Ege Haberleri

    Dudak uçuklatan rakam

    Bahri KARATAŞ/ İZMİR, (DHA)
    11.12.2014 - 01:04 | Son Güncelleme:

    İZMİR Barosu Başkanı Aydın Özcan, 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde yaptığı basın açıklamasında, Türkiye’de 2014 yılının ilk 10 ayında 255 kadının cinayete kurban gittiğini söyledi.

    İzmir Adliyesi Baro Birimi’nde Baro İnsan Hakları Komisyonu üyeleri ile birlikte basın açıklaması yapan Aydın Özcan, "İnsan hakları bireylerin insan olmaları nedeniyle doğuştan sahip oldukları temel hak ve özgürlükler bütündür. Günümüzde evrensel değerler olarak nitelenen bu hak ve özgürlükler, onurlu bir yaşamın vazgeçilmez ögeleridir. Bu anlayışı benimseyen ülkemiz, ’insan haklarına saygı’ ilkesini Anayasal güvenceye kavuşturmuş ve Cumhuriyetimizin değiştirilemeyecek niteliklerinden biri olarak kabul edilmiştir" dedi.

    Baro Başkanı Özcan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun Haziran 1948’de hazırladığını ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948’de BM Genel Kurulunun Paris’te yapılan oturumunda kabul edildiğini, bu önemli belgenin imzalandığı günün tüm dünyada ’İnsan Hakları Günü’ olarak kutlandığını hatırlattı. İnsan haklarının anayasası olarak tanımlanan ’İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin dil, din, renk, cinsiyet ve sınıf farklılığı gözetmeksizin tüm insanların sadece insan olmalarından kaynaklı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etttiğini belirten Özcan, şöyle devam etti:

    Dudak uçuklatan rakam

    "Kamuoyunda İç Güvenlik Yasa Tasarısı olarak tartışılan düzenleme ile siyasal iktidar, özgürlük ve güvenlik kavramlarını adeta karşıt kavramlar olarak sunmakta, anayasa ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan temel insan hak ve özgürlüklerini yok saymakta, siyasal rejimi demokratik hukuk devletinden polis devletine dönüştürmeye yönelik çabalarının önünü açmak istemektedir. Polise verilen olağanüstü yetkiler nedeniyle gözaltında işkence ve kötü muamele uygulamalarının önü açılacak. Dinleme, gizli soruşturmacı kullanma ve teknik takip yetkilerinin genişletilmesi nedeniyle hukuka aykırı kanıt yaratma bir uygulama haline gelecek. Arama için belirsiz ’makul şüphe’ kavramıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği yargısal denetim dışı bırakılacak. Soruşturma sırasında el koyma yetkisi genişletileyecek. Gerçek ve tüzel kişi mal varlıklarına keyfi surette el konulabilecek,avukatların soruşturma dosyasına erişim hakkı gizlilik karaları ile engellenerek savunma hakkı sınırlandırılacak. Özel yetkili mahkemeler ’ ihtisas mahkemeleri’ adı altında yeniden kurularak siyasal iktidar kendi yargısını yaratma faaliyetine kaldığı yerden devam edecektir."

    Türkiye’nin İşkenceye Karşı Sözleşme’yi 1988 yılında kabul ettiğini, Anayasa’da ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasak olmasına rağmen, günümüzde işkencenin gözaltı merkezlerinin dışına adeta sokağa taştığını ve ölümlere neden olduğunu savunan Özcan, özellikle güvenlik güçlerinin barışçıl toplantı ve gösterilere aşırı ve orantısız güç kullanarak müdahale etmesinin işkence kavramına yeni bir boyut kazandırarak siyasal iktidarın varlığını korumaya yönelik, toplumsal muhalefete karşı rutin bir uygulaması haline dönüşeceğini söyledi.

