Gündem Haberleri

    DSP, yolsuzluğa göz yumdu

    Hürriyet Haber
    29.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Deniz Baykal, siyasi bunalım yaratmamak için 17 ay boyunca büyük bir özveride bulunduklarını, ancak yolsuzluklar karşısında hükümeti düşürdüklerini söyledi. Baykal, ‘‘DSP de yolsuzluklara göz yumarak suç işledi’’ dedi.

    CHP lideri Deniz Baykal, Hürriyet'e verdiği ayrıntılı mülakatta partisini ve seçimlere bakışını anlattı. Baykal'a yönelttiğimiz sorular ve kendisinin yanıtları özetle şöyle:

    CHP'nin barajın altında kalacağı yolundaki yorumlarını nasıl karşılıyorsunuz?

    - Daha kampanya açılmadan üç kez manşet oldu bu iddialar. Son genel seçimden bugüne kadar geçen dönemde biz bu iddiaları hep karşımızda bulduk. CHP'ye karşı mücadele edenler, CHP politikalarına, ilkelerine, tepki gösteremiyorlar, fakat, afaki bir genel temenniyle karışık bir muhalefet çizgisi geliştiriyorlar. Barajın altında kalacak iddiası artık çürüye çürüye bir sakız haline gelmiştir. Her ağızda görüyoruz. Tabii bunun nereden çıktığı da belli.

    Nereden çıkıyor?

    - Bununla meşgul değiliz. Biz bu iddiaları göğüsleye göğüsleye siyaset yaptık. CHP'nin bu seçimde oylarını geçen sefere göre azaltmasını makul gösterecek hiçbir geçerli gerekçe yoktur. Oylarımız artacaktır. CHP'nin bu 3.5 yıla yaklaşan seçim sonrası dönemde izlediği politika CHP'nin oylarında kesinlikle bir artışa neden olmuştur. Bunun yığınla kanıtları var.

    NEREYE KADAR FEDAKARLIK

    ANAP-DSP-DTP koalisyonunu düşürünce istikrarsızlık yaratmakla suçlandınız. Bu suçlamaları nasıl karşılıyorsunuz??

    - Bakın, biz Türkiye'de bir bunalım oluşmaması için siyasi tarihimizin hiçbir döneminde yaşanmamış bir büyük eşsiz sorumluluk sergiledik ve 17 ay bir azınlık hükümeti işbaşında tuttuk. Bu bizim açımızdan büyük bir fedakarlık gerektirdi. Daha sonra hükümetin cumhuriyet tarihinin en somut, en çok belgelenmiş, kanıtlanmış bir yolsuzluk olayına doğrudan taraf olduğu ortaya çıkınca da demokrasi sorumluluğunun gereğini yaptık. Bütün bunlar bir sosyal demokrat parti olarak kamuoyunun CHP'den beklemesi gereken görevlerdi.

    Bu hükümeti bir ihaleye fesat karıştırma konusunda suçüstü durumda görerek düşürmemiz, bu hükümete bel bağlamış olan, çıkarları, yararları bu hükümete endekslenmiş olan, 'ne olursa olsun yolsuzluk yapsa da yapmasa da bu hükümet işbaşında kalsın' diye düşünen, kendi çıkarları için böyle düşünen, ama bu düşüncelerini 'efendim Türkiye istikrarsızlığa giriyor' kılıfı altında maskelemeye çalışan çevreleri rahatsız etmiştir. Bunların CHP'nin 1995 seçiminde oy aldığı kesimlerle bir ilişkisi yoktur, olamaz.

    Bir sosyal demokrat parti olarak, bizim başbakan ve devlet bakanını gırtlaklarına kadar battıkları bu fesat karıştırma skandalı karşısında 'niye bu hükümeti yıkıyorsunuz' sorusuna muhatap olması tasavvur edilemez. İnsanlar, bunu anlamamış olabilirler, anlatırız.

    MENFAAT GRUPLARI

    CHP'ye karşı olduğunu söylediğiniz çıkar çevreleri kimler?

