"Gila Benmayor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gila Benmayor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gila Benmayor

Dünya Neleri Konuşuyor

Gila BENMAYOR

Homo politicus yorgun

Politikacılar ilk fireyi Fransa'da verdi. Haberi Liberation Gazetesi'nde okuyunca doğrusu pek keyiflendim. Başlık şöyle:

‘Homo politicus yorgun’. Nihayet dedim kendi kendime belki yeryüzü bu türden ilelebet kurtulur.

Gazetenin geniş kapsamlı araştırmasına göre, kan kaybı özellikle sağ partilerde. Kimseye yaranamamaktan şikayetçi politikacılar şapkalarını alıp gidiyormuş. Bir daha hiç dönmemek üzere.

Hepsinin hikayesi farklı. Hepsi anlaşılamamaktan şikayetçi. Hepsi kırgın.

Cumhuriyet için Birlik (RPR) Partisi Rhone milletvekili Marc Fraysse anlatıyor:

‘Günde en az yirmi kez kusuyordum. On kilo kaybetmiştim. Bir keresinde 11. katın penceresinden kendimi atacaktım son anda kurtardılar.’

İntiharın eşiğine gelen Fraysse çareyi partisinden istifa etmekte buluyor.

Eski milletvekili Jean Pierre Thomas 1997'de sandalyesini kaybedince bir gün bile düşünmeden politikayı bırakmış. ‘Politika bir savaş meydanı. Üstelik önceden donla kaçacağını biliyorsunuz.’ ‘Aile yaşamının altüst olmasına değmez’ diyen Thomas bugün bir bankada üst düzey yönetici. Eski günlere dönmek istemiyor ‘Politikacı sevilmek ister oysa karşılaştığınız herkes size nefretle bakıyor’ diyor. Nefret ve kuşku. Fransız politikacının en sık karşılaştığı duygular.

Phillipe Vasseur, eski bakan ve Liberal Demokrasi Partisi milletvekili. Günün birinde karısına ‘Artık politika yapmak istemiyorum’ diyor ve karısından ‘Onbeş yıldan beri bu günü bekliyordum’ yanıtını alınca hemen istifa ediyor. O da halkın kuşkusundan bıkanlardan. ‘Bir keresinde sigara alacaktım satıcı para ödeyip ödemeyeceğimi sordu’ diye anlatıyor. Başka bir sefer ise arabayla dolaştığını gören biri yanına yaklaşıp ‘Arabanın tadını iyi çıkart seçimleri kaybettiğin anda onu da alacaklar’ demiş. Oysa kullandığı araba kendi arabasıymış.

Gitmeyip kalanlar ise daha büyük depresyonda.

Fransız politik sahnesinin deneyimli isimlerinden François Leotard. Var milletvekili Leotard gazetecilerden öylesine sıkılmış, öylesine bıkmış ki önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak kitabının başlığını şair Saint John Perse'in bir cümlesinden seçmiş:

‘Hepinizden tatlı tatlı nefret ediyorum.’

Alain Juppe eski başbakan. RPR Partisi'nin başkanlığını elinden kaçırınca yüzünün aldığı hali en yakını anlatıyor:

‘Gözleri dolu dolu oldu. Birkaç saniye sonra yüzü beyazlıktan adeta şeffaflaştı.’

Liberal Demokrasi Başkanı Alain Madelin, içinde bulunduğu politik çıkmazdan gençlik anılarına sığınarak kurtulmaya çalışıyor. Öfkesini kimden çıkartıyor? Fransa'yı ziyaret eden Çin Başkanı Jiang Zemin'den. Elinde bir megafonla Bastille Meydanı'nın yolunu tutuyor ve bağıra bağıra Zemin'e küfür ederek rahatlıyor.

Düşünüyorum da Türkiye'de böyle bir araştırma yapılsaydı hangi politikacı ne derdi? Hangisi ‘evet herşeyden bıktım ben gidiyorum’ derdi ya da hangisi eline bir megafon alıp Taksim Meydanı'nda öfkesini boşaltırdı.

Hindistan'a dönmek

Bugünlerde pek çok tanıdığım Hindistan yollarında. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de bir Hindistan modası aldı başını gidiyor. Şimdiye kadar soranlara 'Hindistan'ı uzaktan düşlemek gitmekten iyi' demişimdir. Orada olduğum zaman, sokaklarının nemli kokusunu, pisliğini yüreğimin hiç kaldırmadığını anımsıyorum. Bombay'da sıska adamların külle çamaşır yıkadıkları kanallar ya da Jaipur'da beni gezdiren arabanın camına yapışan yaşlı cüzzamlı yılların özlemini bir panik duygusuna dönüştürmüştü. Davos'taki Ekonomik Forum'da düzenlenen Hint gecesinde bir kez daha bu ülkenin büyüsünün ne olduğunu düşündüm. Büyü, genç Hintli modacıların pastel kreasyonlarına, Racistan'lı kıvrak dansözlerin danslarına, yeknesak müziğe, misafirlere dağıtılan minik boyalı tahta kutulara parça parça saçılmıştı. Hindistan'tan kurtuluş hiç yoktu. Yine dönecektim oraya.

Yaşlı liderler, genç liderler

Oturumun adı 'Globalleşme tuzağıyla mücadele stratejileri'. Konuşmacıların arasında Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn ile Endonezya Başkanı Abdürrahman Wahid var. Wahid öylesine yaşlı ve hasta ki iki kişinin yardımı ile yerini alıyor. Göz kapakları düşmüş. Görüyor mu, görmüyor mu belli değil. Yanımdaki Amerikalı gazeteci dayanamıyor 'Artık istifa etsin, bu adamın ne memleketine yararı olur, ne kimseye' diyor. Wahid'ı uzaktan, Arafat'ı yakından gördüm. O da yaşlı ve hasta. Yakınları parkinson iddialarını yalanlasa da konuşurken basbayağı dudakları titriyor. Basın toplantısı önce grip olduğu gerekçesiyle iptal ediliyor. Ertesi gün yapılıyor ama Arafat o denli güçsüz ki ancak iki soruya yanıt verebiliyor. Oysa genç Ürdün Kralı Abdullah'ı dinliyorsunuz. Kendisinden emin konuşuyor. 'Gelecek sadece çocuklarımızın değil bizim' derken salon alkıştan inliyor. Kral Abdullah haklı. Kendi geleceğini de düşündüğünü söylerken yapacaklarının, yapmak istediklerinin garantisini veriyor bir anlamda. Wahid ile Arafat'tan daha inandırıcı olması bu yüzden.

X