GeriDünya Bir ABD daha mı?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir ABD daha mı?

Bir ABD daha mı?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bundan birkaç ay önce Avrupa Birliği’nde (AB) ve Euro Bölgesi’nde köklü ve derin bir reformun kaçınılmaz olduğunu gündeme getirdi. Macron, Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında, “Bizim tanıdığımız Avrupa çok yavaş, çok zayıf ve çok verimsiz” dedi.

Bir ABD daha mıYANİ bir yerde yeni bir Avrupa yaratılmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Hem de bağımsız, birleşik ve demokratik bir Avrupa hayal ettiğini de gizlemedi.
Macron’un reform önerileri arasında şunlar yer aldı:
Tüm AB ülkelerinde uygulanacak eşit bir vergi politikası.
Ortak bir sığınmacı politikası. AB ülkeleri sınırlarının daha iyi korunması. Sığınma başvuru sürecini hızlandırmak için AB Sığınmacı Dairesi oluşturulması. Aynı zamanda sığınmacıların geldikleri ülkelere daha fazla yardım yapılarak göçün ve kaçışın engellenmesi.
Ortak bir tarım politikasının hayata geçirilmesi.
AB genelinde dijital teknolojiyi desteklemek için ortak bir kurumun oluşturulması.
Yeşil teknolojiye dönük sübvansiyonları artırmak yoluyla kalıcı, sürdürülebilir bir gelişmeyi hedefleyen ortak bir politika oluşturulması.
Tabii ortak bir savunma sistemi ve savunma gücü oluşturulması da.
Ancak bu yeni sistemin NATO’ya karşı değil, NATO’yu tamamlayıcı yeni bir savunma sistemi olacağının altını da çizdi.
Macron, AB’ye üye ülkelerin ekonomisin güçlendirilmesi için ortak bir bütçe oluşturulmasını da önerdi.
Ayrıca bir Euro Bölgesi Maliye Bakanı atanmasını da.

***
Fransa’nın 39 yaşındaki genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un reform önerisine hem AB Komisyonu’ndan hem de üye ülkelerin çoğundan tam destek geldi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Macron’un önerilerini “doğru zamanda, doğru yönde atılmış önemli bir adım” olarak niteledi.
Sosyal Demokrat Partili (SPD) Federal Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel de, Macron’a övgüler yağdırdı.
24 Eylül’de Almanya’da yapılan genel seçimlerde hezimete uğrayan SPD’nin başbakan adayı ve Genel Başkanı olan Avrupa Parlamentosu eski Başkanı Martin Schulz da öyle.
Tabii böyle bir yapılanmanın ulusal bağımsızlığı yok edeceği gerekçesiyle bu yöndeki önerilere karşı çıkan Almanlar da var.
Ama Schulz, reformların ötesinde, yeni bir ABD kurulmasını bile gündeme getirdi.
Tabii ABD deyince akla, hiç şüphesiz ilk önce Amerika Birleşik Devletleri gelir.
Ama Schulz’un hayalindeki ABD, Avrupa Birleşik Devletleri’ydi.
İşte SPD’nin önceki hafta Berlin’de düzenlenen kurultayında Martin Schulz, Avrupa’nın geleceğine dönük bu vizyonunu ilan etti.
Schulz, ortak bir Anayasa ile Avrupa Birliği’nin, Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüştürülmesini önerdi.
“Avrupa bizim hayat sigortamızdır. Dünyadaki diğer büyük bölgelere ayak uydurmaya devam edebilmemiz için tek şansımız budur” diyerek ABD vizyonunu savundu.
Hatta yeni Avrupa’nın finansmanın tek elden yönlendirilmesi için Avrupa Maliye Bakanlığı oluşturulmasını da istedi.
Martin Schulz, SPD’nin insanların yaşamını iyileştirmek için mücadele veren bir parti olarak kendisini kanıtladığının altını çizerken, “Ama artık bazı şeylerin hayata geçirilmesi Federal Meclis ve başbakanlık kanalıyla mümkün değil. İşte bu yüzden Avrupa’yı güçlendirmek zorundayız. Zira küreselleşen dünyada düzenlemeleri ancak Avrupa kabul ettirip hayata geçirebilir” dedi.
Schluz, ABD’nin 2025 yılına kadar kurulmasını istedi.
Bu yönde Başbakan Angela Merkel’e de çağırıda bulundu.
Aslında bu Alman Sosyal Demokratlar için hiç de yeni bir olgu değildir.
SPD’nin, 1925 yılındaki kurultayında kabul ettiği Heidelberg Programı’nda “kıtadaki halkların çıkar dayanışması açısından Avrupa ekonomik bütünlüğünü savunacak bir Avrupa Birleşik Devletleri hayata geçirilmeli” hedefi yer almaktadır.
Yani SPD’nin ABD hayali yıllar öncesine dayanmaktadır.

***
Ancak SPD Genel Başkanı Martin Schulz, ulusal devletleri tamamlayıcı bir unsur gözüyle baktığı ABD’nin anayasal sözleşmesini kabul etmeyecek AB üyelerini de tehdit etti.
Hatta “Kim ki bu sözleşmeye karşı çıkarsa, Avrupa Birliği’ni de terk eder” diyerek daha şimdiden kapıyı gösterdi.
İşte bu yaklaşımı anlamak mümkün değildir.
Yıllarca Avrupa Parlamentosu’nun başkanlığını yapan bir politikacıdan daha sağduyulu bir yaklaşım beklenir.
Yani bölücü, parçalayıcı değil, birleştirici, bütünleştirici bir yaklaşım ve üslup.
Kaldı ki, şu andaki AB sözleşmelerine göre oybirliği esastır.
Schulz’un bu yöndeki önerisinin oybirliğiyle kabul edilmesi ise mümkün değildir.
Olmayacaktır da.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle