Dünya Haberleri

DÜNYA

    Dünya basınından manşetler - 25 Ocak

    Planet/EkoNet
    25 Ocak 2011 - 12:06Son Güncelleme : 25 Ocak 2011 - 12:06

    Dünyada öne çıkan tüm manşetler:

    EL CEZİRE/GUARDIAN: Filistin belgeleri: Filistinli liderler altı milyon mültecinin hakkını görmezden geldi

    Filistin belgeleri, sayıları neredeyse altı milyonu bulan Filistinli mültecilerin, yapılacak bir barış anlaşmasında İsrail’e geri dönmeleri hususunda neredeyse tamamen gözden çıkarıldığını gösterdi. Filistinli müzakereciler, yaptıkları gizli anlaşmalarda, milyonlarca mülteciden sadece 10 bin tanesinin aileleriyle terk ettikleri topraklara geri dönmesini kabul etti.

     

    Dahası, Filistinli liderler, kamuoyunda karşıt görüş beslenilmesine rağmen, İsrail’in kendisini açık bir şekilde Yahudi devleti olarak tanımlamasını kabul etti.

     

    Öte yandan, Filistin Yönetimi’nin “propaganda oyunu” olarak belirttiği, El Cezire televizyonu ve Guardian tarafından ortaya çıkarılan belgeler Batı Şeria’da protesto gösterilerine neden oldu.

     

    Belgelerde, Filistinli mülteciler üzerinde yapılan görüşmelere ait detaylar şunlar:

     

    Dönemin İsrail Başbakanı Tzipi Livni, 2007 ve 2008 yıllarında İsrail’in kendi Arap vatandaşlarının gelecekteki Filistin devletine transfer edilmesi konusunda ısrarda bulundu. Livni, bu transferi, İsrail’de bulunan Filistin köyleriyle, Yahudi yerleşimler arasında yapılacak takasın bir parçası olarak istedi.

     

    Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, 2008 yılında Filsitinli mültecilerin Güney Amerika’ya yerleştirilebileceği teklifinde bulundu. Rice, Filistinli mültecilerin transfer edilmesi konusunda“Şili ve Arjantin gibi ülkelerin katkı sağlayabileceğini” belirtti.

     

    Belgelerde en ilgi çeken detaylardan bir tanesi, Livni’nin 2007’de Filistinli müzakerecilere söylediği sözler. Livni, “uluslararası yasalara karşı olduğunu, bu yasaların görüşmelere referans olamayacağını belirtti” ve şu ifadeleri kullandı: “Ben Adalet Bakanıydım… Ancak yasalara, özellikle de uluslararası yasalara karşıyım.”

     

    ‘İSRAİL’İN SONU OLABİLİR’

    Milyonlarca Filistinli, 1948 yılında İsrail’in kurulmasının ardından, “Büyük Felaket” (nakba) olarak adlandırdıkları olayın ardından evlerini terk etmişti. Bugün birçok İsrailli, Filistinli mültecilerin terk ettikleri topraklara geri dönmesini, demokratik Yahudi devletiyle bağdaşmayan bir unsur olarak görüyor.

     

    Filistin başmüzakerecisi Saib Erekat’ın, ABD’nin Ortadoğu özel temsilcisi George Mitchell ile Şubat 2009’da yaptığı görüşmede, “Mülteciler konusunda, anlaşma burada” diyerek teklifini sunduğu belirtildi. Eraket ardından, “Olmert, her yıl bin kişi olmak üzere, 10 yıl boyunca mültecilerin geri dönmesini kabul etti” ifadesini kullandı.

     

    Kendisini mülteci olarak kabul eden Abbas’ın da, tıpkı Erekat gibi bu konuda gizli görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Abbas’ın, “Mülteci rakamları üzerinde konuşulduğunda, İsrail’e beş milyon, hatta sadece bir milyon mülteciyi kabul etmesini söylemek mantığa aykırı olur. Bu İsrail’in sonu anlamına gelebilir” dediği belirtildi.

     

    İMTİYAZLARA DEVAM

    15 Ocak 2010’da, Erekat, ABD’li diplomat David Hale’e, “Filistinlilerin İsrail’e, sadece sembolik miktarda mültecinin dönmesini teklif ettiğini” söyledi. Belgeler, mültecilerin geri dönmeleri halinde, İsrail’le yapılacak olası bir barış anlaşması altında oy verme haklarının da ellerinden alınacağını ortaya koydu.

     

    23 Mart 2007 tarihinde Erekat, o dönem Belçika’nın Dışişleri Bakanı olan Karel De Gucht’a, “Diaspora’nın oy vereceğini hiçbir zaman söylemedim. Bu olmayacak. Referandum Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistinliler için olacak. Aynısını Lübnan ve Ürdün’de yapamam” dedi.

     

    YAHUDİ DEVLETİNİ KABUL ETMEK

    Belgelerde, Erekat’ın, Yahudi devleti tanımının açıkça kabul edilmesi konusunda İsrailli müzakerecilerle yaptığı görüşmede, “Eğer ülkenizi Yahudi devleti veya İsrail olarak adlandırmak istiyorsanız, istediğini seçin” dediği geçiyor. Eraket, kendi çalışanlarına bu hususun “önemsiz bir konu olduğunu” söylemiş.

     

    Öte yandan, Filistinli liderler İsrail’in etnik veya dini olarak tanımlanmasını kamuoyunda reddediyor. Ayrıca, İsrail’in tanımını kendi ulusal haklarına tehdit olarak gören İsrail’deki 1.3 milyon Filistinli tarafından da reddediliyor.

     

    Dünya geneline yayılmış olan altı milyon mülteciden 400 binden fazlası Lübnan’da yaşıyor. Burada, temel haklarından mahrum bırakılan mülteciler, mülk alıp satamıyor, 70 iş alanında istihdam edilmiyorlar. Yoksulluk içinde yaşayan bu insanlar, ağırlıklı olarak Birleşmiş Milletler’in (BM) yardımlarıyla geçiniyor.

     

    NEW YORK TIMES: Hizbullah Lübnan’ın yeni başbakanını seçiyor

    Hizbullah tarafından seçilen yeni bir başbakan ve müttefikleri, Pazartesi günü Lübnan hükümetinden gereken desteği görünce, ülkede öfkeli protestoların yaşanmasını neden oldu. Bu hamleyle, Şiir örgüt, perde arkasında duran militan güç olmaktan Lübnan’ın seçkin politik ve ekonomi gücü haline geldi.

     

    Hizbullah’ın başbakanlık için öne sürdüğü milyarder ve eski başbakanı Necib Mikati’nin kuracağı hükümet, Lübnan’da geçmişte var olmuş hükümetlerden farklı olmayabilir. Dahası, uzlaştırıcı bir yaklaşım sergileyen Mikati, kendisini oy birliğinin öne çıkardığı bir aday olarak gösteriyor.

     

    Ancak Mikati’nin başbakanlığa gelmesiyle, Saad Hariri hükümetini mttefik olarak kabul eden ABD, Ortadoğu’da yakın olduğu bir ülkeyi kaybedebilir. Lübnan Devlet Başkanı ve Hizbullah’ın önemli müttefiklerinden Mişel Aoun, “Lübnan bir safhadan diğerine, bir yaklaşımdan ötekine geçiş yapıyor” açıklamasında bulundu.

     

    Öte yandan, karanlığın bastırmasıyla sokaklara dökülen Hizbullah karşıtları, Beyrut, Tripoli ve diğer kentlerde protesto eyleminde bulundu. Göstericiler lastik yaktı, sloganlar attı ve Hizbullah’ın iktidarıyla İsrail’e ve Sünni rakiplerine karşı konum alacak Lübnan’ı bekleyen geleceğin son görüntüsünü oluşturdu.

     

    Yeni hükümetin kurulabilmesi için Hizbullah’ın 128sandayli parlamentoda en az 65 sandalyeye ihtiyacı var. Diplomatlar ve politikacılar, 2007’de eski başbakan Refik Hariri’ye düzenlenen suikastı soruşturan uluslararası mahkemeye karşı tavır alacak ve Lübnan’ın mahkemeyle yaptığı işbirliğine son verecek hükümetin kurulması için yeterli sandalyenin sağlandığını belirtti.

     

    Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah, Pazar günü, “ülkenin kurumlarına saygı duyacaklarını ve ortaklık içinde bir hükümetin olacağını” belirtti. Öte yandan, Mikati gibi Sünni olan ve Lübnan’daki Sünni topluluğun büyük desteğine sahip olan Saad Hariri, yeni hükümette yer almayacağını belirtti.

     

    Hariri’nin bloğunda yer alan Hıristiyan milletvekili Antonie Zahra, yeni hükümet için, “Lübnan’ı tek başlarına kontrol etmeleri kolay olmayacak. İzole edilmiş bir ülkeye dönecekler. Arap dünyası ve uluslararası kamuoyu tarafından dışlanacaklar” dedi.

     

    TIMES: ABD’den İngiltere’ye gelen yolcu uçaklarıyla silah kaçakçılığı yapıldı

    ABD’den İngiltere’ye gelen yolcu uçaklarında onlarca tabancanın sınırdan içeri sokulduğunun ortaya çıkması, transatlantik uçuşlardaki güvenlik ağında var olan kusurları ortaya çıkardı. Times, özel bir güvenlik danışmanınınbagajına 80’den fazla tabancayı İngiltere’ye getirmesinin ardından, Londra ve Washington arasında güvenlik krizi toplantısı yapıldığını öğrendi.

     

    Silahları okyanus ötesinden taşıdığı belirtilen 37 yaşındaki Steven Greeone, güvenlik taramasında bagajında çok sayıda silah bulundurduğu gerekçesiyle en az bir kere durduruldu. Buna rağmen, Greeone’nin ABD’nin Atlanta kentinden İngiltere’nin Manchester kentine giden uçağa bindiği ve çok sayıda tabancayı da beraberinde götürdüğü belirtildi.

     

    Times’ın, ABD mahkemelerinden elde ettiği belgeler, geçtiğimiz hafta içinde Greeone’nin Kuzey Caroline eyaletinde tanesini 500 dolara aldığı 9 mm Glock marka silahları maliyetinin çok üstünde bir fiyatla İngiltere sattığını gösterdi. Bilgilere göre Greeone, ABD’den aldığı silahları tanesi beş bin sterlinden İngiltere’de sattı.

     

    Polis, 20’den fazla Glock ve en az 10 adet Ruger marka tabancayı ararken, İngiltere’de satılan silahların suç olaylarında kullanıldığı düşünülüyor. Geçtiğimiz ay ele geçirilen beş tabancanın balistik testleri, silahların geçtiğimiz Ekim ayında Manchester’da yaşanan bir saldırıda kullanıldığını gösterdi.

     

    Terörle mücadele ekipleri, yakın zamanda Avrupa’da Mumbai benzeri bir saldırı düzenlemek istediği düşünülen El Kaide’nin, okyanus ötesinden getirilen silahlarla İngiltere’deki hücrelerini besleyebileceğinden endişeli.

     

    ABD İç Güvenlik Bakanı Janet Napolitano, son bir yıl içinde yolcu uçaklarında yanan terör tehditlerinin ardından, bu ay içinde güvenlik alanında daha iyi işbirliği oluşturulması isteğini belirtti. Öte yandan, İngiltere’ye en az 80 adet tabanca taşıyan Greeone, Temmuz ayında bagajına 16 tabancanın bulunması üzerine tutuklandı.

     

    WALL STREET JOURNAL: İspanya, nakit yardımı öncesinde banka kurallarını düzenleyecek

    İspanya, zor durumdaki tasarruf bankalarının kısmen devletleştirilmesi için banka düzenlemelerinde revizyona gidecek. Böylece, bu bankalara yeni sermaye oluşturularak, ülkenin mali sistemi hakkında endişeleri bulunan yatırımcıların rahat bir nefes alması sağlanacak.

     

    Ekonomi Bakanı Elena Salgado, yapılacak olan düzenlemelerle, devlet destekli Düzenli Banka Yeniden Yapılandırma Fonu'nun (FROB) bankalardan beş yıla kadar öz sermaye hissesi almasına imkan vereceğini belirtti.

     

    Tasarruf bankaları üzerinde yapılacak hamle, euro bölgesinin en büyük dördüncü ekonomisi İspanya’nın, yatırımcıların güvenini artırması çabasının bir parçası. Salgado, İspanya Merkez Bankası’nın yaptığı ön tahminlere göre, bankacılık sektöründeki sermaye ihtiyacının 20 milyar euro eksik olduğunu belirtti.

     

    İspanya’nın borçlanma maliyeti, İrlanda’nın bankacılık sektöründe yaşadığı dev kayıpların altında kalmasının ardından zirve yaptı. İrlanda gibi konut piyasasında endişe yaşayan İspanya’nın, bankacılık sisteminde yaşadığı sıkıntının arttığına dair endişeler büyüyor.

     

    Salgado, yeni yapılacak düzenlemeler kapsamında, bankaların ne kadar sermaye oranına ihtiyaç duyacağının belirleneceğini, performansı yetersi kalan borç verenlerin yeni sermaye talep etmesi için sonbahara kadar süresi olacağını belirtti.

     

    Salgado,”Bankalar özel yatırımcılardan kaynak istemek zorunda kalacak. Bunu başaramayanlar, FROB’u karşısında bulacak… Bu bir dayanak” dedi. Varlık toplamı 1.3 trilyon euro, yani İspanya’daki bankaların toplam varlıklarının yüzde 42’si olan tasarruf bankaları, on yıl süren konut patlaması sürecinde bağımsız borçlanma uygulamaları yürüttü. Çok sayıda kurum ve holding büyük borç altına girerken, FROB, bankaların yeniden yapılandırılması içim 11.6 milyon euro bağışladı.

     

    Gerekli olduğu takdirde, kurum kapasitesinin yeni borçlanma başlıkları altında 99 milyon euroya çıkartabilir.

     

    JERUSALEM POST: ABD: Filistin belgeleri işimizi zorlaştırıyor

    ABD Dışişleri Bakanlığı, El Cezire tarafından yayımlanan “Filistin Belgelerinin” İsrail-Filistin barışı kurmak için gösterdikleri çabaların önüne geçtiğini belirtti. Buna rağmen, Obama yönetiminin barışa ulaşma hedefinden sapmayacağı ifade edildi.

     

    Bakanlık sözcüsü P.J Crowley, “Bu belgelerinin yayımlanmasının, mevcut durumu bir süreliğine daha da zorlaştıracağı gerçeğini reddetmiyoruz” dedi.


    Crowley, Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İsrail eski Başbakanı Ehud Olmert tarafından gerçekliği sorgulanan belgelerin, ABD orijinli olmadığını, bu yüzden “doğruluklarının kendileri tarafından onaylanamayacağını” söyledi.

    Crowley, “Yaşananlar ne yapılması gerektiği konusunda anlayışımızı değiştirmedi. Bir uzlaşmanın mümkün ve gerekli olduğuna inanıyoruz” ifadesini kullandı.

    ABD’li yetkililerin, belgelerin yayımlanmaya başladığı Pazartesi günü Filistinli ve İsrailli yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Crowley, belgelerin “sadece gelecekte önlerinde duran engeli temsil ettiğini” belirtti.

    Öte yandan, Americans Peace for Now  (APN) örgütü, “Eğer bu belgeler gerçekse, barış sürecine karamsar bakanları haksız çıkarıyor. İsrail, her zaman olması beklenenden daha ‘gerçek’ bir partner olarak görülüyor. Ancak, belgeler İsrail’in barış için sunulan fırsatlara yeterince odaklanmadığını gösteriyor” dedi.

    Örgüt, daha aktif bir müzakere süreci başlatılabilmesi için Obama yönetiminin daha etkin, kararlı bir hamle yapması gerektiğini belirtti.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı