Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dünya ekonomik krizini nasıl okuyalım? (II)

YAŞADIĞIMIZ dönem bir sürü sıkıntıyı yanında taşırken aynı zamanda hepimizi felsefi itikatları açısından da zorluyor. Hepimiz çok kısa süre öncesine dek iman ettiklerimizi tekrar sorgulamak durumunda kalıyoruz.

Örneğin global kriz, içine kendimi de kattığım liberalleri epey sıkıntıya soktu.

Serbest piyasa ekonomisinin kendi yarattığı krize kendiliğinden çözüm bulamaması liberalleri oldukça müşkül duruma düşürdü.

Ben şahsım adına bir aydının asli görevinin itikatlarına (paradigmalarına) sarılmak kadar onları sorgulamak olduğunu ve değişen koşullar altında kendisine, temel itikatından vazgeçmeden, yeni kavrayışlar yaratmak olduğunu düşündüğüm için bu dönemden dersler çıkarmaya çalışıyorum.

Ancak, itikatlarını sorgulamak yerine gerçekleri sorgulamakta ısrar eden alaturka aydınlar krize kendi meşhepleri doğrultusunda yorum getirme sevdasını asla terk etmiyorlar.

Dün yazdım. Beni iki grubun görüşleri ilgilendiriyor:

1) Karl Marx bu tip krizleri çok önceden görmüştü. (Örn: Erinç Yeldan)

2) Krizin serbest piyasa ekonomisi ile ilgisi yoktur, kriz devletin gereksiz müdahaleleri sonucu çıktı. (Örn: Atilla Yayla)

* * *

Karl Marx’ın 1848’de (Komünist Manifesto) ile bugünkü krizi (160 yıl önce) gördüğünü yazacak kadar aklıselimi yitirenler, Marx’ın "kriz kuramı"nın peşine düşerek bugünü yorumlamaya kalktılar. Halbuki, "sürekli düşen kár hadleri kuramı"; devamlı artan (teraküm eden) sermayenin, sadece emeğin yarattığı ve her daim sabit (değişmez) kalan katma değer karşısında beher sermaye ünitesine düşen kár haddinin devamlı azalmasına neden olacağı ve sonunda kár hadleri 0’a eşitleneceği için kapitalizmin sonunun geleceğini öngörüyordu.

Ancak, bu tezin önemli bir eksiği vardı. Marx, teknolojinin yön verdiği verimlilik (productivity) ve etkinlik (efficiency) kavramları ile ilgilenmedi ve bunun için de sabit kalan emek biriminden (bile) devamlı artan oranlarda katma değer yaratılabileceğini öngöremedi. Bu da onu tarihe gömdü.

Samimi kanaatime göre; Marksistler kol emeği yerine beyin emeğini (teknoloji üretimi) merkeze alan yeni bir kuram yaratana dek hoş bir seda olarak kalmaya mahkûmdurlar.

* * *

Öte yanda içine düşülen krizi liberalizme halel getirmeden yorumlamaya kalkan alaturka liberaller ise topu ABD devletine attılar. "Dış politikasındaki saldırganlık, dünyanın jandarması rolüne soyunmanın getirdiği yüksek askeri harcamalar devletin aşırı harcama yapmasına ve dolayısıyla devamlı bütçe açığı vermesine sebep olmakta ve devlet vergileme ve açık finansman yoluyla bu açığı çevirmeyi becerebileceğini düşünmekteydi."

Piyasaya halel gelmesin diye yaşanan gerçekler ancak bu kadar tahrif edilir. Yukarıdaki satırları yazan liberal yazara göre "devlet" ve "kapitalizm" ayrı şeyler.

ABD’nin Irak’a saldırmasının nedeni sadece 3-5 bürokrat ve toplumdan kopuk yaşayan siyasiler! Irak Savaşı’nın bizzat ekonomik hayatın ortasına oturan enerji/paylaşım savaşları ile alakası yok. Bush ve neo-conlar ülke ihtiyaçlarına bakmadan bu savaşa girdiler ve ayrıca açık finansman ve vergi yolu ile savaşı finanse etmeye kalkmanın maliyetini göremeyecek kadar cahildiler.

Kısacası, yazara göre, ABD’de serbest piyasa ekonomisinin şampiyonluğunu yapan neo-con düşünce çizgisi aşırı devlet müdahalesi ile serbest piyasa ekonomisini çökertti!

Al bir kaya, nerene dayarsan daya!

* * *

Yukarıda belirttim, hepimiz kendi paradigma(ları)mız ile yaşarız. Ancak, bu paradigmaların teknolojinin baş döndürücü bir hızla peşine taktığı sürekli değişen koşullar karşısında sürekli yeniden ele alınma ihtiyacı var.

Ben yarın bu minvalde bir deneme yapacağım.
X