Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dün Kıbrıs’taki duvar yıkıldı

Klerides’in Denktaş’a yemeğe gelmesi , Rum gazetecilerin yayın arabalarıyla Kuzey’e geçmeleri bölgedeki son duvarın da yıkılmasıyla sonuçlandı. Toplumlar ise, hala inanmıyor. Hala bunun bir oyun olduğunu sanıyor.

Hem Güney hem de Kuzey Kıbrıs’ı dolaştım. Sokaktaki vatandaşla konuştum. Onların ne düşündüklerini öğrenmeye çalıştım.

Sizler ne düşünüyorsunuz bilemem, ancak Kıbrıs Türk ve Rum halkları iki lideren “çözüm için ciddi şekilde harekete geçtiklerine “ inanmıyorlar.

Bir bölümü, Rauf Denktaş tarafından sahnelenmiş bir oyun olduğuna inanıyor. “Göreceksiniz, Denktaş bir gerekçe bulacak ve yine masadan kalkacak. Denktaş değişmez ve değişmeyecektir” diyenlerin sayısı hayli kabarık. Özellikle Rumlar son derece kuşkulu. Hangi Rum veya Yunan televizyonu arasa, bana sordukları ilk soru “gerçekten, Denktaş ciddi mi yoksa oyun mu oynuyor” oluyor.

Rumlar böyle de, Türkler farklı mı?

Hayır, onlarra, Klerides’in oyun oynadığını düşünüyorlar. Özellikle yaşlı kesim “Rumdan dost olmaz. Bu namussuzları yine içimize mi alacağız” yaklaşımında.

Genç kesim ise, son derece memnun.

Önlerine önemli bir fırsat çıktığına inanıyorlar.

Sonuçtan pek emin olmasalar dahi, yine de umutlular. İlk defa, Kıbrıs vatandaşı olmanın bir “gelecek” vaadettiğini söylüyorlar.

Özetlemek gerekirse, Kıbrıs’ın Türk ve Rum halkları hem ümitli, hem hayal kırıklığına uğramaktan korkuyor, hem de hafifçe kaygılılar.

Belki garip karşılayacaksınız ancak, birden bire Türklerin Rum bölgesine gelebilmesi, Rumların Girne’de dolaşabilmeleri, eksiyi hatırlayanlarda hafif bir ürperti yaratmıyor değil.

Genç kuşaklar da böyle bir kaygı yok. Ancak 50 yaşın üstündekiler rahatsız. “Bilinmeyenden” dolayı rahatsızlık duyuyorlar.

Doğrusu, rahatsızlık duymakta da tamamen haksız değiller. İki toplumu, 40 yıllık bir ayrılıktan sonra hemen karşı karşıya getirmek son derece tehlikeli bir deneme olur.

SON DUVAR YIKILDI…

1990’daki Berlin duvarı nasıl bir gecede yıkılıverdiyse, Çarşamba akşamı da Lefkoşa’yı neredeyse ikiye bölen yeşil hattaki DUVAR yıkıldı.

Yeşil Hat üstündeki duvar daha çok psikolojikti. Her iki taraftaki insanlar o tel örgülerin ardında neler olduğunu merak ederlerdi. Karşıdakilerin kötü ve canavar insanlar olduklarına inanırlardı. Türkler cinayetler işler, Türk ordusu önüne geleni öldürürdü. Rumlar kötülüğün simgesiydi. Kimi zayıf bulsa, anında yok ederdi. Rumun yanından geçilmemeliydi.

Her iki tarafta böyle düşündürüldüler.

Eski yaşatılarak “haklı dava” savunuldu.

Çarşamba akşamı işte bu duvar çöktü.

Yüzlerce Rum gazeteci, önce hafif kuşkulu ve kaygılı şekilde Türk bölgesine geçtiler. Son derece rahatsız bir halleri vardı. Türk fazeteciler de onları uzaktan ve şaşkınlıkla izlediler. “Ne günlere kaldık, bu gavuru nasıl dışarı çıkaracağız” diyenler bile vardı.

Saatler geçtikçe her iki grup birbirine yaklaştı. Önce hafif gülümsemeler, ardından nezaket dolu konuşmalar ve yemeğin ortasına doğru içiçe, kol kola dolaşan, Rumca ile Türkçe ve İngilizce’nin karıştığı bir yumak oldular.

İnanılamayacak bir sahneydi.

Hele o canlı yayın arabaları…

Hem Türk hem de Rum yönetimlerinin en büyük korkuları bu canlı yayın arabalarıydı. Yeşil Hat yakınlarından itibaren çekim yasakları konmuştu. Bunların hepsi değişti. İnsanlar, duvarın üstünden atlayıp geçtiler. Korkulacak bir şey bulunmadığını Türklerin de kendileri gibi normal birer insan olduklarını gördüler.

Şaşırdılar.

Kafalardaki duvar yıkıldı. Korkularla inşa edilmiş olan dünyalar bozuldu.

Ismet İnönü’nün bir zamanlar söylediği gibi “yeni bir dünya kuruluyor ve Kıbrıs, bu dünya’da yerini buluyor”.
X