Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dükkânların içi tenha, kapı önleri kalabalık

DÜKKÂNCILIKTA şaşmaz bir kural vardır. Kapı önüne çıkarılan mal kolay satılır.

Sebebi müşterilerin, dükkâna girmekten çekinmesidir. Müşteri,  bir dükkâna girince mutlaka bir şey alması gerekir diye düşünür. Hâlbuki ne alacağına henüz karar vermemiştir. Üstelik alacağı malı “elleyerek” kalite kontrolü yapmak ve satıcıdan fiyat teklifi alıp pazarlık etmek istemektedir. Bunları dükkânın içine girince rahatça yapamayacağına inanır.  Çünkü dükkân “özel mülkiyettir / başkasının toprağıdır”. Orada dükkân sahibinin borusu öter. Hâlbuki kapı önündeki kaldırım veya yol “kamu mülküdür”. Yani müşterinin toprağıdır. Orada patron, müşteridir. Dükkâncı, bir malı kapı önüne çıkartarak, müşterisine “ben sana fiyat tavizi veririm, malı da istediğin kadar elle” mesajı verir. Müşteri bu mesajı zihninde “kapı önünde çıkarılan mal hesaplıdır” diye tercüme eder.  Hal böyle olunca dükkânlar depo,  kaldırımlar dükkân olur. Gündüzleri dükkânların içi boş, önleri doludur. Geceleri de tersidir.

BÜYÜK MAĞAZALAR VE SÜPER MARKETLER

Büyük mağazalar ve süpermarketlerin iç mimarisi “müşteri egemen alış veriş mekânı yaratmak” amacıyla geliştirilmiştir. Bir büyük mağazaya giren müşteri, kendini başkasının toprağına dolaşan “oranın yabancısı” değil kendi toprağında dolaşan “oranın yerlisi” olarak hissetmelidir. Büyük mağaza müşterisi, dükkândan içeri girdi diye hiçbir şey almak zorunda değildir. Üstelik her malı istediği kadar elleme özgürlüğüne sahiptir. Fiyat etikette yazılıdır, pazarlık olmaz. Ama genel indirim olur. Büyük mağazaların koridorları sokak, reyonları dükkândır. Büyük mağazalar bile, zaman, zaman “kapı önlerinde” tezgâh açar. Orta büyük mağazalar ise mutlaka kapı önlerini “gel-gel” alanı olarak kullanır. Hatta çığırtkan görevlendirir.

KALDIRIM LOKANTALARI VEYA KALDIRIMA TAŞAN LOKANTALAR

Lokantacılıkta da benzeri bir uygulama vardır. Her lokantanın en büyük emeli önce öndeki bahçeyi kapatmak, sonra kaldırma o da yetmezse yola masa atmaktır. Burada müşteriler hem açık havada yemek yemenin tadını çıkarır hem de kaldırımda yenen yemeğin şişmanlatmadığına inanarak vicdan azabı duymadan midesini doldurur. Havalar soğuyup yağmurlar başlayınca, açık mekânlar “kapatılır”. Müşteriler “sokağa sıfır” manzaralı masaları tercih eder. Bu yüzden lokantaların gerçek kapalı mekânları boş, sonradan kapatılan “ısıtması bir dert, soğutması ayrı bir dert” camlı ve tenteli bölümleri tıka basa dolu olur. İşletme giderleri artar, ama hasılat artmaz.

KENTSEL MEKÂNLARIN KÖTÜ KULLANIMI

Şüphe yok ki, bu oluşumlar ne kadar hoşa giderse gitsin, kişiler için ne kadar tatmin edici olursa olsun “toplum için iktisadi değildir”.  Kentlerde mekân her zaman kıttır. Her mekân hangi işlev için düşünülmüşse o işlevde kullanılmalıdır. Kaldırımlar ticarethaneler tarafından işgal edilince, yayalar caddede yürür. Zaten caddeler,   araç sahiplerinin en şirret ve şımarıkları tarafından otopark olarak kullanıldığından ortaya adına “trafik sıkışıklığı” denilen kocaman bir “sosyal maliyet” çıkar.
Son Söz: Gönlünce yaşa, ama şikâyet etme.

X