    "Kadın cinayetleri, erken ve küçük yaşta zorla yaptırılan evlilikler ise kadın hakları konusunda ana gündemi oluşturmaya devam etmektedir" diyen Özcan, şöyle devam etti:

    "2014 yılının ilk 10 ayında öldürülen kadın sayısı 255’e ulaşmıştır. Bu kadınlar, eş, sevgili, kardeş, baba gibi değişik sıfatlar taşıyan erkekler tarafından öldürülmüştür. Kadın cinayetleri karşısında siyasal iktidarın cinsiyet temelli ayrımcılık içeren söylem ve eylemleri nedeni ile kadına yönelik şiddet hayati bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Adli koruma altında iken öldürülen kadınların varlığı devletin doğrudan sorumluluğunu gündeme getirmekte. Etkin soruşturma mekanizmalarının oluşturulmamış olması kadına yönelik şiddette suçlular açısından önleyici ve caydırıcı yargılama faaliyetleri yoksunluğunu göz önüne sermektedir. 25 Kasım 2011 tarihinde Kadın Hakları Danışma ve Hukuk Araştırmaları Merkezini kuran İzmir Barosu, şiddet mağduru kadınlara hukuksal destek vererek cinsiyet temelli şiddete karşı mücadele de önemli adımlar atmaktadır. Resmi verilere göre çocukların yaklaşık dörtte biri beslenme, giyecek, ısınma gibi temel ihtiyaçlarda maddi yoksulluk çekmektedir. Yine çocuk işçiliği konusunda işyeri kazalarında hayatını kaybeden çocukların varlığı bilinmektedir. Mayıs 2014 itibarı ile 1649 çocuk cezaevinde bulunmaktadır ve bu çocukların yaklaşık 487’si mahkumdur. Çocuk cezaevlerinin fiziksel yetersizlikleri özellikle aşırı kalabalık olması, hijyen yetersizliği, personelin hizmet içi eğitiminin olmaması, cezaevi görevlileri veya diğer mahpusların işkence ve kötü muameleleri, cinsel istismar iddiaları çocuk ceza infaz kurumlarının vahametini gözler önüne sermektedir. Çocuklara yönelik hak ihlallerinin sona ermesi için en kısa zamanda daha güvenli, sağlıklı ve onurlu bir sosyal ortamda gelişmelerine ve yaşam sürdürebilmelerine yönelik idari ve pratik önlemler alınmalı gerekli yasal değişikliler gerçekleştirilmelidir."

    Temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinin esas olması, özgürlük-güvenlik ikilemi yaratılarak bu gelişimin engellenmemesi, var olan hak ve özgürlüklerden geri adım atılmaması gerektiğini dile getiren Baro Başkanı Özcan şunları söyledi:

    "Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı önündeki engeller kaldırılmalıdır. İşkence iddiaları hakkında derhal ve koşulsuz olarak soruşturma açılmalı, bu suçları işleyenlerin cezasız kalmasına neden olan uygulamalar sonlandırılmalıdır. Suçluların derhal ve adil biçimde yargılanması ve cezalandırılmasını sağlayacak mekanizmalar etkinleştirilmelidir. Gözaltı birimleri ve cezaevleri ’bağımsız izleme kurulları’ nın denetimine açılmalıdır. Örgütlenme ve düşünceyi açıklama özgürlüğünü engelleyen uygulamalara son verilmeli, buna yol açan tüm yasalar sonuçlarıyla birlikte yürürlükten kaldırılmalıdır. En temel insan hakları olan sağlık ve eğitim hakkı paralı hale getiren, işçilerin emeklerinin karşılığı olan kıdem tazminatının kaldırılmasına yönelik uygulamalara son verilmelidir. Hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına, adil yargılanma hakkına, basın özgürlüğüne, temel insan hak ve özgürlüklerine sıkı sıkıya bağlı kalınacağına dair her kesim ve yetkili makamlardan açıklamalar yapılmaktadır, ancak bu sözde kalmakta hayata geçirilememektedir. Bu konuda elbirliği ile harekete geçilerek ülkemizin şu anki durumundan hızla kurtarılması için İzmir Barosu üzerine düşen görevleri yerine getirecektir."

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı