"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Dün benim için mutlu bir gündü

<B>1987 </B>yılının galiba şubat ayıydı. <B>Hürriyet'</B>in Ankara Temsilcisi'ydim.

Aynı zamanda Moskova Büro şefliğini yapmak için Sovyetler Birliği nezdinde akredite olmuştum.

Hayatımda ilk defa Moskova'ya gidecektim.

Aradan 14 yıl geçmiş.

O günlerde de Anadolu'yu ve Marmara'yı aynı böyle bir kış kaplamıştı.

Ankara'dan uçak kalkmıyordu.

YOLDA GELEN TELEFON

Karayolundan İstanbul'a gitmeye karar verdim.

Yolda tipiye yakalandık.

Araç telefonları o günlerde daha yeni çıkmıştı.

Yolda sıkışıp kaldığımız bir anda, Müessese Müdürümüz Erkan Göksel aradı.

Nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı sordu.

O saatten itibaren 20 dakikada bir arayıp durumumuz hakkında bilgi aldı.

Hürriyet Haber Ajansı'na haber verildi.

Yakın bir takibe alındık.

İşte o gün, müessesenin insana sahip çıkmasının ne olduğunu anladım.

İnsana, ‘‘Başıma bir şey gelirse, müessesem mutlaka bir şeyler yapar’’ duygusunu veren o müthiş güvenceyi Hürriyet'te çalıştığım 16 yıl boyunca hiç eksilmeden hep hissettim.

Müessese kültürünün ne olduğunu öğrendim.

Bu müessesenin, içinden ayrılanlara bile nasıl sahip çıktığını, onların acılı anlarında nasıl yanında olduğunu hep gördüm.

Hürriyet'in tarihinde de acılı anlar vardır.

Yıllar önce üç arkadaşımızı Trakya'da göreve giderken, Çatalca yakınlarında yine böyle kar fırtınalı bir günde kaybetmiştik.

Yüksel Kasapbaşı, Abidin Behpur ve Yüksel Öztürk, 1963'te Çatalca civarında kara saplanan trenle ilgili haber ve fotoğrafları vermek için göreve giderken donarak hayatlarını kaybettiler.

Onları rahmetle anıyorum.

İşte o yüzden İstanbul'a gelirken yolda Erkan Göksel'den aldığım telefonlar bana müthiş bir güven duygusu vermişti.

Dün arabalarımız zor gelebildiği için, evimizden geç çıktık.

Pencereden mahalleyi seyrettim.

Sokağımızı ilk defa bu kadar kalabalık gördüm.

İnsanlar belki de ilk defa apartman komşularına, mahalledeki komşularına sokakta rastlıyordu.

Çünkü arabalar giremediği için herkes yokuşun başına kadar yürüyordu.

Herkes telefonlarla birbirini arıyordu.

İşyerlerindeki hayat örgütlenmeye çalışılıyordu.

GÜZEL CEMAATİMİZ

Yollarda sıkışıp kalmıştık ama, belki de uzun zamandan beri ilk defa, o güzel toplum duygusunu yaşıyorduk.

Haber Koordinatörümüz Nurcan Akad, Hürriyet Pazar'ın editörü Neyyire Özkan ve ben, Doğan Hızlan'ın arabasıyla gelebildik.

Yol 2.5 saat sürdü.

Bu sürede radyoların güzelliğini yeniden keşfettik.

Haliç çevresinin nasıl büyük bir hızla ‘‘old town’’ (eski şehir) havasına büründüğünü ve güzelleştiğini gördük.

Kadir Has Üniversitesi binasının güzelliğini keşfettik.

Bir gün için yollarda sınıf farkı silinmişti.

Herkes yürüyordu.

Kar, beyaz bir örtü gibi bütün çirkinliklerin üzerine serilmişti.

Haliç çevresindeki küçük camiler, kiliseler, İstanbul'un kozmopolit efsanesini geri getirmişti.

Benim için dün, çok zor ama ondan daha çok romantik bir gündü.

Ne kardan, ne yolların tıkanmasından, ne de belediyeden şikáyetim vardı.

Hayatın monoton ritmi bir gün ara vermiş, kar, birbirinin aynı günlerin arasına bembeyaz bir duvar çekmişti.

Ne yalan söyleyeyim, dün ben mutluydum.


Baykal, Arjantin’e gözlemci gönderiyor


CHP'nin önde gelen simalarından biri, bugün ‘‘özel bir misyonla’’ Buenos Aires'e uçuyor.

Bu kişi, Bülent Tanla.

Gönderen de Deniz Baykal.

Öteki siyasetçilerin düşünmediğini CHP Genel Başkanı Deniz Baykal düşündü.

Baykal, Arjantin'deki durumu yakından izlemek için Bülent Tanla'yı, Buenos Aires'e gönderiyor.

Gönderdiği bu gözlemci, herhangi bir siyasetçi değil.

Olayların ekonomik yanı kadar sosyolojisini de inceleyebilecek bir kişi.

Tanla, çeşitli kişilerden randevu aldı.

Bunlar arasında eski cumhurbaşkanı ve ekonomiden sorumlu bakan da bulunuyor.

Onlara, Arjantin'deki olayın dejenere olmasının nedenlerini soracak.

Türkiye için ne gibi dersler alınabileceğini inceleyecek.

Dönüşte de bunları bir rapor halinde Baykal'a sunacak.

Türkiye, Arjantin olur mu olmaz mı, diye buradan subjektif ahkámlar kesmek yerine bunu yapmak daha akılcı değil mi?
X