"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Dörtgözle ötekileştirme

MİZAH güzeldir de... Mizahı ironiden, ironiyi alay etmekten ayırmak müşküldür bu memlekette.

Bırakın ironiyi, alayı... “El şakası” gibi öyle ya da böyle bir fiziksel müdahaleyi “şaka” belleyen, bir gelenekten, soydanız biz.
Muhteşem Yüzyıl sayesinde öğrendik; koca koca adamların, padişahın-sadrazamın ucu boks eldiveni benzeri minderlenmiş sopalarla birbirinin kafasına-gözüne girişmesinin adı “matrak”mış.
Ne matrak değil mi?

* * *

Hacivat’ın Karagöz’ün, Pişekar’ın Kavuklu’nun kafasına kafasına indirmesi de, (ulu)orta oyunlarımızın bugüne de miras kalan kahkaha makinesidir.
Şakalarımızın bazıları öyle uçuk, öyle matrak, öyle doğal afettir ki bunu önlemek için lisanımıza “eşek şakası” gibi bir kategorinin eklenmesi, “Şakayı kaka yapmayın” uyarılarının vecizelenmesi mecburi görülmüştür.
Bir dönem ilkokulda erkek çocuğun kız çocuğuna “ilgi-aşk gösterme” yönteminin, onun saçını çekmekten ibaret olması da şaka gibidir ama gerçektir.
Oturanın altından sandalye çekmek, kelin keline, fodulun ensesine şaplak indirmek hemen her kuşakta caizdir.
Bununla da yetinmeyip, “Hem kel, hem fodul” gibi deyimler de üretiriz, mizah adına.
Ad takarız.

* * *

Ad takmak zaten geleneksel “mizah”ımızın en bereketli imkanlarından birisidir.
Ve ad takmak için bir insanın gözlük takması yeterlidir mesela...
Okula başladığında gözlük takan çocukların adı, bir zamanlar Edirne’den Kars’a aynı değil miydi?
Gözlüklü çocuk anında o yaşlarda arkadaş grupları arasındaki bulaşıcı zalimliğin, “dış grup” yaratma refleksiyle, çocuksu bencillikle kamçılanan “ötekileştirme” hevesinin hedefi olur, isminin önüne “dörtgöz” eklenirdi.
O “Dörtgöz” etiketinin dayanılmaz ağırlığı ve gözlüğün o günün teknolojisinde ağır-kalın camları, çerçeveleri, kırılganlığı, pahalı fiyatı aksatırdı bir çok çocuğu.
Gözlüğüne mi sahip olsun, gözlüklü haline mi bilemezdi, çoğu...

* * *

Attila İlhan bile “Beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm /boşyerlerime vurdular yumrukları duruyor...” dizesini boşuna demedi, şiirinde.
Bırakın Attila İlhan’ı, normal hayatta itilip-kakılan garibim Clark Kent’i bile Superman’den ayıran ana özelliği, pantolonunun üstüne giydiği kırmızı slip donu değil, koca camlı, kalın bağa çerçeveli gözlüğüydü.
Şimdi sadece güneş gözlüğü değil, numaralı havası veren numarasız, ya da “0.25 dinlendirici gözlük”ün moda olması, belki özürdür dörtgözlü geçmişe.
Yarın devam edeceğim.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI