Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dündar ile Birand’ın iktidar kavgası

1999’un ocak ayıydı.

Hindistan’a resmi ziyaret yapan Cumhurbaşkanı Demirel ile Agra kenti yakınlarındaki Tac Mahal’i geziyorduk.

Bu dünya şaheseri olan türbeyi 17’nci yüzyılda yaşayan Şah Cihan 14’üncü çocuğunu doğururken ölen sevgili eşi için yaptırmıştı.

Karısının ölümünden sonra dünyaya küsen ve 1617 yılında hastalanan Şah Cihan oğullarından birini veliaht ilan edince öteki üç oğlu babalarına karşı isyan etmişti. 


Oğullarından biri babasını devirerek tahtı ele geçirmişti.


Bu öyküyü bize anlattıktan sonra Demirel şöyle demişti:

“İktidar öyle bir güçtür ki kimse onu paylaşmak istemez. Baba ile oğlun bile arasını açar. Tarih, çok kanlı iktidar kavgalarıyla doludur.”

Televizyon ekranlarında yaşanan, ertesi gün de gazetelere yansıyan Uğur Dündar-Mehmet Ali Birand kavgası on yıl önce yaşadığımız bu olayı aklıma getirdi.

Gerçekten de iktidar paylaşılamıyor. Baba-oğlun arasını açan iktidar kavgası iki meslektaşımızın da arasını bozuverdi.


Bir haber yüzünden Uğur Dündar ile Mehmet Ali Birand arasında ekranda yaşanan tartışmada iki meslektaş birbirlerine ağır suçlamalar yönelttiler.

Birbirlerini haber hırsızlığı ile suçladılar.


İki usta gazeteci-yazar ve televizyoncunun birbirlerine böylesine girmesi üzücüydü.


Ama aynı zamanda da kaçınılmazdı.


* * *


Kaçınılmazdı, çünkü televizyonlarda amansız bir reyting kavgası yaşanır.


TV haberlerinde birinci olma yarışı inanılmaz derecede sert ve acımasızdır.


Bütün savaş birinci olmaktır.


Yani bu dalda iktidarı ele geçirmektir.


Buna aday olanların birbirleriyle kapışmaları sık sık yaşanır.


Demirel’
in dediği gibi iktidar paylaşılmaz. İşte Mehmet Ali Birand ile Uğur Dündar arasındaki ağır suçlamalarla yapılan kavganın nedeni budur.

İnanıyorum ki, her iki usta, genç meslektaşlara örnek olmaları gerektiğini düşünerek hem bu kavgayı uzatmazlar, hem de bundan sonra bu tip durumlarda daha sağduyulu hareket ederler.


Televizyon sunuculuğuna mesleklerinin en olgun döneminde soyunan bu iki ustadan bir gazeteci olarak benim beklediğim budur.


Onları her gece izleyen milyonlarca insanın da beklentisi aynı yöndedir.

 

* * *


Bir kavga da Başbakan’la Sağlık Bakanı arasında oldu.


Ama buna iktidar kavgası diyemeyiz. Bu kavgada Başbakan Sağlık Bakanı’na kızmış, onu herkesin içinde alışılmışın dışında sert bir şekilde uyarmıştı.

Bakan’ın aşı olurken “Başbakan da olacak” dediği bilgisi kendisine verilmiş, Başbakan da Bakan’a kızmıştı.


Sonra Bakan’ın böyle bir şey söylemediği anlaşıldı ve durum tatlıya bağlandı.


Ama Bakan yediği fırça ile kaldı.


Benim anlamadığım Başbakan’ın bakanlığın yürüttüğü kampanyaya karşı olmasıydı.


Başbakan’ın yanlış dediği kampanyayı Sağlık Bakanlığı nasıl yürütebiliyor?


Sonra nasıl oluyor da iş tatlıya bağlanıp Bakan Başbakan’ın fırçasını “Ufak bir yol kazası” diyerek sineye çekebiliyor?


Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın istifayı aklına bile getirmemesi gerçekten de ibret alınacak bir olay.


Demek ki, ne pahasına olursa olsun bakanlık koltuğundan vazgeçilemiyor.        

X