Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Dünya basınından manşetler- 1 Şubat

    Planet
    01.02.2011 - 09:48 | Son Güncelleme: 01.02.2011 - 10:55

    Dünya basınından öne çıkan başlıklar:

    WALL STREET JOURNAL:  Mısır’daki kriz Türkiye için risk ve fırsat içeriyor

    Türkiye’deki politikacılar Mısır’daki gelişmeleri gergin ve memnuniyet içinde takip ediyor. Bunun sebebi, bir yandan ekonomik gerilemeden endişeleniyor olmalarına rağmen, bölgede sendeleyen otokrasiler yerine geçebilecek politik modelini yerleştirebilecek olan Türkiye’nin nüfuzunun artmaya eğimli olması.

     

    Tunus, Yemen ve Mısır’daki rejim karşıtı protestolar Türkiye’nin demokratik özgürlüklerle dini bütünleştiren başarısına dikkat çekti. Bu sebepten, yakın zamanda demokratik veya İslami bir yönetim arasında seçim yapmak zorunda olacak ülkeler için Avrupa Birliği (AB) alternatif bir model olarak belirebilir.

     

    Analistler, bu gelişmenin 2002’den beri iktidarda olan İslami kökenli AK Parti’nin bölgede artan etkisini iyice değiştireceğini düşünüyor. Londra merkezli Regent’s Business School (RBS) gelişen pazarlar uzmanı Timothy Ash, “Türk hükümeti arabulucu olarak bölgedeki nüfuzunu artırabilir. Bölgede benzer protestoların yaşanması ihtimalinden uzak olan tek ülke Türkiye” yorumunda bulundu.

     

    Ancak Türkiye’nin hemen ilgilenmesi gereken bir sorun var: Hızla gelişen Türk ekonomisi, yatırımlardaki ani değişikliklere karşı hala hassas bir yapıya sahip. Türkiye’nin devlet tahvilini sigortalama maliyeti son beş ayın en yüksek seviyesine çıkarken, ekonomistler petrol fiyatlarının yükselmeye devam etmesi halinde uluslararası yatırımcıların bölgesel risklerden kaçınabileceğini ve Türkiye’ye akan yatırımları kesebileceğini belirtiyor.

     

    Mısır’da bir haftadan beri süren hükümet karşıtı gösteriler petrol fiyatlarını varil başına 100 dolara kadar çekerken, yatırımcılar gelişen piyasalardan geri çekilmeye başladı.

     

    Yıllık ticareti 300 milyar dolar olan Türkiye için, Tunus ve Mısır bu rakamın dört milyarını oluşturuyor. Ancak yatırımcılar açısında bakıldığında, Türkiye büyümekte olan bütçe açığını finanse etmek için spekülatif yatırımlara bakıyor.

     

    Türkiye’nin fon açığı Kasım ayında rekor seviyeye ulaşarak 5.9 milyar dolara çıktı. Londra merkezli Capital Economics’te gelişne pazarlar uzmanı Neil Shearing, “Eğer bölgedeki protestolar devam ederse, Türkiye daha savunmasız kalır. Sadece coğrafyası değil, sıcak paranın hızla geri çekilmesi mevcut bütçe açığını petrol fiyatlarıyla artıracak. Sonuçta Türkiye büyük çapta enerji ithal eden bir ülke” dedi.

     

    Ekonomistler aynı zamanda, Tunus’ta başlayan ve bölgeye yayılan protestoların, Türkiye Merkez Bankası’nın tartışmalı para politikasına yönelik piyasalardaki endişeyi tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

     

    Sıcak para akışını kontrol altında tutmak ve bankaların rezerv ihtiyacını artırmak için eş zamanlı olarak faiz oranlarının kesilmesini içeren bu politika, Türk varlıklarına olan ilginin azalmasına neden oldu ve yatırımcıların Türkiye’ye olan güveninde gedik oluşturdu.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">Bu yazı Wall Street Journal’da Joe Parkinson imzasıyla “Crisis in Egypt Holds Risk, Promise for Turkey” başlığı altında yayımlanmıştır.

     

    CHRISTIAN SCIENCE MONITOR:

    Türkiye ekonomide izlediği politikayla kendini tuzağa düşürdü

    ABD, Japonya ve Avrupa faiz oranlarında eşi benzeri görülmemiş kesintilere giderken, ekonomik toparlanma halen yavaş ilerliyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB), borçlanma maliyeti sıkıntısıyla boğuşurken, ABD Merkez Bankası Fed, piyasaları canlandırmak için sürekli para transferi yapıyor ancak tüm bu likiditeyle ne yapacağı konusunda bir fikri yok.

     

    Öte yandan, yatırımcıların yerel piyasalarda canlılık olmadığı için kazanım elde etmek için hedef olarak belirlediği Türkiye ve Brezilya gibi gelişmekte olan piyasalar var. Brezilya ve Polonya, tüketici ürünleri ve varlık piyasalarındaki enflasyon baskısını hafifletmek için faiz oranlarını yükseltti. Türkiye ise tam tersi hareket ederek, enflasyon yükselmesine rağmen faiz oranlarını düşürdü ve rezerv ihtiyacını artırdı.

     

    Bu tuhaf gelebilir ancak mantıklı bir yaklaşım: Türkiye, son 20 yıl içinde ani sermaye kaybı ve değer kaybı nedeniyle büyük krizler yaşadı. Bugün, ekonomisini yüzde 8 hızla büyüyen Türkiye, spekülatif yatırımın ana hedefi konumunda. Peki yeni bir kriz yeniden yaşanabilir mi?

     

    Bana sorarsanız, Türkiye’nin beklentilerin dışında aldığı önlemler, sadece sıcak para girişinden kaynaklanana korkularını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda ülkenin olası bir krize hazırlandığını gösteriyor.

     

    Liranın değer kaybından dolayı yüksek faiz oranları daha fazla spekülatif yatırım çekebilir. Ancak bu yüksek enflasyonla mücadele etmek için iyi bir yöntem değil. Türkiye Merkez Bankası’nın politik yaklaşımı daha fazla mantık içeriyor: İlk olarak faiz oranları azaltılmalı. İkinci adım olarak, banka rezerv ihtiyaçları artırılmalı. İkinci adım faiz oranların eski seviyesine veya daha yüksek bir seviyesine çıkarır. Ancak bankalar olası sermaye kaybına daha hazırlıklı hale gelir.

     

    Yine de, alınan önlem çok geç kalınmış olduğu anlamına geliyor olabilir. Kolay para yatırımları, devalüasyona açık durumda. Türkiye’nin faiz oranlarını düşürmesinin ardından finansal hisseler para değerinin kaybı nedeniyle yaklaşık yüzde 20 değer yitirdi ve yabancı yatırımcıların pozisyonlarını kapatmalarına neden oldu.

     

    Bu yüzden Türk yetkililerin yatırımları riske atmadan kolay para akışlarının önüne geçebilmek için ellerinde bir şey olmadığı görüntüsü veriyor. Kısaca, tuzağa düştüler.

     

    Ancak daha kötü bir senaryo mevcut: Ani piyasa dalgalanması, gelişen piyasalardaki yatırımcıların aldığı risklerin çok yüksek olduğunu ve büyük sorunların yaşanabileceğine işaret ediyor. Büyük ekonomiler daha ılımlı bir para politikasına geçiş yapana kadar, gelişen piyasalardaki canlılığın toza dönüşmesi muhtemel. Ne kadar beklerlerse, durum daha da kötü olacak. Türkiye’deki dalgalanmanın güneşli gökyüzünde sadece ufak bir bulut olduğunu ummaktan başka yapacak bir şey yok.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">Bu yazı Christian Science Monitor’da Andreas Hoffman imzasıyla“Is Turkey bracing for a crisis?” başlığı altında yayımlanmıştır.

     

    NEW YORK TIMES:

    Ordunun açıklamasının ardından Mübarek’in iktidardaki gücü sallantıda

    Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in koltuğu, istifa etmesini isteyen halka karşı güç kullanmayacağını açıklaması ve en yakın danışmanının muhalefetle görüşmeyi teklif etmesi üzerine iyice sarsılmaya başladı.

     

    En son gelen açıklamalar ve iki haftaya yakın bir süredir devam eden protestoların ekonomide neden olduğu zarar, Mübarek’in iktidarını iyice güçten düşürdü. Pazartesi günü, ordunun koltuğunu bırakmak istemeyen Mübarek ile onun istifasını isteyen halk arasında hakem durumuna geçmesiyle, Mısır’daki politik görünüm son 30 yılda olmadığı kadar belirleyici bir şekilde değişti.

     

    Geçtiğimiz gün yerel saat ile dokuz sularında, bir ordu sözcüsü televizyona “silahlı birliklerin büyük halkına karşı güç kullanmayacağını” açıkladı. Bu açıklama, sokaklara dökülen insanların “taleplerinin yasallığını” ordunun anladığını ve “ifade özgürlüklerinin herkes tarafından güvenceye alındığını” gösterdi.

     

    Ordunun açıklamasının televizyonlarda verilmesinin ardından, Başkent Kahire’nin Tahrir Meydanı’ndaki on binlere insan sevinç çığlıkları attı. Muhalefet liderleri ise “taleplerinin yasallığının”, protestocuların en temel isteğiyle bağdaştığını ve bunun, Mübarek’in istifa ederek özgür seçimlere yolun açılması olduğunu belirtti.

     

    Askerin açıklamasının ardından, Mübarek’in sağ kolu ve yardımcısı Ömer Süleyman, iki dakika süren bir açıklama daha yaptı:

     

    “Bugün Devlet Başkanı tarafından, anayasal ve yasamalı reformu ilgilendiren tüm konularda, politik güçlerle diyalog başlatmam için bana talepte bulunuldu… Ayrıca, teklif edilen değişikliklerin tanımlanması ve uygulanmaları için spesifik zamanlamanın belirlenmesi istendi.”

     

    Protestocular, Süleyman’ın açıklamalarını, ordunun güç kullanmayacağını belirtmesi üzerine silah bırakması olarak kabul etti. Göstericiler, “Ordu ve halk, hükümetin devrildiğini görmek istiyor” diye sloganlar attı.

     

    TELEGRAPH:

     İngiltere: İran 2012’de nükleer silah üretebilir

    İngiltere Savunma Bakanı Liam Fox, İran’ın 2012’de nükleer silaha sahip olabileceğini ve Batı ülkelerinin mevcut “zaman çizelgesiyle uyumlu hareket etmesi” gerektiğini ifade etti.

     

    Avam Kamarası’nda, İsrail’in yeni istihbarat şefi Meir Dagan’ın açıklamaları hakkında yorum yapması istenen Fox, Dagan’ın, “İran 2015’e kadar nükleer silah üretemez” görüşünü reddetti.

     

    İran’ın nükleer programını yakından takip eden Fox, Dagan’ın açıklamasının “çok iyimser bir görüş olabileceğini” belirtti.

     

    Fox, “Geçmişte, Kuzey Kore ve diğer örneklerden elde ettiğimiz tecrübeler, bize her şeyi sanıldığından daha ümit verici olduğunu varsaydığımızda ne olabileceğini gösterdi… Bu yüzden, İran’ın 2012 sonunda nükleer silah elde edebileceği görüşünde net olmalı ve bunu bir uyarı olarak kabul etmeliyiz” dedi.

     

    Fox, İran’ın nükleer silah elde edeceğini öngören zaman çizelgesinin, CIA’in başkanı Leon Panetta tarafından geçtiğimiz yıl açıklanan tahminle uyuştuğunu belirtti.

     

    Öte yandan, Savunma Bakanı’nın karamsar yaklaşımı, İran’la Türkiye’de yapılan ve yine sonuç elde edilemeyen müzakerelerin ardından geldi.

     

     

    İran, her ne kadar nükleer programının sivil amaçlar için olduğunu belirtse de, Fox, Tahran’ın bu konuda hala yeterince aydınlatıcı olmadığını söyledi. Fox, “İran’ın henüz nükleer silaha sahip değil. Ancak ağır su reaktörlerinde uranyum zenginleştirmeye devam ediyor… Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) ile birlikte, İran’ın nükleer alandaki askeri isteklerini gizlediğinden endişe ediyoruz” dedi.

     

    USA TODAY:

    Obama’nın sağlık yasasına büyük darbe

    ABD’de bir federal yargıç, geçtiğimiz yıl kabul edilen sağlık reformu yasasının anayasaya uymadığı hükmüne vardı. Obama yönetimindeki üst düzey politikacılar ise, Başkan Barack Obama’nın iç politikadaki en büyük başarılarından biri kabul edilen yasanın Kongre’de tekrar oylanarak geçersiz kılınabileceğini veya Yüksek Mahkeme’nin yasayı anayasaya aykırı ilan edebileceğini belirtti.

     

    Obama’nın üst düzey danışmanlarından Stephanie Cutter, “Bu tür bir yargısal eylemin onaylanacağını düşünmüyoruz. Sağlık yasasının nihai olarak mahkemeler tarafından yasal olarak ilan edileceği konusunda güvenimiz tam” açıklamasını yaptı.

     

    Florida eyaleti yerel mahkemesi yargıcı Roger Vinson, sağlık yasasının tamamen anayasaya aykırı olduğu kararına varırken, Obama yönetimi kararı temyize götürmek için işlemlerini başlattı.

     

    Yargıç Vinson’ın aldığı karar, bir duruşma hakiminin, “karşılanmadığı halde bireylerin sigorta almasını öngören zorunluluğa” yönelik alınan dördüncü karar oldu. Bugüne kadar verilen hükümlerde, iki yargıç yasayı anayasaya aykırı bulurken, ikisi de yasayı onayladı.

     

    Vinson, 78 sayfalık kararında, Obama yönetiminin, yasanın Kongre’nin gücü altında uygulanması görüşüne karşı çıktı ve yasanın “ekonomik faaliyete” değil, tersine “ekonomik durgunluğa” işaret ettiğini, çünkü sigorta alınmamasını içerdiğini belirtti.

     

    Bugüne dek, sadece duruşma mahkemeleri sağlık yasasının anayasaya uygunluğunu değerlendirdi. Richmond Temyiz Mahkemesi, yasayı Mayıs ayında değerlendirecek.

     

    Senato’daki azınlık lideri Mitch McConnell, “Bu hüküm ABD’lilerin aylardan beri belirtmek istediğini ortaya koyuyor: Sağlık yasası bizi aşan bir uygulama ve Demokratlar Kongre’nin gücünün dışına çıktı” dedi.

     

    Çoğunluk lideri Demokrat Harry Reid ise “hükümetin, geçmişteki medikal şartları da içererek halka sigorta sunmaya devam etmesi gerektiğini” savundu.

     

     

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı