Dördüncü kuşak dünyaya açtı

Elif ERGU
16.06.2017 - 23:53 | Son Güncelleme:

Efe Kababulut, Lazzoni markasını yaratan ailenin 4’üncü kuşak temsilcisi. Dedesinden, babasından öğrendiklerini eğitimle taçlandırdı, girişimci ruhu sayesinde de Lazzoni’yi Amerika’da dünyanın önde gelen mobilya markaları arasına soktu.

LAZZONİ 1950’li yıllarda Arhavi’de serender ustası Hasan Usta tarafından kuruldu. Şimdilerde markanın başında ailenin 4’üncü kuşak temsilcisi 30 yaşındaki Efe Kababulut var. Dedesinden, babasından öğrendiklerini iyi bir eğitimle taçlandıran ve girişimci ruhu sayesinde Lazzoni’yi Amerika’da dünyanın önde gelen mobilya devleri arasına rekabete sokan Efe Kababulut’la konuştuk.

 Lazzoni aslında eski bir marka. Sizle mi ilk yurtdışı macerası başladı?

1950’lerde ailem tarafından kuruldu Lazzoni. Ancak ihracat yapılıyordu. Bizim ailemiz bu işe hep tasarım boyutuyla baktı. Ben de o ortamda büyüdüm. Ancak yurtdışında endüstriyel tasarım eğitimi aldığımda Amerika’daki en lüks, kaliteli markaları yakından görme, tanıma fırsatı buldum. Ve “neden biz yapmayalım?” diye düşündüm.

 Babanızı ikna etmeniz zor olmadı mı?

Babam tamamen iş olarak gördü. Anlattıklarım onu da heyecanlandırdı. Ama patronla oturup anlaşma yaptık.

 Yani baba-oğul gibi değil, işi geliştirmek isteyen biri gibi mi?

Evet. Zaten her yenilikte oturup sözleşme yaparız.

TİNERLE TEMİZLİK

 Nasıl yetiştirdi aileniz sizi? Hep işin içinde mi büyüdünüz?

Evet. Babam işine aşık, en küçük bir detayla bile ilgilenen biri. Beni de küçük yaşımda işe götürürdü. Hatta tinerle temizlik yaptırdığını duyduğunda annem çok tepki vermişti. Ankara’da büyüdüm. Özel Yüce Fen Lisesi’nde okudum. Ailem yurtdışında okumamı istedi, ben de istedim. Amerika’da New York’un kuzeyinde şehir hayatı çok sıkıcı olan bir üniversiteye gittim. Rochester Institute of Technology’de okudum. Ortam o kadar sıkıcıydı ki , “ben hemen okulu bitirmeliyim” diye düşündüm ve çok çalıştım. Endüstriyel Tasarım istediğim bir bölümdü. Zaten o ortamda büyümüştüm ve üniversiteyi 3.5 yılda bitirdim.

HEM BABA HEM  PATRON

 Siz aile şirketi dışında bir işi hiç düşünmediniz mi?

Bence bu yetiştirilmekle ilgili. Babam çocuk yaştan beri fabrikaya götürünce etkilendim ve sevdim aile işini. Babamdan işini severek, özenli, tutkuyla yapmayı öğrendim. Bu yaşam tarzı olarak verilince istekli oluyorsunuz. Eğer bu hissetirilmezse aile zaten varlıklı diye çocuklar işten uzaklaşıyor.  Lisede montaja başladım. Patron bizi hep çalıştırdı. Babam her hediye istediğimde “Önce 3 ay saat 06.00’da kalk çalış” derdi. Hep hem baba hem de patrondu. Ben çalışıp karşılığında bir şeyler alabildim. Babam disiplinli ve çok çalışkan biri. Gördüğüm bu olunca ben de buna saygı duydum ve sorumluluk hissettim. Babam her yere baktığında tasarım görür, bizi de öyle büyüttü.

 Mezun olduktan sonra ABD'de çalışmışsınız. Bu size ne kattı?

1928 Amerika ekonomik krizden sonra 2008’de Amerika’nın gördüğü ikinci büyük ekonomik krizde mezun oldum. Dolar 1.52 lira olmuştu. Domus‘ta staj yaptım, çalıştım. Domus bir İtalyan markası, dünyanın en kaliteli mobilya markalarından, tamamen tasarım ve orada staj yaptım. Minotti ürünleri de satıyordu. Dünyanın önde gelen tasarım markalarında çalışınca çok şey öğrendim. Mezuniyetten sonra Bo Concept’e girdim. Bo Concept’te tasarımda çalışırken en iyi tasarımcı, en çok tasarım yapan kişi ödülü almıştım. Müşteri evi tasarlıyordum, o dönemde benden çok mutlu kalındı. Başarılı olunca Hollanda’da kampa gönderdiler. Kendime güvenim gelmişti. Mağazayı da o güvenle açtım. Aslında işe hiç kolay kabul edilmemiştim. Türküm, çalışma izni sorunum vardı. Bo Concept’tin yöneticisini ikna etmem de çok zor olmuştu. “Mobilyacılık yapıyoruz, aile şirketim var ben de mağaza açacağım ileride” demiştim, beni tiye almıştı.

RAKİBİN BÖYLESİ

Kısa sürede söylediğinizi gerçekleştirmişsiniz…

Ortam uygundu. Dolar da düşük olunca mağazayı tutmaya babamı ikna ettim ve Chelsea’da mağazayı tuttuk. Chelsea galerilerin olduğu, sanatçıların yaşadığı bir yer. Benim çalıştığım yerin çok yakınında 2010’da mağazayı açtık. O sırada kimse mağaza tutmuyordu. Dünya devleriyle aynı yerde olmuş olduk. 100 yıllık İtalyan markaların yanında konumlandık. Eski çalıştığım yere rakip oldum. Yarım milyon dolar cirosu vardı, biz mağazayı açtıktan sonra 200 bin dolara indi cirosu, 300 bin dolarını kaptık. Ve mağazanın müdürü gelip bizi taşlayacağına, “senin bu ürünlerin çok güzel, iyi de iş yapıyor” dedi. Daha da ötesinde kendisi Malezya Çinlisiydi, eşinin kardeşi Kuala Lumpur’da yaşıyordu, bana orada Lazzoni açmayı teklif etti. Ve biz onlara ürün gönderdik, Kuala Lumpur’a da bu sayede girmiş olduk.

EGOSUZ İŞ YAPMAK ÇOK GÜZEL

Çok güzel bir örnek olmuş iş hayatı için…

Egosuz iş yapmak bu. Ben de bunu Amerika’da öğrendim. Kompleksleri işe sokmadan çalışmak çok güzel. BoConcept çok güçlü bir marka. Hala orada yanımızdalar.

Siz daha sonra nasıl büyüttünüz işleri?

2 sene sonra New Jersey’de mağaza açtık. Orada cep telefonlarında kullanılan bir uygulama var, Yelp diye. Orada en iyi 5 mobilya markasından biriyiz.

Türk markası olduğunuz biliniyor mu?

Biliyorlar, zaten söylüyoruz. Amerika’da üst kesim Türkiye’yi İstanbul’u, Kapadokya’yı biliyor. Avrupa’da belki Türk malına karşı daha çok önyargı vardır, Amerika’da bu yok.

Lazzoni nasıl çalışır?

Biz stoklu çalışmıyoruz. Üretimimiz Ankara’da. Müşteri evi yapıyoruz. Beklentilerinin ötesini sunuyoruz.

Seri üretim yok…

O bir yol ayrımı. Ailem bu işin her şeyini iyi biliyor. Kalite ve tasarım öncelikli bir markayız. Seri üretime geçseler Doğu Avrupa’nın IKEA’sı olabilirler ama farklı bir yol seçiyorlar. Bir ürünümüzde en ufacık bir çizik olsun, tüm aile toplanır. Babam hep, “sanayici değilim ben, tasarımscıyım” diyor. Müşterisine dokunmak istiyor. Bu yüzden de kulvarımız kaliteli ve lüks segmentte.

Kaç mağaza oldu?

9 yılda 20 mağaza oldu. Yurtdışında ilk 2 mağaza çok başarılı olmuştu. Ben de çok heyacanlanmıştım. Hayalim Soho’da mağaza açmaktı. Açtık. Apple’ın, Louis Vuitton’un olduğu caddede. O dönemde mobilyacılar da oradaydı. Fakat işler hiç iyi gitmedi ve tek tek mağazalar kapandı. Biz de o mağazamızı kapattık.

MUTFAKTAN MODERN MOBİLYAYA

 Aslında aile büyükleriniz mutfak üretimi yapıyormuş. Mobilyaya nasıl geçilmiş?

Çıkışı Milano Mobilya Fuarı. Babamı Milano’da gördüğü tasarım algısı etkiliyor. Dedem mutfakçı, babama da işi öğretiyor. 2 senede bir mutfak giriyor fuara. Babam da gidiyor. Babam fuar döneminde 2 gün mutfak gezip sonra mobilyacıları geziyor. “Biz neden yapmıyoruz?” diyor dedeme. Babam kaliteli ve modüler mobilyaları, siparişe göre üretim yapan mobilyacılarla ilgileniyor. Biz de böyle bir markayız. Sipariş üzerine yapıyoruz ürünleri, sıfır stokla çalışıyoruz biz de. Biz en büyük hacimle bunu yapan markalardan biriyiz. Siz gelip sandalyeyi beğeniyorsunuz, 8 farklı ahşap, 200 farklı kumaş, 5 farklı ölçüde alabiliyorsunuz, biz 4 haftada bunu üretiyoruz. Bizim gibi bunu yapan marka sayısı 10’u geçmez.

OTEL EN BÜYÜK SHOWROOMUMUZ

 Lazzoni Oteli’ni açtınız. Turizmde de büyüme hevesiniz mi oldu?

Hayır aslında mobilya işimiz için yaptık. Haliç Bölgesi de çok güzel gelişiyor. Otelimiz orada. Projeli işlere fiyat verdiğimizde hep pahalı kalıyorduk. Kaliteli segmentte iyi işleri alabilmek için yaptık oteli. Yaptığımız işleri en iyi gösterdiğimiz showroomumuz oldu orası. Biz mobilya markası olmaktan çok tasarım markası olarak büyümeye odaklandık.

 İşe yaradı mı?

Tasarım konusunda ödüller alıyor otelimiz. Dubai’de, Katar’da, Suudi Arabistan’da projeler aldık. Kuveyt’te bir proje üzerine konuşuyoruz. İstanbul’da da yeni bir otel için yer bakıyoruz.

TASARIMCILARININ ADI LAZZONİ

İlk tasarımcılarının adı Lazzoni

Lazzoni markasının adı neden Lazzoni diye merak edilir. Arhavili ve Laz olan aile kökleri nedeniyle mi Lazzoni denildi diye düşünülebilir ama değil. İlk modern mobilya tasarımlarına başlandığında marka İtalyan tasarımcılarla anlaşır. Onlardan birinin adı Lazzoni’dir. Ver marka bu isimle ilerlemeye karar verir.

 

Etiketler: GAZETEHABERLERİ


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı