Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dudaklar sadece öpmeli Kulaklar sadece dinlemeli

Kulak izi, ülkemizde ilk kez Ekim 2004’te, Bursa’da, bir hırsızlık soruşturmasında mahkemeye delil olarak sunuldu. Gazeteler, olay yerinde, şüphelinin evde kimse olup olmadığını dinlemek için kulağını kapıya dayadığı sırada bıraktığı iz dışında başkaca bir delil bulunamadığını yazdılar.

Şüphelinin, yakalandıktan sonra kulağından alınan izle, 3 ay önce olay yerinde bıraktığı kulak izi karşılaştırılmış ve aynı olduğu ortaya çıkmış. Gazeteler ayrıca, kulak izi incelemesinin polis okullarında ders olarak okutulacağını ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün teşekkür yazısı gönderdiğini de belirttiler. Hatta, Hürriyet’te bu konu ile ilgili Şermin Sarıbaş’ın hazırladığı yazıda benim de görüşlerim yer aldı. Meseleyi neredeyse unutmuştum ki, bu haberden aylar sonra, resmi gazetede yayınlanan bir yönetmelikle yeniden hatırladım. Buna göre şüpheli veya sanığın kimliğinin teşhisi için, gerekli olması halinde, artık kulak, dudak gibi organlarının da bıraktığı izler kayda alınacak ve soruşturma dosyasına girecek. Anlaşılan o ki, yönetmeliği hazırlayanlar, bu izleri, tıpkı parmak izi gibi ‘biyometrik’, yani ölçülebilir ve istatistiksel olarak incelenebilir nitelikte biyolojik bir veri olarak kabul etmişler. Peki gerçekten öyle mi?

<ı>KULAK İZİ

Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’muz, bazı istisnaları olmakla birlikte, üst sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezası gerektiren bir suç işlendiğinde, kimliğin tespitine ilişkin elde edilen tüm verilerin arşivlenmesine izin verdiğine göre, kulak ve dudak izleri de, tıpkı parmak izi gibi arşivlenebilecek.

Standartlara uygun biçimde alınan ve karşılaştırılan parmak izlerinin delil olarak kullanılması ve arşivlenmesi ile ilgili hiçbir sorunum yok. Ancak, olay yerindeki kulak ya da dudak izi ile şüphelilerden alınan izlerin karşılaştırılması ve bunların arşivlenmesi konusunda bazı kaygılarım var. Kulak izi ve dudak izi yüzünden başına çorap örülenlerin öyküsünü okuyunca, bakalım siz ne düşüneceksiniz.

KULAK İZİ İLE ÖMÜR BOYU HAPİS

15 Aralık 1998’de, Leeds Kraliyet Mahkemesi, İngiliz Mark Dallagher’i, 94 yaşındaki sağır ve sakat Dorothy Wood’u, yüzüne yastık kapatıp, boğarak öldürmekten ömür boyu hapse mahkum etti.

İddianameye göre, katil, yaşlı kadına ait evin giriş katındaki, üç haftadır silinmeyen pencere camına kulağını dayayarak içeriyi dinlemiş, sonra camı kırarak eve girmiş ve hemen orada yatmakta olan Dorothy Wood’u öldürmüştü.

Camdaki iz ile aynı mahallede oturan ve evvelce hırsızlık suçundan mahkumiyeti bulunan Mark Dallagher’in kulak izleri Hollandalı polis Cornelis Van der Lugt tarafından incelendi ve ‘kesin olarak’ uydukları saptandı. Glasgow Üniversitesi’nden Profesör Peter Vanezis de, kulak izinin ‘büyük olasılıkla’ Dallagher’e ait olduğunu öne sürdü. Dosyada kulak izi dışında, ne bir tanık ifadesi ne de başka bir delil vardı.

Dallagher, son celseye kadar masum olduğunu, ayak bileğindeki burkulma nedeniyle o gece evden çıkmadığını ısrarla tekrarladıysa da, işe yaramadı, jüri onu suçlu buldu. Dallagher ömür boyu hapse mahkum edildi.

Temyiz başvurusu kabul edilip, yeniden muhakeme kararı verilince, dava Haziran 2003’te aynı mahkemede tekrar görülmeye başlandı. Savcılık, kulak izinden başka bir delil sunamadı. Bu kez, kulak izinden DNA analizi yapıldı. İzin, Mark Dallagher’e ait olmadığı anlaşıldı ve 20 Ocak 2004’te, Old Bailey Cezaevi’nde 7 yıl kaldıktan sonra, serbest kaldı. Bilirkişiler aleyhine açtığı dava devam ediyor. İngiliz polisi de Dorothy Wood’un katilini aramayı sürdürüyor.

GÜREŞE DOYMAYAN HOLLANDALI PEHLİVAN

Cornelis Van der Lugt, 1998 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nde başka bir cinayet davasında da kulak izi karşılaştırdı. Bu kez, David Wayne Kunze’yi adam öldürmeden ömür boyu hapse mahkum ettirdi. Kunze, cezaevinde pek uzun kalmadı. 1999’da, Washington Temyiz Mahkemesi, bilimsel bir temele dayanmadığı ve mesleğin uzmanları arasında genel kabul görmediği için kulak izi karşılaştırmasına itibar etmedi ve mahkumiyet kararını bozdu.

Van der Lugt, sadece kulakların yüzey üzerinde bıraktığı izleri değil, kulak üzerindeki girinti ve çıkıntıların görüntülerini de karşılaştırıyor. 1997 ve 1998 yıllarında Hollanda’da soyulan benzin istasyonlarının gizli kamera görüntülerinde yer alan kulak ayrıntılarını, şüphelilerin kulak fotoğrafları ile karşılaştıran ve hiçbir akademik formasyonu olmayan bu polis, izlerin kesin olarak örtüştüğünü bildirerek birini mahkum ettirdi. 8 Mayıs 2000 tarihinde Amsterdam Temyiz Mahkemesi, kulak izinin delil olamayacağına karar verdi!

Yenilen pehlivan güreşe doymaz misali, Van der Lugt bu başarısızlıklara rağmen, kulak izi karşılaştırmasından çok umutlu. Şimdilerde 2 milyon Pound’luk AB desteği alan FearID (Forensic Ear Identification - Adli Kulak Kimliklendirmesi) projesini yürütüyor. Bu arada Hollandalı TNO firması, kulak izlerinin arşivlenmesi ve karşılaştırılmasında kullanılabilecek bir yazılım geliştirdi bile.

Dudak izi deyince aklımıza ‘On çizik, on çentik, on dudak izi, bir çay bardağında on dudak izi, aşklardan sevgilerden’ diyen Edip Cansever ya da sevdiğine ‘Bazen ağzımda bulurum dudak izlerini, oysa artık benim hakkım değilsin’ diyerek seslenen Sezen Aksu gelebilir.

CSI: Miami adlı polisiye dizinin senaristi de dudak izinin çekiciliğine kapılmış ki, ‘Küller Küllere’ (Ashes to Ashes) bölümünde kullanmış. Güzel fizikçi Calleigh, ateşli silahla öldürülen Katolik papazın kilisedeki odasında, içki kokmayan bardağın kenarında bir dudak izi görür. Biyolog Speedle bu izde, genellikle sörf yapanların kullandığı, ‘Macadamia’ fındığının yağını bulur. Bunun üzerine kahramanlar, sörfçü gençlerden dudak izi alır. Bardaktaki iz, birinin dudaklarına uyarsa da, soruşturmanın ilerleyen safhalarında katilin o olmadığı anlaşılır.

Dudak izine merak salan sadece şairler, yazarlar değil ve dudak izleri sadece filimlerde karşılaştırılmıyor. Japon İmparatorluk madalyası sahibi diş hekimi Kazuo Suzuki, dudakların dış yüzeyindeki girinti ve çıkıntıların bıraktığı izleri yıllarca inceledikten sonra, tıpkı parmak izleri gibi sınıflayabildiğini öne sürünce, önce Japon polisi, daha sonra -ender olmakla birlikte- Hindistan ve Avustralya polisi, Yunanca ‘cheio’ (dudak) ön ekinden hareketle keiloskopi adı verilen bu teknikten yararlanmaya çalıştı. Ama hiçbiri, Illinois polisi gibi, dudak izinden 45 yıl mahkumiyet verdiremedi.

DUDAK İZİ İLE 45 YIL HAPİS

25 Ocak 1994’te Lavelle Davis, yağma sırasında ateşli silahla 30 yaşındaki Peter Ferguson’u öldürmekten tutuklandı. Illinois Eyaleti polis teşkilatının parmak izi uzmanı, evvelce hiç dudak izi incelememiş Leanne Gray ile parmak izi ve belge inceleme uzmanı Steven McKasson, olay yeri yakınında bulunan koli bandı rulosu üzerindeki dudak izinin Davis’in dudak izlerine uyduğunu, kullanılan yöntemin FBI tarafından kabul gördüğünü bildirdiler. Jüri, bu delile itibar etti, suçlu olduğuna karar verdi ve Davis, 45 yıl hapse mahkum edildi.

Davis, neredeyse 12 yıldır Dixon Cezaevi’nde. Bu süre içerisinde dudak izi ile ilgili tartışmalar giderek yoğunlaştı, kongrelerde özel oturumlar düzenlendi ve dudak izinin ‘biyometrik’ niteliği ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı. Üstelik FBI, bir basın açıklaması ile dudak izi karşılaştırmalarını güvenilir bir kimliklendirme yöntemi olarak kabul etmediğini bildirdi. Sonuçta, Lavelle Davis davası yeniden görülmeye başlandı. İlk duruşması 12 Ekim 2005’te yapıldı. Dava dosyasında, dudak izinin dışında, sadece tanık ifadeleri var. Büyük bir olasılıkla dudak izinden DNA analizi yapılması istenecek.

YORUM

Daha genel kabul görmeden uygulamak sorunlar doğurur


Dudaklar, iyi bir DNA kaynağı olduğundan, bunların izlerini karşılaştırmaktansa, onlardan DNA tiplemesi yapmaya çalışılıyor. Dudakların cam, ayna gibi yüzeylerde bıraktığı izlerden DNA izi elde etmek kolay olmakla birlikte, insan vücudu üzerinde bırakılanların incelenmesi henüz araştırma safhasında.

2005 yılının başlarında, İspanya’nın Valencia Üniversitesi’nden bir grup araştırıcı, önce insan vücudu üzerinde bırakılan ve çıplak gözle görünmeyen dudak izlerini görünür hale getirmeyi, daha sonra buradan DNA izi elde etmeyi başardılar. Sanırım yıl sonuna kadar bu alanda kullanılacak yöntemler de standardize olur.

Polislerin adli bilimler dünyasını yakından izlemeleri ve akademik çevrelerle işbirliği yapmaları büyük önem taşıyor. Ancak çalışmalar araştırma düzeyindeyken, uluslararası hakemli dergilerde yayınlanmadan ve henüz genel kabul görmeden alıp uygulamaları ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle biraz sabırlı ve temkinli olmaları gerekiyor.

YORUM

 Kulak izi neden pozitif idantifikasyon yapamaz

İnsanların kulakları arasında farklılıklar vardır. Kepçe kulak, sivri kulak deyince anlarız. Hatta sağ kulakla, sol kulağın zaman zaman birbirini tutmadığını da biliriz. Çok değil 10-15 yıl öncesine kadar, Adli Tıp Kurumu’nda kulaklara, ellere, ayaklara bakarak babalık tayini bile yapılırdı.

Durumun çağdışı olduğunu gazeteci Tayfun Gönüllü’ye söylediğimde, o da bunu Cumhuriyet gazetesinde ‘Bilim babayı bulma yarışında’ diyerek, yedi sütuna manşet yazısına taşıdığında, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nün yanı sıra çalıştığım kurumdaki ek görevime faks emriyle son verilmişti!

Elastik yapıda ve üç boyutlu özelliğe sahip olan kulak, cam ya da duvar gibi düz bir yüzeye bastırıldığında meydana gelen iz iki boyutludur. Ayrıca iz, bastırmanın şiddetine ve bastırma açısına bağlı olarak değişir. Bu nedenle iki kişinin kulak yapıları birbirinden anatomik olarak farklı olduğu halde, bunların izleri rastlantısal olarak birbirine benzeyebilir.

Öte yandan karşılaştırmak üzere şüphelilerden kulak izi alındığında, suç öncesi kulağın duvara ya da cama hangi açıda ve ne ölçüde bastırdığı bilinemeyeceğinden, sağlıklı bir karşılaştırma yapmak mümkün değildir.

Kısacası, kulak izlerinin karşılaştırılması bilimsel çevrelerce genel kabul görmüş bir teknik değildir. Hatta kimilerince ‘çöp bilim’dir (junk science).

Bana göre bu yöntem, şüphelilerin dışlanması için kullanılsa da, pozitif idantifikasyon, yani ‘bu iz kesinlikle bu kulağa aittir’ şeklinde bir sonuca ulaşmada geçersizdir.

X