"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Dün nehir kenarından kalktım

DÜN ilginç bir öğle yemeğine davetliydim.<br><br>Yıllardır, Doğan Hızlan’dan ve eşim Tansu’dan “Kanaat Lokantası”nı dinlerim.

Dün ilk defa gittim.
Anlattıkları kadar varmış.
Beni lokantaya genç bir grup davet etti.
“İHL Sözlük” adlı bir internet sitesi etrafında bir araya gelmiş gençlerdi.
“İHL Sözlük”, bildiğimiz “Ekşi Sözlük”ün bir benzeri.
İslami çizgide birleşmiş gençler tarafından hazırlanıyor.
Lokantaya geldiğimde, beşi kız yirmiye yakın genç insan beni masada bekliyordu.
Yemeğe gitmeden önce sitelerini inceledim.
Tahmin ettiğim gibi, benim hakkımda uzunca bir külliyat vardı.
Tabiatıyla yüzde 90’ı beni eleştiren ve dalga geçen mesajlardı.
Ama Ekşi Sözlük’teki kadar ağır ve incitici hakaret yoktu.
* * *
Daha çok onlar sordu ben cevapladım.
Gazetecilik kariyerimi çok iyi takip etmişler. Aralarında medyada çalışanlar da vardı.
Yaptıkları çok doğru eleştiriler vardı. Ama bir o kadar da yanlış anlama ve algılama...
Bu yemekte o kesimin düşünce yapısı ve trendleri konusunda bazı gözlemler yaptım.
Bu gözlemleri, İslami kesimin gençlerine ne ölçüde teşmil edebilirim bilmiyorum.
Ama en azından bu kesimde gördüğüm yapıcı ve zengin tartışma beni etkiledi.
Gözlemlerime gelince:
- “Muhafazakârlık” kavramı ciddi bir tartışmaya açılmış.
Ben, İslami kesimde “muhafazakâr” kelimesinin yükselen çok olumlu bir kavram olduğunu sanıyordum.
Oysa, Taha Akyol gibi yazarların yazılarında yüceltilen ve bir anlamda, “İslam modernleşmesinin” sembolü olarak sunular bu kavram, İslam’ın bu genç kesimi arasında hızla irtifa kaybediyormuş.
Dün konuştuğum gençlerin önemli bir bölümü, “muhafazakârlığı”, İslam’a mal edilen bazı kötü alışkanlıkların ve davranışların sembolü olarak görüyorlar.
Mesela “İslam’ın kadına kötü muamele ettiği” konusundaki kanaatin, büyük ölçüde yerleşmiş bazı örf ve âdetlerin aynen devam ettirilmesinden kaynaklandığını, bu tutuculuğun İslam’a mal edilmemesi gerektiğini söylüyorlar.
O yüzden “muhafazakârlardan” söz ederken yüzleri ekşiyor; kendilerine “Müslüman” denmesini tercih ediyorlar.
- Kızlardan biri, “muhafazakârlığın” değişmez bazı davranış düşünce ve alışkanlıklar manzumesi olduğunu, Müslümanlığın ise hayatın akışı içinde değiştiğini söyledi.
* * *
- Tartışma kültürleri çok iyi idi.
Akıllarındaki her soruyu direkt ifadelerle soruyorlardı.
Ama dikkat ettim; eleştirel tutumlarında bağnazlık yoktu.
- Mesela Ergenekon davasında yapılan yanlışlıkların onlar da farkındaydı.
Davaların önemine hepsi inanıyordu, ama bazı liberal aydınlarda gördüğüm, “Kurunun yanında yaş da yanar” havası onlarda yoktu.
- Tabii ki kafalarında benimle ve “Hürriyet”le ilgili çok yerleşik bir algılama vardı.
Mesela kızlardan biri, “Hürriyet’i ziyaret etmek istedik ama nasıl bir muamele ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz için vazgeçtik” dedi.
Ben de ona “Benim odama kim bilir kaç kere imam hatipli kız öğrenciler geldi sohbet ettik. Gelmiş olsaydınız emin olun hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar iyi karşılanırdınız” dedim.
Anladım ki; fanatikleri bir kenara bırakabilsek, kapıları açabilsek, konuşma alanımızın epey geniş olabileceğini göreceğiz.
“İHL Sözlük”e başladıklarında ilk ilgilenen Hürriyet’in ekleri olmuş. Sözlüğün kurucularından biri, “Hürriyet’e giderken, aramızda ‘Aman çok dikkatli konuşalım, açık vermeyelim’ dedik. Şermin Terzi arkadaşımız bizimle mülakat yaptı. Bugüne
kadar hakkımızda çıkan en iyi mülakattı” dedi.
* * *
Bana karşı çok eleştirel bir tutum içindeydiler.
Elimden geldiğince sorularını cevaplamaya çalıştım.
Bazı konuları “off the record” konuştuk, içimi açtım.
- Sonra “Şimdi soru sırası bende” deyip, masadaki kızlara döndüm ve sordum:
“Türbanlı Erkekler kitabına konuşan başörtülü kadınların hemen hepsi, daha çok ‘muhafazakâr’ erkekleri eleştiriyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
İşte o an masanın en hararetli tartışması başladı.
- Baktım, kızlardan önce erkekler cevap vermeye çalışıyorlar.
Kızlardan biri muzip bir ifadeyle bana baktı ve şunu söyledi:
“Cevabınızı aldınız değil mi...”
Anladım ki, İslami kesimde kadının durumu konusunda çok ciddi bir tartışma başlamış.
Bana göre bu tartışma artık durmaz.
- Bir de şuna dikkat ettim.
Erkeklerin hiçbiri “Kadın” diyemiyor.
Hepsi ya “Bayan”, ya “Hanım” diyorlar.
Hürriyet’teki kadınlar ise “hanım” veya “bayan” kelimesinden nefret ediyorlar. Kendilerine “kadın” denmesini istiyorlar.
* * *
Yemeğin sonunda bana bir sürpriz vardı. Hürriyet’in birinci sayfasını hazırlamışlar.
Manşetinde şöyle bir haber:
“28 Şubat 1000 yaşında.”
Altta bir yerde benim “Esselamün Aleyküm” başlığındaki kelime hatası.
Yanımda oturan ve eskiden Akit Gazetesi’nde çalıştığını söyleyen genç, “Biliyor musunuz, benim haberime sansür yaptılar” diyor.
Herhalde misafire ayıp olur diye onun istediği bir şeyi koymamışlar.
“Keşke koysaydınız” dedim.
İslami gençlerin gözünden hazırlanan bu birinci sayfayı Hürriyet’in müzesine hediye edeceğim.
* * *
Genç insanlarla yediğim yemekten çok güzel duygularla ayrıldım.
Türkiye’nin her kesimi ile konuşmaya devam edeceğim.
Galiba bu, tek başıma nehir kenarında oturmaktan daha güzel bir şey.
X