"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Dubai batarken Adana’da bayram

GÖLE bakan bir ev...Ablam ve eniştem yaşıyor.<br><br>Hemen yanında aynı evden bir tane daha...Kardeşimle eşi...

Aynı evden bir tane daha... Anneminki...

Böyle bir hayat...

Bütün sevdiklerim Adana’da bir arada...

Herkes birbirine birkaç dakika uzaklıkta...

Ben galiba büyük aile seviyorum. Eskiler gibi.

Yaşlandım mı nedir.

Bütün sevdiklerim, ulaşabileceğim mesafede olsun istiyorum.

Bir evde pişen yemek, diğer evlere de gidiyor.

Hep birlikte film izleniyor.

Bir bahçeden ötekine geçiliyor.

Mangal filan yapılıyor.

Sade kahveler içiliyor.

Herkesin kendi özeli var ama ortak bir yerde buluşuluyor...

Tatlı tatlı dedikodular yapılıyor, tamam müthiş bir sevgi var, ama küçük küçük çekişmeler filan da var.

Bu bana iyi geliyor.

Tamamen bu hayatın içine dahil olursam ne olur bilemiyorum, belki de davulun sesi uzaktan hoş geliyordur ama ara ara yaşamak mis gibi.

Bir de her seferinde Adana’yı daha gelişmiş görüyorum.

Bu yazılardan 373 tane yazmışımdır bugüne kadar, ama asla bıkmam; çok keyifli çünkü, uzuuuun sofralar kuruluyor, yemekler eden ele gidiyor, her kafadan bir ses çıkıyor, kahkahalar, eski anılar, Alya evin maskotu, her geçen bir yanak alıyor, “Gel bir öpeyim seni” diyor, o kadar sevgi görüyor ki aman Allah’ım...

Sabahları bir yataktan öteki yatağa hoplayıp zıplıyor, evin içinde “sıcak soğuk” oynanıyor, onun için saklanmış hediyeleri buluyor, buldukça çığlıklar atıyor, bütün kostümlerini giyip giyip geliyor, bildiği bütün numaraları gösteriyor.

O sıcak aile ortamı insanın içini ısıtıyor.

 

HAMİŞ: Başlık, tamamen reel durumu anlatmak içindir, yoksa Dubai batıyor diye Adana’nın göbek attığı yok.

 

Yaşasın! LÖSEV’in 25 bin TL’si tamam

 

TEŞVİKİYE’de maaile yürüyoruz...

Sevgilim, kayınvalidem ve ben...

Birden biri “Ayşeeeeee” diye sesleniyor.

Çok sevdiğim, uzun zamandır da görmediğim bir işadamı arkadaşım, siyah cipinden fırlıyor, “Sana mesaj attım almadın mı?” diyor.

Çok seviniyorum onu gördüğüme, hemen bizimkilerle tanıştırıyorum.

Birlikte seyahate gitmişliğimiz var, iş yapmışlığımız var.

Kafasının çalışma biçimini çok sevdiğim, farklı bir işadamı.

“Yoooo mesaj filan görmedim” diyorum ama İstanbul’da o kadar koşuşturmalı günler yaşıyorum ki, üç gün içinde 33 tane iş yapacağım diye kendimi parçalıyorum, atlamış da olabilirim.

“LÖSEV yardım kampanyanı çok beğendim Ayşecim” diyor, “Aferin sana. Ben de destek olmak istiyorum.”

Nasıl mutlu oluyorum anlatamam.

Bir de demesin mi?

“Bir sürü vakıf var, fakat onları anlatış biçiminden çok etkilendim. Gelip konuşma filan da yapmana gerek yok, herhangi bir şey de istemiyorum senden. Üst çıtanı 75 diye koy, 25’i buldum say...”

Bir an afallıyorum. Anlayamıyorum. Suratına bakıyorum. “Şaka mı?” diyorum.Ama sonra kavrıyorum. Değil.

Çok çok seviniyorum. Bu şahane adamı siz de cuma günü tanıyacaksınız...

 

Sizce gerçek olabilir mi?

 

BU mail’i, kendi çalışmalarımla ilgili bilgi vermek için yazıyorum. Çok çok ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Hatta eminim.

Biz yepyeni bir teknik üzerinde çalışıyoruz. Bu tekniğin adı, ‘holografik beyin teknikleri’. Kızlarımla çalıştık, şu anda 12 yaşındaki küçük kızım, kapalı gözlerle görüyor. Yerin altını, suyun altını görebiliyor. Beyninde klasörler açıyor, kayıt yapıyor, geri çağırabiliyor. Resimden kişilerin yaşayıp yaşamadığını söyleyebiliyor. Beynine navigasyon kurup, yön tespiti yapabiliyor. Renkleri kapalı gözlerle görüyor. Hatta, karşısındaki bazı kişilerin hastalıklarını bilebiliyor. Evrende, gizli hiçbir şey yok. Konuştuğumuz her şey, geçmişte yaşanan her şey, konuşulan her şey, kayıt altında. Bizler de belli enerji normlarına gelerek bu bilgileri okuyabiliriz. Tüm bu deneyimleri sizinle paylaşmak isterim, kızımla da tanıştırmak isterim.
Sevda Sipahioğlu Bakankuş


* Bu mail’i okuyunca ne mi yaptım? Tabii ki hemen Sevda Hanım’ı aradım, “Ne zaman buluşuyoruz?” dedim. “Ne zaman isterseniz!” dedi. Siz bu satırları okurken, biz onunla ve kızı Zeren’le buluşuyor olacağız. Rusya’da 160 tane bu teknikleri öğreten okul varmış, bu bir tür kişisel gelişim programıymış. Ben “dan” diye “Pek inandırıcı gelmedi okuduklarım, uydurmasyon duruyor” dedim. “Yarını bekleyin o zaman” dedi. Ve ekledi: “Nasuh Mahruki’ye bizi sorabilirsiniz, AKUT’a da eğitim verdik.” Ben tabii yemedim içmedim, Nasuh’u aradım ama Filipinler’demiymiş neymiş, bulamadım. Yarın olanları size hemen aktarırım. Yanıma yaşayan, yaşamayan bir sürü insanın fotoğrafını almamı istedi. Ben de alacağım... Dur bakalım... 
 

 

 

X