« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Dostlarım, dostlarım ben en çok onlardan korkarım

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Süleyman Seba’dan Bernard Shaw alıntılı sitem

Bir halk takımının eski başkanı. Ama aynı zamanda inanamayacağınız kadar soylu. Duygulu ve gururlu. Artık, yok öyle adamlar. Çok sevdim. Karar verdim: Beşiktaş'lı olacağım! Seba olsa da, olmasa da...

Üzgün müsünüz?

- Yooo.

Hani insan bir ‘‘yük’’ten kurtulduğu zaman önce sevinir, ama aynı zamanda bedeninin bir organı haline gelmiş ‘‘o şey’’den ayrılmak zorunda kaldığı için üzülür ya. Sizde bu ikisi de var mı? Yoksa sadece biriyle mi, başbaşasınız...

- Üzüntü, çünkü son iki senedir hem şahsıma hem de yönetim kurulundaki arkadaşlarıma ve futbolcularıma yapılmayan kalmadı! Yapanlar da yaptıranlar da bir gün gelecek vicdanlarında bunu kendilerine soracaklar. Sevinç, çünkü Beşiktaş'ı daha kötü bir ortama itmemek için ‘‘Bu işin sonu geldi’’ dedim. Benim Beşiktaş'la beraberliğim 4,5 yaşında başladı. Küçümsenmeyecek kadar uzun bir süre. Ayrılma kararını verinceye kadar çok üzüldüm. Gerçi Beşiktaş'tan kopmam diye birşey söz konusu olamaz. Burada oturuyorum ben. ‘‘Ceee’’ desem sesimi duyarlar.

Hayatınızdaki bir dolu boşluğu Beşiktaş mı dolduruyordu?

- Aşağı yukarı öyle...

Peki şimdi kendinizi ‘‘Eski dostlar’’ tarafından ihanete uğramış gibi hissediyor musunuz?

- Ben hep dostlarımdan yana olmuşumdur da, Bernard Shaw'un dediği gibi: ‘‘Dostlarım, dostlarım, ben en çok onlardan korkarım!’’.

Bu kadar senelik bir bağlılık bir istikrarın göstergesi, değil mi? Hayattaki bütün ilişkilerinizde öyle misinizdir?

- Başarılı olabilmek için mümkün mertebe, bir istikrar ortamında yaşamak gerekir. Ama Türkiye enteresan ülke. Özellikle spor açısından. Emin olun, spor yöneticiliğinin haftalık bir periyodu var. Cuma cumartesi maçı kazanırsanız, oh ne ala, o hafta gayet rahatsınız. Mazallah aksi olduğu takdirde off, felaket. Dünyanın hiçbir yerinde böyle değil. Ama yaşadığımız toplumda değer yargıları değişmiş. Maalesef ve maalesef herşey bir maksada yönelmiş. İnsanlar selam verirken bile ‘‘Acaba?’’ diyor, ‘‘Bundan ne çıkarım olabilir?’’. Hoş, benim kimseden bir çıkarım olmadı. Hamdolsun, şerefimle geldim, şerefimle gidiyorum. Ama bazen düşünüyorum: Değer miydi?

Bu sorunun cevabını kendinize nasıl veriyorsunuz?

- İlk önce menfi olarak değerlendiriyorum. Ama sonradan, ‘‘Bu kadar da duygusal olma’’ diyorum. Bu sadece sana yapılan bir olay değil. Herkese yapılıyor. O zaman da ‘‘Ben de o herkesten biri miyim?’’ diyorum.

KOMPLEKSLİ DEĞİLİM

Size tam olarak ne yapıldı?

- Futbolla ilişkiniz yok galiba. Son iki senedir, belirli bir taraftar grubu, hepsi değil tabii, bir kısmı gitmemi istedi. Benim ve arkadaşlarımın kişiliğiyle oynamaya kalktılar. Bir türlü sabretmediler. Bizim de, ‘‘Bırakıp kaçtılar’’ dedirtecek halimiz yoktu. Çok kötü şeyler söylendi. Belki bu son kongrede aday da olabilirdim. Kazanırdım, kazanamazdım o ayrı, bilmiyorum. Sonra herşeyi zamanında bırakmanın, doğru olacağını düşündüm.

‘‘Eski dostlar’’ şarkısının sizin için şu anda anlamı değişti mi? Biraz hayatın dışına itilmiş gibi mi hissediyor musunuz?

- Hayır efendim, katiyen. Kompleks içerisine, hamdolsun bugüne kadar girmedim. Yine de dostlukların eskisi kadar güçlü olmadığı doğrudur. Artık, bir masada oturup iki kadeh rakı içmek, illa da o kişiyle dost olduğuna delalet etmiyor.

Size nankörlük edildiğini düşünüyor musunuz?

- Son iki senede dediğiniz gibi olmuştur. Yaptığınız şeyi beğenenler olur, beğenmeyenler olur. Ama demokratik bir ortam içerisinde, mücadele verilir. Seviye aşağıya çekilmez. Ama çekilmiştir, son olaylar Bekiştaş'a yakışmayan bir üslupta cereyan etmiştir.

Kendinizi gençlerle, gençlerin verebileceği hizmetlerle aynı güçte hissediyor musunuz?

- Şimdi efendim bir eleştiri de şu: ‘‘Yeni beyinler gelsin’’. Elbette ki, gençlere kıymet verilecektir. İlelebet burada oturacak değildik ki! Ama öyle bir şekilde, yeni beyinler gelsin deniyor ki, sanki biz beyinsizmişiz gibi! Sanki bu işleri yaparken, çağ dışı yöntemler izlemişiz! Yaşlıları küçümsüyorlar. Bu haksızlık. Biz bunları tırnaklarımızla yaptık. Ben sadece Orson Welles'in lafını naklediyorum: ‘‘Ben gençliğin ne olduğunu bilirim, ama siz yaşlılığın ne olduğunu bilmezsiniz’’.

Eleştirilere gülüp geçiyor musunuz, içerliyor musunuz?

- Emin olun, bir sene oldu, ne gazete okuyorum ne de bir şey. Hani derler ya: Göz görmeyince, gönül katlanır. Ama kötülük habercileri var, bayılıyorlar anlatmaya. ‘‘Lütfen kendinize saklayın, söylemeyin’’ diyorum.

Sizin gitmenizle Beşiktaş'ta bazı değerler değişebilir mi?

- Esasında değişmemesi lazım. Beşiktaş'ın tarihinden bugüne yakaladığı olumlu bir çizgisi vardır, bir halk takımıdır. Beşiktaş'a ‘‘arabacı takımı’’ derler.

Taksicileri mi kastederler?

- Yok, siz bunları bilemezsiniz tabii. O laf esasında ‘‘arabacı takımı’’ değil, ‘‘arabalıların takımı’’dır. Arabalılar denirmiş. Çünkü Beşiktaş'ın Saray'la bağlantısı varmış. Ve o zamanlarda, spor yapmaya özenenler fayton arabalarıyla antrenman yapmaya giderlermiş.

Sarayla bağlantısı varsa nasıl halk takımı oluyor?

- Bu semtin takımıymış. Bu semt de, mütevazı bir semtmiş. Ama buna rağmen Saray erkanı da buralarda otururmuş. Akaretler, sarayın müştemilatı gibi bir şeymiş. Yani hep halk takımı olmuş. Ne ben değiştirebilirim. Ne benden evvelkiler değiştirdi. Ne de benden sonra gelecekler...

Siz her yere taksiyle filan giden bir başkansınız değil mi? Gösterişsiz bir hayatınız var.

- Evet... Geçen seneydi galiba, Ankara'ya gitmem icap ediyor. Bir bakan beyle temasım olacak. Sekteri olan hanımefendi dedi ki: ‘‘Şu anda toplantıdalar. Ama biz sizi arayacağız. Cep telefonunuzu verir misiniz?’’. ‘‘Hanımefendi benim cep telefonum yok ki!’’ dedim. ‘‘O zaman araba telefonunuzu alalım’’ dedi. Ben de ‘‘Arabam yok ki, araba telefonum olsun’’ dedim. Başladı gülmeye. Ben de güldüm.

Hatalarınız nelerdi sizce?

- Transferlerde bazı hatalar yapmış olabiliriz. Bir teknik adam getiriyorsunuz. Takım, daha iyi olsun diye. Onun da kendi düşünce sistemi içerisinde, hangi futbolcuları getirmek istiyorsa onları getirmesi kadar doğal bir şey yok. Ama sonra bana diyorlar ki: ‘‘Her gelen teknik adama teslim oldunuz!’’ Teslimiyet değil bu. Yine de transfer olaylarında bazı hatalar olmuştur. Sonra bazı kararlarda gecikmiş olabilirim.

HİÇ ANTALYA'YA GİTMEDİM

Bundan sonra nasıl bir hayat düşünüyorsunuz?

- Hayırlısıyla şu 25 günü bir atlatalım. Kendi hatıralarımla yaşarım. Ben zaten kalabalıklarından hoşlanan biri değilim. Bir lokantaya gidersem bile, en sakin yere otururum. Yeğenlerim var, onların köyde yerleri var, oraya giderim.

Öyle ‘‘Güneye taşınırım’’ filan...

- Yok canım. Antalya'yı bile görmüş değilim.

Nasıl yani. Şaka.

- Niye şaka yapayım?

Hiç merak etmediniz mi?

- Hiç, efendim.

Başka yerler: Fethiye, Kalkan, İzmir?

- Gitsem niye saklayayım, bu yerlerin hiçbirini görmedim. Bir Bodrum, bir Marmaris, o kadar. Ben, sessiz sakin şeylerden hazzediyorum. Zaten senelerce kafamız gürültüden, patırtıdan şişmiş.

Sorulmaz ama, neden hiç evlenmediniz? -

- Bugüne kadar hiç düşünmedim. Ama insanın özel hayatında bazı ilişkileri olur, bunu da gayet normal karşılamak lazım.

Upuzun yıllar gizli bir sevgiliniz varmış.

- Gençlik yıllarında kalan şeyler bunlar. Özel hayatıma kimseyi karıştırmak istemem. Cesaret de vermem.

Kolunuzdaki altın künyenin özel bir manası veya hatırası var mı?

- Çok sevdiğim, 84 yılında beraber çalıştığım, şu anda hayatta olmayan, Oktay Söl'ün hatırası. Hiç çıkarmam. Oktay da geçen sene öldü.

Çok duygusal bir insansınız...

- İnsan olmanın vasfı bu. Doğru, duygusalım. Vurdum duymaz adam değilim. ‘‘Boş ver, ne olursa olsun’’ yapamıyorum.

MİT VE BEŞİKTAŞ

İsminizi söyleyince, hemen eski bir MİT görevlisi olduğunuzu söylüyorlar. Gizli tutulması gerekmez miydi?

- Ne ben, ne de o teşkilatta çalışanlar hiçbir zaman kendimizi afişe etmedik. Ama bir gün geliyor karşınıza çıkıyor.

MİT ve spor ne alaka?

- Hiçbir alakası yok. Orada çalışırken de kulüple beraberliğim vardı.

MİT'te tam olarak göreviniz neydi?

- Bunlara girmeyelim.

Ama MİT de, artık tartışılıyor ya, artık şefaflaşıyor ya, sizin zamanınızda da öyle miyi?

- Bu tip teşkilatlar dünyanın her yerinde, zaman zaman tartışılır. Ama teşkilatın bir kutsiyeti vardır. En azından 35, 40 sene çalıştım. Bugün daha reformist görüş ve düşüncelerle bu teşkilatın çok güzel şeyler yaptığını biliyoruz. İnkar edenler bile kabul etmek zorunda kalıyorlar. Fakat bu bahislere girmezsek sevinirim. Yanlış tefsir edenler olabilir.

RAHMİ BEY SIKI BEŞİKTAŞLI

Gerekli paraların Rahmi Koç'tan bulunduğu söyleniyor, doğru mu?

- Manevi katkısı çoktur.

Maddi katkısının da olması gizlenmesi gereken bir şey mi?

- Yapılanları beğenenler var beğenmeyenler var. Kıskanıyorlar.

Ama sonuçta kulübe hizmet değil midir önemli olan...

- Normalini düşünüyorsunuz. Fakat Rahmi Bey, niye Süleyman Efendi'ye yardım ediyor oluyor. Kıskançlık bu. Ben de söylemem, o paraların nereden bulunduğunu. Hamdolsun, Beşiktaş'ın kimseye borcu yoktur.

Rahmi Koç'la ortak noktanız nedir?

- Beşiktaş. Daha ne olacak ki! Yeter. Takım iyi olduğu zaman iltifat yazıları yazar. Eğer biraz sıkıntı olsa, niye böyle oldu diye sorar. Bütün o yazıları saklayacağım. Çok iyi bir Beşiktaşlı'dır.


Bunları da Beğenebilirsiniz