    - Bugün Türkiye'de dünyanın bir başka demokrasisinde olmayan ölçüde çıkarlar ve ilişkiler ağı vardır. Bu ilişkiler Türkiye'deki siyasi söylemi ister istemez etkisi altına almıştır. Biz siyasi mücadeleyi sadece partiler arasında yapmıyoruz. Türkiye'de bir kirli düzen var. Bu düzen iş dünyasına, medyaya ve siyasi partilere yansımıştır ve bunlar birbirlerini tutsak almışlardır. Sadece CHP bu sistemin dışındadır. CHP'ye bu kirli sisteme karşı mücadeleden alıkoymak için her türlü yöntem denenmiş, ama hiçbirisi işlememiştir. Halk burada hangi menfaat hesaplarının yattığını biliyor. Dolayısıyla biz sıradan bir parti mücadelesi yapmıyoruz, sistem mücadelesi yapıyoruz.

    DSP SORUMLU

    Baykal, mülakat boyunca yolsuzluklar söz konusu olduğunda, sağ partileri suçlarken, DSP'ye yolsuzluklara göz yumma, seyirci kalma eleştirisini getirdi.

    Baykal'ın DSP'ye dönük eleştirisi şöyle:

    - Biz yapılmış yolsuzlukları bilerek, onların soruşturulmasını örtbas etmeyi, kayırmayı, sakınmayı içimize sindiremeyiz. Var olan yolsuzluğu idare eden, göz yuman yolsuzluğu yapandan bu açıdan farklı değildir. Sonuçta yolsuzluk örtbas ediliyorsa, hangi amaç için yapıldığına bakarak ayrım yapmamız sözkonusu olamaz. Dolayısıyla DSP açısından da doğrudan sorumluluk söz konusudur. Bu bir bütündür, kimisi bunu iktidar için yapıyor, kimisi de doğrudan zenginleşmek için, güç için yapıyor.

    Tansu Çiller hakkında siz Maliye Bakanınız aracılığıyla soruşturma yaptıracaksınız, belge toplayacaksınız ve bakanınız yapıldığına inanacak ve siz siyasi amaçla 'yok birşey' deyip kapatacaksınız. Ve bunu 'canım bunlar yolsuzluk konusunda daha temiz bir görüntü veriyorlar' diye kabul etmemizi isteyeceksiniz. Böyle bir şey olabilir mi.

    Oyunu biz bozacağız

    Baykal, Hürriyet Ankara Temsilcimiz Sedat Ergin ve muhabirimiz Şaban Sevinç'e CHP'nin bu seçim kampanyasında ön plana çıkaracağı konuları şöyle açıklıyor: ‘‘1995 seçimi öncesindeki tabloyla, bugün seçim öncesinde bulunduğumuz tabloyu hangi ölçüyle mukayese ederseniz edin, sonuç tam bir hayal kırıklığıdır.

    Bu tabloda CHP'nin bir sorumluluğu yoktur. Bu tabloyu yaratan hükümetlerde biz yer almadık. Biz bu tabloya işaret edince, şikayet edince kabahat işlemiş oluyoruz. Nedir; bu çürümeye sukünetle ayak uydurun, ayak uydurmazsanız oyunu bozan hale gelirsiniz. Birisinin bu oyunu bozması lazım. Bu da bize düşer. Biz bu oyunu bozmaya çalışıyoruz.’’

    Hırçın olduğum şeklindeki eleştirileri önemsemiyorum

    Baykal'a şu soruyu yöneltiyoruz: ‘‘Size getirilen çok sert ve hırçın davrandığınız eleştirilerini nasıl karşılıyorsunuz? Örneğin Türkbank konusunda içerik olarak haklı bulunmakla beraber üslubunuz nedeniyle eleştiri ealdınız?’’

    Baykal, bu soruyu yanıt vermeden önce bir süre duraksıyor; ardından ağır ağır, sözcükleri seçerek şu yanıtı veriyor:

    ‘‘Bunların hepsi konuşulur, değerlendirilir. Bunlara benim söylemem gereken bir şey olduğu kanısında değilim. Burada önemli olan işin özüyle ilgili farklı tercihlerin savunulamaz olması ve bu nedenle böyle biçim itirazlarına yönelinmiş olmasıdır. Bunları önemsemiyorum. Bu tartışmalar olacaktır. Önemli olan ana konulardır, ciddi tavırlardır. Eğer birileri bana 'Efendim Türkbank'ta haklısınız, ama niye bu kadar sert söylüyorsunuz' derse, benim de onlara 'Anlaşılan bu haklılık sözünü çok inanarak söylemiyorsunuz' diye itiraz etme hakkım doğar.’’

    Baykal, bu seçimde CHP'nin kendisinin solunda yer alan ÖDP ve İP gibi partiler ya da Ali Haydar Veziroğlu'nun Barış Partisi ile ile işbirliğine nasıl bakıyor?

    Baykal, bu soruya kapıları kapatmayan bir yanıt veriyor:

    ‘‘İlke konusunda bir ortak anlayış şekillendikten sonra bir dayanışma geliştirmemizin önünde bir engel yoktur. Aynı ilkeleri paylaştığımızı birlikte tespit ediyorsak, bu ilkeler doğrultusunda çeşitli işbirlikleri tasarruv edilebilir. Buna açık bir anlayışla bakmak lazımdır. Biz CHP olarak Türkiye'de merkez solu bütünleştirme, toparlama sorumluluğunu taşıyan temel parti olduğumuzu bilincindeyiz. Biz toparlayıcı, bütünleyici işler üstlenmemiz gerektiğini biliyoruz. Önümüzdeki dönemde bu doğrultuda davranacağız Burada önem taşıyan ilke paylaşımı konusudur. Yani ortak ilkeler, hedefler söz konusu oldu mu dayanışmanın önünde bir engel yoktur.’’

    Çiller'i kollamıyorum

    CHP Lideri'nden seçimler öncesinde DYP lideri Tansu Çiller karşısındaki tutumuna açıklık getirmesini istiyoruz.

    Yanıtı şu oluyor:

    ‘‘Bizim kişilere endeksli bir siyaset çizgimiz yok. Biz laik cumhuriyetten ödün vermeyen, temiz toplumdan yana olan çizgimizi takip ederken, bunun karşısında kimi görürsek onunla tartışıyoruz.’’

    ‘‘Ama mülakat boyunca yaptığınız eleştiriler çoğunluk Mesut Bey'e dönüktü. Tansu Hanımı genel ifadelerle geçiştirdiniz?’’ hatırlatmasını yaptığımızda, Baykal şöyle konuşuyor:

    ‘‘O tabiidir; son hükümet olduğu için öyle. DYP'nin daha sakınılacak, daha kollanacak bir yönü olduğu inancıyla bunu söylüyor değilim.’’

    Baykal, merkez sağın iki liderini nasıl değerlendirdiğini şöyle açıklıyor:

    ‘‘Biz bunları birbirleriyle mukayese etme konumunda değiliz. Bizim önümüze gelen konuda soruşturmaya değer bir durum var mı yok mu ona bakarız. Yani şimdi Ticaret Bankası satışıyla ilgili olarak önümüze bir şey gelecek ve biz diyeceğiz ki, 'ayıp olur, bu bizim arkadaşımız, dostumuz, bunu medya dünyası çok seviyor, o nedenle birşey yapmayalım?' Olur mu böyle şey?

    Baykal, ardından artık ANAP ile DYP arasında yolsuzluklara karışma açısından bir farklılık kalmadığını belirterek, şöyle devam ediyor:

    ‘‘Bu geride bıraktığımız dönemde yaşanan bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır. Yolsuzluklar artık her iki partiyi birbirinden uzaklaştıran değil, birbirleriyle kaynaştıran bir işlev üstlenmiştir. Yolsuzluklar nedeniyle bir araya gelmişlerdir, eskiden yolsuzluklar nedeniyle birbirlerinden ayrılıyorlardı.

    Ve şimdi yolsuzluklarını örtmek, soruşturulamamasını önlemek için siyasi bir anlaşmaya varıyorlar. Ne olacak, bu da alaturka bir demokrasidir deyip, bunu kabul mü edeceğiz? Biz bunu kabul etmiyoruz.

