  1. Bir şeyi yaptıktan veya yapmaya karar verdikten sonra Azerbeycan’a haber vermek,
  2. Bakü’ye, “ne diyorsun, yapayım mı” diye sormak ve onun “sesli ve sessiz itirazlar”ını dikkate almak,
  3. Bakü’ye “ne yapmamı istersin” diye sormak,
  4. Ya da, “tek millet, iki devlet” gibi bunu ifade edenler dahil artık kimsenin inanmadığı boş sloganlar kullanmak yerine,
  • kurumsallaşmış, periyodik ve en tepe ile sınırlı olmayan yatay iletişim, danışma, planlama, koordinasyon ve karar alma mekanizmaları kurmak, 
  • Bakü ile beraber Ermenistan’a karşı ve diğer bölgesel ve ikili meselelere yönelik ortak çıkar ve amaçların tespiti ve bunların varsa sınırlarını dürüst ve net bir şekilde belirlemek,
  • ilişkinin iç prensiplerinde anlaşmak,
  • ortak hedeflere ulaşmak için ayrıntılı olarak zamanlandırılmış iş bölümünde anlaşmak ve bunu uygulamak.     

 

SORU 4

Protokollerin taraflardan biri veya ikisince imzalanmaması ya da meclislerinde onaylanmaması/bekletilmesi ihtimali/senaryoları nasıldır? Bu durumda Türkiye’nin siyasi, diplomatik ve psikolojik kazanım ve kayıpları neler olabilir?

Süreç futbol maçından önce sekteye uğrar ve/veya Ermenistan protokolü imzalamaktan Türkiye’den önce vazgeçerse bu durumda protokol Annan Planı türü bir statü kazanabilir:

 

Erivan bu metinleri bundan sonraki müzakere etabında minimum pazarlık çizgisi olarak kabul edip yeni ödünler aramaya girişebilir. Batı da ilk başta Ankara’yı uzlaşmacı ve cesur olduğu için sırtını sıvazladıktan bir süre sonra – ki bu süre şaşırtıcı derece de kısa olabilir, “sen bunları kabul edebiliyorsun, ama onlar kabul edemiyor, demek ki ödün vermesi gereken sensin” düşünce ve söylemine girebilir.

 

Protokol önce veya sadece Türkiye tarafından bekletilse veya reddedilse bile çok muhtemelen metin yine ikili ilişkilerin standart referans metni olarak görülmeye devam edilecek ve hatta Türkiye “mızıkçılık” yaptığı için “öğretici cezalandırılmalar” maruz kalabilecektir.

 

Bir süre sonra Ermeniler Karabağ konusunda sınırlı ve sembolik bir ödün verdikten sonra sınırı kapalı tutmak Türkiye için artık çok daha güç olacaktır. Ermenistan “biraz akıllıysa” hemen değilse bile bir süre sonra Türk kamuoyunu etkilemek ve Ankara üzerindeki Batı baskısını arttırmak için Karabağ ve diğer işgal edilen topraklarla ilgili küçük, kozmetik ve kolaylıkla geri alınabilir jestler yapmaya başlayacaktır.

 

Buralardaki asker sayısını azaltmak, çok sınırlı yerlerden geri çekilmek vs. Bu tür durumlarda Türkiye “sınırı aç” baskısına dayanabilecek kondisyona sahip mi?

 

SONUÇ 

Türkiye’nin anlaşmayı çok ister görünmesi gereksiz, zararlı ve tehlikelidir. Zaman Türkiye’nin lehinedir. ABD’nin soykırımla ilgili istemediğimiz söylem ve politikalar içine girmesini engellemek için doğru yol Ermenistan’a karşı ödünler vermek değil, Washington’a Türk-Amerikan ilişkilerinin diğer daha önemli kalemlerini hatırlatmak olmalıdır.

 

Ermenistan ile sorunları çözmek için çok istekli, aceleci ve ihtiraslı olmak teknik olarak yanlıştır. Çözümün şartlarını baştan belirlememek ve küçük parçalara ayırmak daha doğru olacaktır.

 

Protokolün içeriği avantajlı değildir ve iki ülke arasındaki güç, ihtiyaç ve bekleme lüksü dengelerini yansıtmamaktadır. Verilen ödünleri geri almak kolay olmayacaktır. Bu durum Ermenistan için daha az geçerlidir.

 

Son olarak, protokol imzalanıp onaylanmasa bile Türkiye’ye daha fazla baskıyı davet edecek, Azerbaycan ile ilişkileri zehirlemekten geri kalmayacak ve laik-İslamcı çatışması ve “Kürt açılımı” gibi meselelerle birleşerek iktidar partisine yönelik kuşkuları artırabilecektir.

 

Bütün sorunların nihai olarak çözülemeyebileceğini, tek taraflı ödünlerle dost kazanılmadığını aksine karşımızdakilerin iştahını arttırdığımızı, bazı şeyleri fiiliyata dökmesek bile yüksek sesle telaffuz ettikten sonra dünyanın artık aynı yer olarak kalmaya devam etmeyebileceğini görmek gerekmektedir.

 

Diplomatik dünyada ve özellikle Türkiye’nin karşı karşıya olduğu meselelerde “kazan-kazan” yaklaşımı artık baskın olan düşüncenin otomatik olarak kabul ettiğinden çok daha az sıklıkta geçerlidir.

 

Statükocu, muhafazakâr ve kuşkucu olmak ve “çözümden yana olmamak” gibi ifadeler kulağa hoş gelmeyen tınılara sahiptir. Ama yine de tarih bu yaklaşımın,“bir şey yapmalı”, “risk almalı”, “değişim her zaman statükodan iyidir”, “değişimden korkmak zayıflık işaretidir”diyen yaklaşıma göre daha geçerli olduğunu düşündürtmektedir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle