"Gila Benmayor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gila Benmayor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gila Benmayor

Dünya Neleri Konuşuyor

Gila BENMAYOR

Sydney’deki manşet

ON günden beri Türkiye'den kilometrelerce uzakta, Avustralya'dayım.

Dünyanın diğer ucunda mevsim yaz.

İklim farklı, gündem de öyle.

İnternet'ten Türk basınını izliyorum. Değişen fazla bir şey yok. Hizbullah hálá bıraktığım yerde, yani manşetlerde. Susurluk silahlarının kaynağı, mafya ilişkileri derken dışardan bakınca Türkiye'nin gündemi karanlık görünüyor.

Buranın en ciddi gazetelerinden The Sydney Morning Herald'ı okuyorum hemen hemen her gün. Birinci sayfada hep farklı konulara el atılıyor. Bir gün para karşılığında yorum yapan ünlü bir spiker varsa, ertesi gün mesela başbakanın üst düzey şirket yöneticilerine aşırı yüklü tazminat ödenmesine çatması var. Gündemi sürekli değiştiren gazeteler, belki Avustralyalıların hayat felsefesini yansıtıyor: ‘‘Yarını boşver, gününü yaşa.’’ Geçen gün arabasına bindiğim Fransız asıllı şoförün tespiti bu. Ona kalırsa, Avustralyalılar ellerine geçirdikleri parayı anında harcamaktan, krediyle yaşamaktan hiç de rahatsız değiller. Kendisi 20 yıldan beri gece gündüz demeden çalıştığı için olsa gerek azıcık kıskançlıkla ‘‘tek bildikleri sörf yapmak’’ diyor.

Doğru, burası sörfçülerin cenneti.

Sydney'in incecik kumlu plajlarında, sabahın erken saatlerinden gün batımına kadar dalgalarla boğuşuyorlar. Ozon tabakasının Avustralya üzerinde bayağı incelmiş olması, dahası en yüksek cilt kanseri oranına bu ülkede rastlanması sörfçülerin gözünü hiç de korkutmuşa benzemiyor. Kat kat koruyucu krem sürmüşlerse onu bilemem.

Sörfçülerin cenneti dedim, esasında spor düşkünlerinin demeliydim. Onlara günün her saatinde, her yerde rastlayabilirsiniz. Yürüyorlar, koşuyorlar, bisiklete biniyorlar, paten kayıyorlar. Bazen ikisini bir arada yapıyorlar. Sydney'in en büyük parkı Yüzyıl Parkı'nda paten kayan küçük yeğenimi izlerken, gördüğüm sahneyi asla unutamıyorum. Kadının biri, hızlı bir tempoda yürürken her iki omuzunda ağırlık taşıyordu. Bir keresinde de, koşu yaparken bebek arabasını iten bir adam gördüm.

Kabul edin ki, böyle bir ülkenin 2000 Olimpiyat Oyunları'nı ağırlamasının ayrı bir anlamı var. Onun için Sydney'in 1 saat uzağında Homebush'taki olimpiyat köyünün geçtiğimiz eylül ayında tamamlanmış olması gerektiği halde hálá çalışmaların devam etmesi, bazılarını fena halde kaygılandırıyor. Bu arada küçük bir parantez. Spora aşırı düşkün olmaları, Avustralyalıların iyi içkici olmalarını da engellemiyor asla. Dünyada en fazla bira ve şarabın tüketildiği ülkelerden biri burası. Sigaraya gelince resmi bürolarda içilmesi kesinlikle yasak. Sigara tiryakilerine yapacak tek şey kalıyor: Sokağa çıkıp çalıştıkları binanın önünde sigara tüttürmek.

Arkadaşım anlattı: Birkaç günlüğüne gelen bir Alman, kendisine şöyle demiş: ‘‘Sydney harika bir yer. Ancak binaların önünde sigara içen bu kadar fahişe olmasına aklım bir türlü ermedi.’’

Bergamalıları haklı çıkartan haber

TÜRKİYE'de basının gözüne ilişip ilişmediğini bilmiyorum ama, Avrupa'da şu anda siyanürle ilgili bir çevre faciası yaşanıyor. Avustralya basınında günlerden beri Macaristan'da Tisza Gölü'ndeki ölü balıkların resimleri yayınlanıyor. Avustralyalılar, vicdan azabı çekiyorlar, çünkü çevre felaketinin sorumlusu merkezi Perth kentinde olan Esmeralda adındaki bir madencilik şirketi. Bu şirketin Macaristan'da eski madenlerde altın bulmak için yaptıkları siyanürlü çalışmalar, felaketle sonuçlanmış. İşte Bergamalıların haklı olduklarının kanıtı.

Çinli tükürse

HANİ bir laf vardır, bir milyar Çinli tükürse boğuluruz diye. Çin nüfusundan hafif bir çekinmeyi gösterir. Avustralya işte böyle bir Çin sendromu yaşıyor. Çin'in kapılarını açmasından sonra en büyük akım buraya olmuş. 24 saat çalışıp, hemen hemen her sektörde faaliyet gösteriyorlar. En fazla da yemek sektöründeler. Yeni Çin yılının kutlandığı geçen pazar, Sydney'deki Çin mahallesi görülmeye değerdi. Kendinizi Pekin'de sanabilirdiniz. İşte tam o gün bir Çin lokantasına gitmek gafletinde bulunduk. Elimizde bir numaranın yazılı olduğu káğıt parçasıyla lokantanın merdivenlerinde tam bir saat bekledik. Sonunda da hiç alışkın olmadığımız gerçek bir Çin yemeği yedik. Deli gibi para kazanan, kazandığını emlağa yatıran Çinliler için Avustralyalılar şöyle diyor: ‘‘Sydney'in nüfusu 20 yıl sonra yarı yarıya Çinli olursa hiç şaşırmayız.’’

Trabzonlunun İngilizcesi, Aussie'nin dilinde

SYDNEY Morning Herald gazetesinde pazartesi günleri birinci sayfada Sekizinci Sütun diye aşağıdan yukarıya tek bir sütun var. Dünyayı gezen Aussie'lerin (Avustralyalılara verilen isim) başından geçen ilginç olaylara yer veriliyor. Geçenlerde sütunda Trabzon'u görür görmez hemen okudum. Yolu Trabzon'a düşen Sydney'li adamın adamı Paul Sherry'nin gözüne bir lokantanın camekánında İngilizce şöyle bir yazı ilişmiş: ‘‘Cook your self, eat your self’’ ilişmiş. Türkçeye tam tercümesiyle, ‘‘Kendini pişir, kendini ye.’’ Gazeteye bakılırsa, Paul Sherry fazla oyalanmadan yoluna devam etmiş. Ama yazıya da aklı takılmış.

X