    Yılmaz kaçmasın televizyonda karşıma çıksın

    CHP lideri Baykal, ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın bu seçimde ‘‘Olumlu Kampanya’’ yürüteceği, ‘‘suçlayıcı olmayacağı’’ yolundaki açıklamasını değerlendirirken, ‘‘Bu sözleri beni şaşırtmıyor’’ deyip, şöyle konuşuyor:

    ‘‘Çünkü, kimseye söz söyleyebilecek, eleştiri yöneltebilecek bir durumda değil. Ortada suçlayacak bir şey var da suçlamıyorsan, bu sen suçlusun demektir. Niye suçlamıyor? Suçlayacak birşey yok. Suçlamayamaz da onun için. Daha önce CHP'yi suçluyordu, daha önce DYP'yi suçluyordu. Şimdi niye suçlamıyor? Ne yüzle suçlayacak? 'Çamurun üzerine oturmam' demişsin, sonra gırtlağına kadar çamura batmışsın. Sonra bu kampanyada suçlamayacağım dersen, bunun inandırıcı bir tarafı olur mu?

    Baykal, Yılmaz'ın bu kampanyada liderlerle açık oturumlara katılmayacağı yolundaki açıklamasını da ‘‘Kaçma stratejisi’’ olarak nitelendirerek, şöyle konuşuyor:

    ‘‘Liderlerin seçim öncesinde biraraya gelerek, halkın karşısında düşüncelerini, iddialarını kamuoyuna ifade etmeleri bir demokrasi görevidir. Yani ben düşüncelerimi Mesut Yılmaz'ın yüzüne söyleyebilme hakkını kullanmak isterim. Ve sayın Mesut Yılmaz'ın benim hakkımda söyleyeceklerini dinleyip cevap verebilme hakkını da kullanmasını isterim. 'Canım bunları bırakalım, ben seçkin, değerli TV'ci, gazeteci arkadaşlarımla biraraya geleyim, onlar bize sorsunlar, biz söyleyelim, birbirimizle konuşmayalım, tartışmayalım' anlayışı, bir kaçış stratejisidir.’’

    HADEP tabanına sıcak mesaj

    Baykal, bu seçimde HADEP tabanından da oy beklediğini gizlemiyor: ‘‘CHP'ye kimse demokrasi, hukuk devleti, Türkiye'nin ulusal bütünlüğü konularında toz konduramaz. Bunu çok yakışıksız bir siyasi mücadele yöntemi olarak görüyorum. İsteyen siyasi parti seçime katılır, isteyen katılmaz. Geçmişte siyasi partiye oy vermiş seçmen önündeki seçimde istediği partiye oy verir. Bunları bir suçlama konusu haline getirmek Türkiye'de hiçbir ciddi siyasetçiye yakışmaz. Türkiye'de önümüzdeki dönemde siyaset halkımızı kavrayarak, kucaklayarak gelişecektir. Elbette her siyasi parti kendi ilkeleri, kendi anlayışı doğrultusunda uygun gördüğü biçimde davranacaktır. Ama Türkiye'de bir kast yaratmak, bir siyasi suçlu kategorisi ilan etmek kesinlikle kabul edilebilir bir şey değildir.’’

    Ecevit, Güneydoğu'daki vatandaşımızı dışlıyor

    Başbakan ve DSP lideri Bülent Ecevit'in ‘‘CHP'nin seçimde HADEP'le üstü örtülü bir işbirliğine girmekte olduğu’’ yolundaki eleştirisine, Baykal şu karşılığı veriyor:

    ‘‘Sayın Ecevit önce kendi partisine baksın. Parlamentoya getirdiği milletvekillerinin, parlamento içindeki siyasi serancamı gözler önündedir’’ diye söze giriyor ve ardından ekliyor:

    ‘‘Sayın Ecevit, tarikat mensubu yurttaşlarımızdan esirgemediği hoşgörüsünü Güneydoğulu yurttaşlarımızdan da esirgememelidir...’’



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı